Kesik baş cinayeti tam sayfa

Aramızda görüş birliği sağlamanın güç olduğu konulardan biri de hayatımızdaki değişiklikler. Bunlardan mesela cinayet hadiseleri ile haberleri alanında benim ısrarla tekrarladığım, çünkü çok önemli bulduğum fark şudur...

Aramızda görüş birliği sağlamanın güç olduğu konulardan biri de hayatımızdaki değişiklikler. Bunlardan mesela cinayet hadiseleri ile haberleri alanında benim ısrarla tekrarladığım, çünkü çok önemli bulduğum fark şudur: günümüzde sık sık, vaktiyle görüp işitmediğimiz, gazetelerde, hatta filmlerde benzerini hiç görmediğimiz cinayetler işleniyor.
Bu konuda kendimi çevremdekilerden daha tecrübeli ve bilgili saymamın sebebi, hukuk okumuşluğum değil. Ben gazeteciliğimin ilk yıllarında polis-adliye muhabiri olarak da çalıştım. Bu ne demektir? Yıllarca İstanbul ve yakın çevresinde işlenen cinayetlerle yakından ilgilenmem gerekmiştir. Gazeteden okuyarak değil, failleriyle, mağdurlarıyla, ailelerinden insanlarla, yaşadıkları çevreyle de tanışarak, gerekenlerle ayrı ayrı konuşarak, polislerden, hekimlerden ek bilgiler alarak, dava duruşmalarını ısrarla takip ederek, kovaladığım cinayet hakkında, kahramanlarından sonra en çok şey bilenlerden biri olarak... diyorum, bu konuda benim de ilave iki laf etmeye hakkım olmak gerekir.
Ama gel de anlat. Eşime, dostuma, hatta meslekten arkadaşlarıma da kabul ettiremedim gitti. Dediğim de şu:
– Tabiri mazur görün, tarih vererek söyleyeyim: mesela 1950’li yıllarda, haydi İstanbul’da diye sınırlama da getireyim, bugünküler kadar «alengirli» cinayetler işlenmezdi.
Gene özür dileyerek şöyle diyebilirim: Katil adaylarının cinayet tekniği bugünküler derecesinde gelişmemiş ve çeşitlenmemişti.
– Haydi canım abartıp da yeni icatlar çıkarma, diyorlar.
– A mübarek hanımlar, Nuh deyip peygamber demeyen beyler, insaf edin! Dün Radikal, Münevver Karabulut cinayetinin ayrıntılarına -cinayetin işlendiği tarihten (3 mart 09’dan) 8 ay 15 küsur gün sonra bütün bir sayfa ayırmıştı. Münevver o sabah okula gitmek üzere Şişli’deki evlerinden erken çıkmış ve bir daha eve dönmemişti. Katil zanlısı Cem Garipoğlu’nun yakalanması 197 gün sonra mümkün olmuştu.
Hoş bir şey değil, gene de hatırlamaya çalışın: o gün bugündür bu feci cinayet hakkında neler öğrendik. Dün anlatılan sadece bir günün, cinayetin işlendiği 3 mart salı gününün hikâyesiydi.
Arkadaşı Damla sormuştu, çantasında bir pantolon bulundurmasının sebebini. Cem etek giymesine kızdığı içindi, o gün buluşacaklardı. O gün yedi kere mesajlaştılar. Cem bir sürprizden söz ediyordu. Cem’in o gün ilk işi çarşıdan bir testere satın almak oldu. Münevver de okulda bir ara pantolonunu giymişti. Cem onu Bahçeşehir’de oturdukları villaya götürdü. Kızı, onlardan sonra eve gelen babası ile Cem, birlikte bıçaklayarak öldürdüler. Baba gitti, Cem elindeki gitar çantasıyla bir taksiye binerek Etiler’de indi. Ağır çantasını bir çöp koyteynırına attı. Akmerkez’e gitti sonra. Arkadaşlarıyla biraz takıldılar. Cem eve geç döndü. Annesi her yanı silip temizlemiş, kan lekesi bırakmamıştı. Babası gelince Cem’i yanına alıp, saklanmak üzere Beylikdüzü’ndeki bir daireye götürdü.
Radikal’de cinayet gününün hikâyesi 19 paragraf halinde ve dakikası dakikasına anlatılmıştı. Seyrettiğim bir film olsa senaryosunu da, yönetimini de tutarsız diye, hangi seyirci inanır bu anlatılanlara diye küçümserdim.
Gerçeğe ne denebilir? Kızın kafasının kesilmesini, babanın, ananın ve amcanın da suçlandığı gibi ayrıntıları geçin.
– İnsanlar cinayet tekniği alanında ne kadar geliştiler, demek durumunda mıyız?
Bu dehşet verici gelişmeyi, sebepleri ve eski günlere dönmek için neler yapılması gerektiği konusunda bize ışık tutacak birileri yok mudur?

