Karakolda ayna var!

Köşekadıları arasında öfkeli ve haşin yazarlar daima olmuştur. Sırf bu özellikleri sebebiyle çok okunanlara da rastlanır. Oysa bu konumdaki insanlardan bilgili, dengeli ve insaflı...

Köşekadıları arasında öfkeli ve haşin yazarlar daima olmuştur. Sırf bu özellikleri sebebiyle çok okunanlara da rastlanır. Oysa bu konumdaki insanlardan bilgili, dengeli ve insaflı olmaları beklenir.
Radikal’den, hiçbirinizin itiraz edemeyeceğini bildiğim, sağduyu ve hoşgörü sahibi bir örnek verebilirim size; Türker Alkan. (İlaveten benim ideal köşeyazarı anlayışımın en mutena ve müstesna bir örneğidir Türker Bey dostum, bunu da belirtmeden geçmeyeyim.)
«Sorumsuzluk» başlıklı dünkü yazısının bir yerinde dün, bakın ne diyordu Türker Bey:
– «Sizi bilmem ama ben karakolların önünden geçmemeye çalışıyorum. Şaşıp, yanılıp bir karakoldan içeri girenlerin dışarı nasıl çıkacağı hiç belli değil.»
Aynı sayfada yer alan iki haber Türker Hoca’yı doğrular nitelikteydi. l Isparta’da Belediye Başkanı Özcan Kesmen’i eleştiren yerel gazeteyi, Başkan’ın emriyle tek tek toplayan belediye zabıtası memuru, elindeki gazeteyi vermemekte direnen Ahmet Kaya’ya öfkelenmiş ve kafa atarak burun kemiğini kırmış adamcağızın. Başkan, akrabası da olan öfkeli memura sahip çıkmış, onu savunuyor. l İstanbul-Beyoğlu Karakolu’nda üç polis, içeri aldıkları bir travestiye bu tercihi sebebiyle hakaret ve kötü muamele ettikleri, komiserle konuşmak isteyen adamı döverek bayılttıkları için Savcılıkça haklarında, üçer buçuk yıl hapis talebiyle dava açılmış. İlk duruşma tarihi 5 mayıs günüymüş. Karakolda merdivenden düştü gerekçesiyle dava talebi reddedilmediği için sevinmeliyiz.
O üç polis babalarından dayak yiye yiye ve gene babalarının analarını dövdüğünü göre göre büyümüştür, hiç şüpheniz olmasın! Ve Karakolda ayna var türküsünü dinleyerek...

Diyanet’ten Alevîlere selam
İlim irfan sahibi bir Diyanet İşleri Başkanımız var. Bundan ibaret de değil, kara cüppenin karartmadığı, iç açıcı bir din bilginidir Ali Bardakoğlu, ilahiyat hocası. «...DİR» dediğime bakmayın, bana uzaktan öyle gelir. Nitekim onun bir sözünü içeren her haberi dikkatle okurum ben de, her seferinde de «Oh be!» derim içimden.
Son dediği şu Bardakoğlu’nun, 10 Muharrem münasebetiyle daha önce de söylenirdi diyemeyeceğim bir açıklama. Milliyet’in haberinde bu açıklamadan «Aşure mesajı» diye söz edilmişti. Dün akşamki Muharrem İftarı’ndan da bu vesileyle haberdar oldum.
Bardakoğlu 10 Muharrem günü Kerbela şehitlerini anma bildirisinde, Hz. Muhammed’in Muharrem’i «Allah’ın ayı» diye nitelediğini ve 9, 10, 11 muharrem günleri oruç tuttuğunu hatırlattı. (10 muharrem, Hz.Muhammed’in torunu ve halife Ali’nin oğlu Hüseyn’in Kerbela’da şehit edildiği gün. İslamda Hz. Ali’ye bağlı tarikatlerin mensupları için, bu arada Alevîler için de ayrı bir önem taşır; kutsaldır, matem ayıdır. Ayın onuncu gününe kadar Fuzuli’nin «Mutluluğa Ermişlerin Bahçesi» (Hadika-üs-Süeda) adlı eseri, son bölümü onuncu gün bitirilmek üzere topluca okunur. Kerbela şehitlerinin ruhları için dua edilir. O gece ağırlanan dostlara aşure ikram edilir.
Bu 10 Muharrem’de Alevîlerin hatırlanmasının da bir anlamı var. Dünya Ehl-i Beyt Vakfı’nın Feshane’deki iftar yemeğine dün akşam Başbakan Tayyip Erdoğan da katılacaktı.
Tatsız savaş, ekonomik kriz haberleri yanında, işte size iç barışımızla ilgili güzel bir haber.

Dil Yâresi
Noktalı Virgül 
Türkçe dostlarından (Gündüz Mutluay)

  • Noktalı virgül iyiden iyiye unutuldu, terk edildi. Gençler neredeyse hiç kullanmıyor, dahası nerede kullanılacağını bildiklerini de sanmıyorum. 4 ocak pazar günü Radikal’de imzalı yazısı olan 15 yazarın yazılarına bakmıştım (Spor hariç). Altı yazar birer kere kullanmış. Yedinci bir tane kullanmış, ama yanlış yerde: iki nokta (:) yerine noktalı virgül (;) koymuş. Diğerlerinde noktalı virgül yok.
    Noktalı virgül, malum, nokta ile virgül arasında hassas bir yerde duruyor. Nerede duracağını kesin kes söylemek zordur. Ama bu «gereksizdir» anlamına da gelmez.
    – Gündüz Bey Dil Yâresi’nin devamlı dostlarındandır.
    Benim de düşünmeden kullanabildiğim bir noktalama işareti değil noktalı virgül. Gelin, Ömer Asım Aksoy’un bu konudaki uyarılarını bir kere de birlikte okuyalım.
    *
  • Fail, fiil ve meful (Özne, eylem ve tümleç) gibi unsurları arasına virgül konmuş olan cümleler (tümceler), noktalı virgül ile ayrılır: Hepsi az veya çokça bahçeli, şehnişinli, cumbalı, ekserisi boyasız, eski fakat temiz, şirin evler; çardaklı bir kahve; bir iki ufak dükkân; kısa, bodur minareli, sevimli bir mescit... (Ercüment Ekrem Talu).
  •  Anlamca birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan cümleler arasına konur: Belkıs, bütün felakete uğramış insanlar gibi tabiî, umumî bir insan olacaktı; Belkıs’ın bir türlü tabiîleşmeyen güzelliği de belki bu umumîlik içinde, birkaç gün sürecekti; ağlarken çocuklaşacaktı (Mithat Cemal Kuntay).
  • Aralarında anlamca karşıtlık, sebep-netice, güçlendirme, tamamlama ilgileri olan ve sırasıyla ama, fakat, yoksa, çünkü, bundan dolayı, netice olarak, bu sebeple, öyleyse, böylece, bundan başka, şu da var ki, ayrıca, öyle ki... gibi bağlaçlar’la (rabıtlar) bağlanabilen cümleler arasına konur: Bu yaz çok yorgundum; ama kısa bir dinlenme imkânı bile bulamadım. Anne, çocuğunu İstanbul’a göndermek istemiyor; öyle ki gözünün önünden ayrılmasına bile razı değil.
    Not: Noktalı virgül’den sonra gelen cümle’nin büyük harfle başlatılması gerekmez.