«Kâtip, ahvâlimi böyle yaz!»

Okuru durdurup düşündüren haberleri seviyorum. Sayfaları kullanışlı biçimde ve zevkle düzenleyen gazetecileri de sevdiğim gibi. Dün, Hürriyet'in 17'inci sayfasında böyle bir köşe vardı.

Okuru durdurup düşündüren haberleri seviyorum. Sayfaları kullanışlı biçimde ve zevkle düzenleyen gazetecileri de sevdiğim gibi. Dün, Hürriyet'in 17'inci sayfasında böyle bir köşe vardı. Ve köşede dört haber.

  • Emine Eker, Alanya'daki Çevre Derneği'nin başkanı. Küresel ısınmanın beklenen bir sonucundan da o söz etmiş. Deniz kaplumbağası Karetta karettalar değişen iklimden hiç işitmediğimiz bir şekilde etkilenirmiş. Yavrular yumurtadan, erkekse 26, dişiyse 32 derece sıcaklıkta çıkarmış. Beklenen hal: «Bu yıl karettalarda dişi yavru patlaması yaşanacak!» Geçen yıl oran yüzde 85 dişi yavruymuş. Dengesizliğin artmasından korkuluyor.
    Ben, bilimsel bir zarafetle «Küresel ısınma» dediklerinin, kıyametin ilk işaretleri olmasından korkmaya başladım zaten.
  • Böylesine bir felaket ihtimali karşısında insanın, nahif olduğu kadar da soylu, şu gidişe karşı durma çaba(lama)sına bakın!
    Tayvan'da biyoloji öğretim üyesi bir hanım (Hwang Mei-hsiu), ne ayıp demekte acele etmeyin, «Ayıların Anası» ilan edilmiş. Vahşi Hayatı Koruma Enstitüsü adlı kuruluşta çalışıyormuş. (Hiç işitmedim, bizde de benzeri bulunan bir kuruluş mudur?) Ayılar anası sıfatının sebebi, bu hanımın, 1 500 ila 3 500 metre arası yüksekliklerde yaşayan ve nesli tükenmek üzere olan Formoza siyah ayılarının büsbütün yok olmasını önlemek için yıllardır sarf ettiği gayret.
  • Bir örnek kadın da, doktor Gülsim Dolgun. İzmir'de yaşıyor. Bir yerden diğerine beş yıldır bisikletiyle gidip geliyor. İşi ile evi arasında, çarşıya alışverişe gittiğinde, hafta sonu gezilerinde hep bisiklet. O, «Doğayı daha fazla tahrip edemeyiz» diyor. Ulaşımda bisiklet yaygınlaştırılmalı, düşüncesinde... (İstanbul gibi inişi çıkışı bol bir şehirde bisikletle halimizin ne olacağını da biz düşüneceğiz artık!)
  • Avrupa Birliği 2007 Vergileme Forumu, Brüksel'de toplanmış. Toplantıda, karbonmonoksit emisyonu yüksek olanlardan başlayarak, çevreyi çok kirletenlerden daha çok vergi alınması konusunda fikir birliğine varılmış. Öyle ki, toplam vergiler içinde çevre vergilerinin oranı yüzde 7-8'lere kadar çıkarılacakmış. Biz de uyalım, diyeceksiniz. Haberin devamı şöyle:
    «Bizde akaryakıttan alınan özel tüketim vergisi, toplam vergilerin yüzde 18'ini buluyor. KDV ve motorlu taşıtlar vergisiyle yüzde 22'ye yaklaşıyor.»
    Pir Sultan Abdal'ın Kâtip ahvâlimi şâha böyle yaz! dediği...
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (M.Gürlesin ve V. Can)
  • Biri resim-fotoğraf kelimelerinin kullanımında hata ettiğimi söylüyor. Diğeri «Neden fotoğraf kelimesini kullanmadağınızı merak ettim» diyor.
    – Otomobil yerine çoğu zaman araba dediğim gibi, fotoğraf yerine de çoğu zaman, evet resim diyorum. Bir defa açın sözlükleri, bu iki kelimenin anlam tariflerinde karşılıklı tekrarlandığını göreceksiniz. Bakın vesikalık fotoğraf maddesine, karşısında vesikalık resim tarifini bulacaksınız; vesikalık resim maddesindeki karşılık da vesikalık fotoğraf'tan ibarettir.
    Resmini yaptırmak ve resim çektirmek, anlamı karışan ifadeler değil.
    Şöyle de diyebilirim: resim ile fotoğraf arasında, mesela ressam ile fotoğrafçı arasında olduğu gibi kesin anlam farkı yok.
    İki okuruma teşekkür etsem de, eleştirilerini haklı bulmuyorum. Resim, kapsamı çok geniş bir kelime. Ben, fotoğraf da resmin bir çeşididir, diyorum.
  • Aslı Beyazıt tevahür'ü sordu. Ben tevafür, tevakül, tevarüs, tevatür gibi kelimeler saydım, sakın bunlardan biri olmasın, diye (Radikal, 20 mart).
    İlk ses Kemal Kırar'dan geldi: «Atillâ İlhan'ın Porno şiirinde «tevahür» kelimesi geçer, dedi; ama aynı gün ikinci bir e-postayla şair galiba tehavür (muhavere'den gene anlamında) yazacağına, yanlışlıkla tevahür yazmış» dedi.
    Son noktayı dostum Füsun Akatlı koydu: «Aslı Beyazıt'ın sorusuna verdiğiniz cevaba baktım da, acaba tefahür'ü («övünme») soruyor olmasın, dedim. Malûm, ile 'yi sık sık karıştırıyorlar: şevkat, müşvik örneklerinde gördüğünüz gibi...»
    Sevgiler ve teşekkürler.
    Ana-babalara yakın bir film
    Pazar günü birçok kişiden işittim ve çok da sevindim doğrusu. Evlerine erken dönmek istiyorlardı: Fox Tv'de gösterilecek Babam ve Oğlum filmini seyretmek için.
    Bu kış seyrettiğim bizim filmlerimiz arasında beni en etkileyeni bu oldu. Sinema yakın gelecekte, tiyatrodan, romandan, bu arada televizyon dizilerinden daha anlamlı, daha etkili bir yer edinecek kültür hayatımızda diye, Babam ve Oğlum'u seyrederken düşündüm.
    Türkiye gibi nesiller arasındaki çatışmayı çoğu yerden daha yoğun yaşamış bir memlekette, bu meseleyi ele almış ve iyi işlemiş romanları, oyunları, dizileri sorsam... Ne cevap verirdiniz?
    Sahiden soruyorum, Turgenyev'in Babalar ve Oğullar'ından gayri ne gelirdi aklınıza? O da bizden bahsetmez...
    Babam ve Oğlum'da Hüseyin Ağa'nın (Çetin Tekindor) meselesi, çocuklarımın üniversite çağını düşününce, bana hiç de yabancı değil. Bana ve kendi vatanında genç evlatlarının hayatından endişe ederek yaşama durumunda kalmış bütün ana-babalara. Başka kim eğildi bizim bu meselemize?
    Sinema bunu ve buna benzer meselelerimizle bizi, duygu ve düşünce alanında bir kere daha yüz yüze getirmeyi denemeye başladı. Ona seviniyorum.
    Filmi, yönetmenini, oyuncularını daha önce burada konuşmuştuk. Bu defa artan seyircilerini kutluyorum.