Kemal Derviş mi dediniz?

Daha önce söyleyen de olmuştur herhalde, ben Kemal Derviş adına ilk defa Güngör Mengi'nin yazısında rastladım (Vatan, 12 mart); cumhurbaşkanı adaylığı için bir fikir, bir teklif olarak...

Daha önce söyleyen de olmuştur herhalde, ben Kemal Derviş adına ilk defa Güngör Mengi'nin yazısında rastladım (Vatan, 12 mart); cumhurbaşkanı adaylığı için bir fikir, bir teklif olarak...
Ahmet Sezer'i -uzaktan da olsa- tanır tanımaz, Çankaya'yı içine sindiremeyeceğini düşünmüştüm. Aslında benim için çok bildik, çok güvenilir, çok saygıdeğer bir sima idi, Çankaya'nın son sâkini. Ama kendisine güç geleceği besbelli bir görevi üstlenmişti. Yoksa o makama üst düzey bir hukukçudan, bir yüce hâkimden, daha layık birini düşünmek elbette zordur.
Bu buluşmada neydi beni tedirgin eden? Sezer'de bir kusur, bir eksiklik mi vehmetmiştim?
Hayır, asla!
Sezer'in değil de, Türkiye'nin bir tuhaflığı vardı, nasıl ifade edeceğimi bilemediğim. Bir ülkeyi bir insana benzeterek tarif etmek mümkün olsa, alay edilmeyi de göze alarak:
– Bizim memleketimiz iyidir hoştur amma, adam sarrafı, insan sarrafı özelliğinden yana pek nasîbedar değildir, derdim. Pop lafından geçilmiyor, popüler'in kısaltmasıymış. Popülerlik de bildiğiniz gibi, «Halk tarafından sevilme, tutulma, ünlü olma, iyi tanınma, çok benimsenme» demek.
Bugünün Türkiye'sinde «en popüler»lerin kimler olduğunu sorsam, zahmete katlanıp birkaçını bir arada düşünür müsünüz? İsim söyleyin demiyorum, ben de vermeyeceğim zaten.
Sizden ikinci istediğim, aklınıza hemen geliverenler üzerinde biraz durmanız ve şu sualleri, hayır yüksek sesle değil, içinizden cevaplandırmanız:
– Bu insanlar seçecek olsaydı cumhurbaşkanını, adaylardan Ahmet Sezer'e oy verirler miydi?
– Gerekse herhangi bir konuda, Ahmet Sezer bu insanlara güvenip de görev verir miydi?
Bu adam ne demek istiyor diye öfkelenmeyin de, geçmiş yedi yılın olaylarını hatırlamaya çalışarak cevap verin:
Hayır, değil mi?
Ben söyleyeyim size:
– Ahmet Sezer cumhurbaşkanı oldu amma, bu toplum içinde popüler bir sima haline gelmedi. Diyebilirim ki her seviyeden insanımızın, birbirinden farklı da olsa onda yadırgadığı bir şey vardı.
Bu halin sebebi Ahmet Sezer'de aranmamalıdır. Hani, her halk layık olduğu yöneticiyi bulur, diye bir özdeyiş var ya! Bu, halkı yücelten bir ifade değildir.
Ama siyasette itici güç halktır. Ahmet Sezer'lerin, Kemal Derviş'lerin bu güçten kuvvet alması ihtimali hemen hiç yok gibidir.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Bir hanım okurum)

  • Adımı yazmayın, utanırım. Bazı anlamını bilmediğim kelimeler var ki gazetede okuduğumu anlamama da engel oluyor.
    Hakkı Bey, şu üç yabancı kelime tam olarak ne demektir: Travesti, heteroseksüel ve transseksüel. (Homoseksüel ile lezbiyen'i biliyorum: ilki «eşcinsel», ikincisi «eşcinsel kadın» demek.)
    – Travesti, «Kadın kılığına girip para karşılığı seks yapan erkek»;
    Heteroseksüel, «Karşı cinsi arzulayan»;
    Transseksüel, «Hormon tedavisi görüp ameliyat olarak cinsiyet değiştiren» kimse demek.
    (Anlam tariflerini Türkçe Sözlük'ten aynen aldım.)
    O kadın Nâzım'ın annesiydi
    Hata, her meslekte kaçınılmazdır, ama «Hatasız kul olmaz» meseli bence, özellikle gazeteciler için söylenmiştir.
    Bu girişten sonra size Cihannüma'da işlediğimiz bir hatanın kısa hikâyesini anlatacağım.
    Mavi Gözlü Dev filminin galasında «Yahu bu kokteylin sahibi yok mu?» diye söylenirken, uzaktan Suna Keskin'i gördüm. Selamlaştık, hal hatır sorduk. Yanımda Elif torun var, «Dede kimi selamladın?» diye sordu, anlattım.
    – Suna Keskin, dedim. Bu filmde Nâzım'ın annesi Celile Hanım'ı oynuyor. Eski bir tiyatrocu. Dormen Tiyatrosu'nun yıldızlarındandı. Bizim Erol Keskin'in eşidir.
    Evet, filmi seyrettikten sonra hazırladığım yazıyı dizsin diye Melek'e verirken, «İsimler için Alin Taşçıyan'ın Milliyet'teki yazısına bakabilirsin» dedim. Yazıda tereddüt ettiğim isimler varsa bu tedbire başvururum hep, hafızama da güvenemediğim için... Genç oyuncular vardı listede.
    Cuma yazısını ertesi gün evde okuyunca gördüm Celile Hanım rolünde Suna Selen adını. Bir telaş Melek'i aradım telefonla:
    – Suna Keskin'in adını niye değiştirdin?
    – Alin Hanım doğrusunu yazmıştı, dedi.
    Merak bu ya, dün gazeteye gelince ilk işim 7 mart tarihli Milliyet'e bakmak oldu. Evet, Alin Hanım arkadaşım, dalgınlığına geldi zahir, Suna Selen yazmış.
    – Melek unutma, bir düzelti notu koyalım, diyordum ki Suna Hanım (Keskin) aradı. İyi etti, bana sıcağı sıcağına kendisinden de özür dileme fırsatı vermiş oldu. Umarım, okurlarım da beni bağışlayacaktır.
    *
    Bu vesileyle bir hatıramı anlatayım. Yanımda fotoğraf makinem yok diye en çok hayıflandığım andır.
    Dolmuşla köprüden geçiyorduk, Karaköy'den Eminönü'ne doğru... Sırtında küfesiyle kara yağız bir hamal, durmuş, kızıl saçlı yaşlıca bir hanımla konuşuyordu. Dikkatle bakınca tanıdım, Celile Hanım'dı. Bir kutunun üstüne yatırdığı kağıdın bir yerini hamala imzalatmaya çalışıyor. Delikanlının teri de damlamış olabilir kağıda. İmzasını attı, selamlaşıp ayrıldılar.
    Celile Hanım'ın elindeki «Nâzım'ın Affı»nı isteyen dilekçenin bir nüshasıydı. İmza toplamaya sokaklara çıkmış.
    Kaçırdığım fotoğraf fırsatını düşünür müsünüz. Son Saat'te çalışıyordum o sırada. Cihat (Baban) Ağabey dayanamaz, birinci sayfada kullanırdı bu fotoğrafı.