Başbakanın inadı inat...
Mehmet Tezkan Milliyet’te, «Sen onu bırak, diyordu; gazetelerde ilk okunan haber domuz gribinden ölenler... Tek muhabbet bu...»
İki şıktan biri herhalde!
Ya dünyamız gittikçe anlaşılmaz oluyor... Ya da sen, olanı biteni anlamakta biraz geç kalıyorsun.
Medya Kralı’nda Okan, masanın etrafındaki 6 kişiye sordu:
– Aşı yaptıracak mısınız?
Cevap sırası bana gelene kadar beş misafir de, gazeteciler, oyuncular, şarkıcılar, yani tanınmış, örnek kişiler peşi peşine:
– Yaptırmayacağız, dediler.
Bana da sordu Okan. Önce insanlar daha sağlıklı yaşasın diye ömür tüketenlere duyduğum şükranı söyledim, sonra bizim yönteme geçtim:
– Kalbim Dr. Mordo Bey dostuma emanettir. Altı ayda bir ziyaretine gideriz, beni bir elden geçirir. Bu hafta gideceğiz. Zeynep’le ikisi konuşur bir karara varırlar. Ben denileni yaparım, dedim.
Nedense güldüler. Okan «Zeynep kızıdır» diye bilgi verdi. Demek ki altı kişiden beşi bu aşıya karşı. Orada gülüp geçtik, ama sonradan düşündüm doğrusu:
– Bu 6’ya 5 oranı aynı zamanda Tayyip Bey’in seçimlerde alacağı oya işaret midir, dersiniz?
Dün okudunuz mu? Pandemi Bilim Kurulu Üyesi Prof. Vedat Bulut, Başbakanın tıp sahasında da halka hizmetten geri kalmayışının dökümünü vermiş:
– Başbakan’ın açıklaması toplumun yüzde 20’sini aşıdan caydırdı. Bunun ekonomiye bindireceği yük 200 milyon dolar civarında olur, diyordu.
Gün içi haberlerde takip edemedim. Dün sabah verilen bilgiye göre ölen sayısı 90’ı geçmişti; hastanelerde alıkonanlarsa 59’u ağır durumda 280 kişi.
Ne diyecek, diye Tayyip Bey’e bakıyorum. Başını geriye kaykıltıp, ısrarla:
– Olmayacağım, diyor da başka bir laf etmiyor.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Tevfik Çimen)
* Hakkı Bey, ummak, umut etmek ve ümit etmek, deniyor. Ben tereddüde düştüm, siz ne diyorsunuz?
– Şiar Yalçın’ın dediği geldi aklıma, ondan başlayalım. O, «Umut Farsça ümîd’in karşılığıdır, der. Herhalde Türkçe ummak fiilinden yola çıkarak halk ağzında ümüt şeklini almış olabilir. Umut etmek ise yanlış; doğrusu ümit etmek. Çünkü etmek yardımcı fiili yabancı kökenli isimleri fiil yapmak için kullanılır: Şikâyet etmek, tecrübe etmek, rahat etmek... denir. Uyumak fiilinin uyku etmek şekli yoktur.