«Kendigelen» bir mitingdi bu

Toplulukların, toplumun, duygu ve düşüncelerini doğru anlamak ve iyi anlatmak, kolay bir iştir sanılmasın. Laboratuvarlarda yapılan fizik deneylerine benzemez.

Toplulukların, toplumun, duygu ve düşüncelerini doğru anlamak ve iyi anlatmak, kolay bir iştir sanılmasın. Laboratuvarlarda yapılan fizik deneylerine benzemez.
Ankara'daki 14 nisan buluşması sıradan bir toplaşma değil, toplumsal bir hadisedir; evet önemli, ama açıklanması pek de kolay olmayan.
Millet, şu veya bu derneğin davetine icabet edeyim diye koşmadı Ankara'ya. Harekete karşı olan, umursamazdan gelerek karşı durmaya çalışan siyasî bir taraf var. Davetin sahibi görünenlerin desteği de bir tuhaf.
Özgül ağırlığı düşük, küçük bir çığırtkanlar çevresi var ki kürsülerde yırtınan hatipleriyle, bu kadar insanı başkentte biz bir araya getirdik deme gayretindedir. Büyük kitleler, bu zekâ fakiri garibanın farkında bile değil.
Haber televizyonculuğuna kötü not veriliyor. Olgunlaşmamış odaklar bunlar. Ders aldılar.
Ankara'dan katılanları anladım. Çeşitli şehirlerden kalkıp gidenlerin bir çözümlemesini yapan olsaydı, bütün söylenenlerden önce onları dinlerdik.
Gençler yok gibiydi, yaşlılar çoktu, diyen oldu. Çoğunluk kadınlardaydı, diyen var. Benim uzaktan edindiğim izlenim, partiydi, şu eğilimin veya tercihin sözcüleriydi, özellikle laik hanımlardı (Laikliğe karşı olanların toplantıya katılıp katılmadığını tartışan yok zaten) gibi değerlendirmeler pek tutarlı değil.
Cumartesi günü Ankara'daki cidden büyük topluluğun ben, evet bizim insanlarımızdan oluşmuş, ama değişik bir «paçal» olarak algıladım. Bugüne kadar bir benzerine hemen de rastlamadığımız... Tek kelimeyle adını koymakta zorlanmamızın sebebi de bu olmalı.
Ben bunu, tarafını belli etme derdi de olmayan insanlarımızın, «Aaa! Yetti bitti artık, bu işi fazla uzattılar» dürtüsüyle harekete geçmeleri, diye algılıyorum. Sahiplenme gayretinde olanlara rağmen, toplaşmanın daha çok bir halk hareketi, bir tarafsız ve aklı başında kitle tepkisi olduğu izlenimi bence ağır basıyor.
Siyasetçilerimizi, kötü şartlarda edinilmiş zararlı alışkanlıklarından kurtulmaya çağıran kitlesel bir uyarı bu. Bütünüyle bilinçli olmaya da bilir; içgüdüsel olması, toplumsal sağduyu niteliğini ortadan kaldırmaz.
En arsızların bile, bu kendiliğinden kalkışmayı sahiplenmekte bir duraksadıklarının farkındasınız değil mi?
Şimdi siyasî odakların vereceği sesi de dinleyelim bakalım. Gene konuşuruz.
Dil Yâresi
l «Yeliz Akkaya, güzelliğiyle tezat bir şekilde, hep kötü kadın rolleri oynadı.» (s.2, altbaşlık). / «Dayakçı kocaya maç gitmeme cezası» (s.10, başlık).
Bu iki cümleye 7 nisan tarihli Bugün gazetesinde rastladım. «Tezat teşkil eder (oluşturur) bir şekilde» denebilir. Maç gitmeme cezası, lafı da bir tuhaf. At binme gibi, maç gitme diye bir deyiş mi var?
Not: Hata haber metinlerinde değil, başlıklarda. İkinci cümlede haber metninde «Stada gitmeme cezası» deniyor.
Türkçe dostlarından (Uğur Derin)

  • Bahçeşehir Üniversitesi'ndenim. İki arkadaşımla bir kelimenin okunuşu ve bir cümle türü konusunda tartıştık, anlaşamadık. Size soralım, dedik.
    1. Olumlu bir cümleden sonra, «ki» eki kullanılabilir mi? Örnek: A. «Ben sınavda çok düşük not aldım.» B. «Dert etme, öbür sınavda düzeltirsin ki.»
    – «Ki» edatının (bağlacının) nerede, nasıl ve niçin kullanıldığı, sözlüklerde uzun uzun anlatılır. Açıp bilhassa baktım. İki cümleyi çeşitli amaçlarla birbirine bağlamaya yarayan «Ki»nin farklı kullanış yerlerini Meydan Larousse 11, Türkçe Sözlük 8, Ayverdi Sözlüğü 6 madde halinde anlatmış.
    Bakarsanız, sizin B şıkkındaki cümlenin Türkçe'de yeri olmadığını göreceksiniz.
    2. «Hacettepe» kelimesini, ilk hecedeki «A»yı uzatarak mı okuyoruz? Yani bizim oranın âdetleri gibi mi, yoksa üç adet kalem gibi mi?
    – Hacet'in «a»sı uzundur, yani Hâcettepe diye telaffuz edilir. Bakın Ayverdi Sözlüğü'nde şu bilgi de var: «Hâcet tepesi (çeşmesi, kuyusu) yanında edilen duaların daha çabuk kabul edildiğine inanılan tepe (çeşme, kuyu)» demektir.
    İncirin boyu çok uzamadı mı?
    Dün İsmet Berkan, «Daha önce sıkıntılı gibi görünen (yanlış oldu, o «gözüken» der) Başbakan'ın, son dört-beş gündür çok rahatladığını söylediler» diyordu. Rahatmış amma, kendi adaylığı konusunda hâlâ suskun. Biz bu ülkenin garip vatandaşları, soran yabancılara hâlâ «Kimin cumhurbaşkanı adayı olacağını Türkiye'de Başbakan Erdoğan'dan gayri bilen yok» demek zorundayız.
    Bu vesileyle ben de bir rahatsızlığımı söylemek istiyorum. Sevdiğim bir fıkrayla yaygın bir duyguyu anlatabilirim ümidiyle.
    *
    Anadolu'dan, kim bilir hangi yörenin evladı İstanbul'a gelmiş, bir inşaatta harç karıştırıyor. Gündeliğini almış, tek odalı evine dönerken gözüne, manavdaki iri, siyah incirler ilişmiş. Şundan yarım kilo ver emmi, demiş. Bilmediği bir meyve, onun köyünde incir yetişmezmiş. Pek beğenmiş, hepsini yemiş o akşam.
    Ertesi gün dönerken, manava uğramadan edememiş. Bakmış, incir yok tezgâhta. Manava soracak, ama adını da bilmiyor.
    – Hani demiş kara kara, üstü deri içi darı bir yemiş vardı...
    Manav, tezgâhtan aldığı bir patlıcanı gösterince de:
    – Hee oydu, demiş.
    Şikâyetini, ertesi akşam tekrar uğradığı manavın kendisine söylemiş:
    – Emmi, demiş; sen o yemişin hem boyunu uzatmışın, hem de tadını kaçırmışın, biliyon mu?