Kulağa iyi gelen konuşmalar

Ani ve sert iklim değişiklikleri insanın huzurunu bozmakla, keyfini kaçırmakla kalmaz; hissedilir verim düşüklüğüne de yol açar. Az da olsa, günümüzün Türkçe'sine başarıyla çevrilmiş deyişler var, fasit daire gibi.

Ani ve sert iklim değişiklikleri insanın huzurunu bozmakla, keyfini kaçırmakla kalmaz; hissedilir verim düşüklüğüne de yol açar. Az da olsa, günümüzün Türkçe'sine başarıyla çevrilmiş deyişler var, fasit daire gibi. İçinizde yeni şekliyle kısır döngü'ye itirazı olan var mı? Zannetmiyorum.
Bakın bu deyiş Ayverdi Sözlüğü'nde nasıl tarif edilmiş: «Dönülüp dolaşılıp aynı noktaya gelinen ve bir sonuç vermeyen, içinden çıkılmaz düşünce veya olaylar silsilesi».
Yalnız düşünceler ve olaylar mı? Basiretten yana nasipsiz ve seviyesiz tartışmaların da tez zamanda kısır döngüye dönüşmesi kaçınılmaz olur.
Olur değil, oluyor!
Bir an durup kendi halimize baksak, hayli zamandır içine düştüğümüz kısır döngüden nasıl da kurtulamadığımızın farkına varacak kadar izanımız, umarım kalmıştır.
Fark ediyormuşuz gibi bir iklim değişikliğini siz de hissetmediniz mi? Şu son iki üç günde... İktidar ve muhalefet liderlerimiz, bir soğuk algınlığıyla sesleri kısılmış da hançerelerini biraz dinlendirmeleri gerekmiş gibi, sağda solda nutuk ve ona buna laf atmadılar.
Universitelerin öğretim yılı açılış törenlerinde Onbirinci Cumhurbaşkanı konuştu. Sözleri bana, her şeyden önce «tanıdık» geldi. Kişiliğini beğendiğim ve çok da sevdiğim Ahmet Sezer'in, kendiliğinden tutmamış bazı (yeni teklif) kelimeleri benimsetme gayretini, ne yalan söyleyeyim yadırgıyordum. Abdullah Gül'ün, eskici-yenici zaaflarından arınmış, ılımlı ve temiz bir Türkçe'si var. Mizaç olarak da nobran değil. Öyle olanlardan da söz ederiz, hatırladınız mı? Nobranlığın siyasetçiye sadece zarar verdiğini de, her seferinde hatırlatarak.
Cumhurbaşkanı Gül, üniversitelerin gönlünü almakla kalmadı. Bu vesileyi değerlendirerek, üniversitelerin ne olduğunu ve neye yaradığını, bilene bilmeyene bir kere daha anlattı. Apaçık bir ifadeyle. YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'le başbaşa görüşmeyi de ihmal etmedi.
Siyaset alanında yüksek sesle konuşma üslubumuzun da, bu arada gözden geçirilmeye ihtiyacı var.
Kötü havaların sona ermek üzere olduğu ümidini veren ılımlı ve aklıbaşında bir ses de, sekiz önemli sivil toplum kuruluşu adına konuşan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'ndan geldi. İş dünyası adına:
– Toplumu kamplara bölecek, kutuplaşmalara yol açacak bir şeyin içinde, burada oturan (patron ve işçi temsilcileri) kimseyi göremezsiniz.
«Mahalle»nin falına bakalım
Bir kelime birdenbire çok kullanılmaya başlarsa, açar bir sözlüğe bakarım. Anlamını bilsem de bakarım. Bu kelimeyle dilimiz deyimler yapmış mı, diye... Mesellerde kullanılmış mı, diye...
Merak ettiğim nedir bilir misiniz? Bir halk atasözlerinde, deyimlerde kullanacağı kelimeleri, şairin dizelerinde kullandıkları gibi, anlamını ve sesini sevdiği kelimelerden seçer. Deyimde yerine oturmadıysa, zamanla ondan vazgeçip yerine bir başka kelimeyi yerleştiren de halktır. Bu ameliye bazen asırlar sürer...
Ve bu yüzdendir ki ben, deyimleri, meselleri hiç değiştirmeden, aynen kullanmaya özen gösteririm. Bu mahalle baskısı deyişi yüzünden, mahalle kelimesine de baktım.
Bir meselde kullanılışına rastlamadım. (İyiye işaret değildir.)
Deyimlerde de severek, benimseyerek, saygı duyarak kullanılmışa pek benzemiyor. Gelin bir de birlikte bakalım!

  • Mahalle baskını (Yabancı bir erkek girdi ihbarı üzerine, polis, bekçi, muhtar ve imamın eve girerek suçüstü yapmaları).
  • Mahalle çapkını (Beceriksiz çapkın).
  • Mahalle çocuğu (Sokakta gezen, iyi terbiye almamış çocuk).
  • Mahalle kabadayısı (Koruyucu tavırlı, gözü pek mahalleli).
  • Mahalle kahvesi gibi (Kalabalık, gürültülü, havasız yer).
  • Mahalle karısı (Terbiyesi kıt, kavgacı kadın).
  • Mahalleyi ayağa kaldırmak (Aşırı gürültü ederek etrafı velveleye vermek).
  • Mahalle-i hâmûşan (Sessizler mahallesi. Mecazî anlamıyla, mezarlık).
  • Kenar mahalle (Merkeze uzak, fakir semtleri).
  • Yedi mahalle (Cümle âlem, bütün herkes).
    Nasıl bir baskısı olabilir ki?

    Türkçe dostlarından (Kemal Güngör)
  • «Düdük» kelimesinin Ermenilerin nefesli çalgısı «Duduk» ile bir bağlantısı var mı, merak etmekteyim. Bilginiz varsa, benimle paylaşır mısınız?
    – İsmet Zeki Eyuboğlu, Etimoloji Sözlüğü'nde Düdük'ün Eski Türkçe'de «emzik» anlamına gelen tütek (tüdek>tüdük>düdük) kelimesinden geldiğini söylüyor. Türkistan'da kullanılan tüdek adlı nefesli bir çalgıdan da söz ediyor. Tüt kökü Türkçe'de «üflemek, tüttürmek» anlamını içerirmiş.

    (Arif Bilgin)
  • Tufan Türenç'in bir yazısının başlığı «Dışardakiler ve içerdekiler»di. «Dış» kökünden türemiş olan «dışarı» kelimesini olduğu gibi kullanmak ve sonraki ekleri de «dışarı+dakiler» olarak yazmak gerekmez mi? Aynı itiraz «İçerdekiler» için de geçerlidir.
    – Söylerken orta hecenin seslisini düşürme eğilimindeyiz: burada yerine burda, makiyaj yerine makyaj dememiz gibi. (Bu durumu imla kılavuzlarında Ömer Asım Aksoy benimserken, yeni TDK reddetmektedir. Bu iki kılavuz içeridekiler-içerdekiler, dışarıdakiler-dışardakiler imlalarında da aynı farkı gözetiyor.
    Bir istisnası var. Dışarılıklı sıfatında her iki kamp da iç hecelerdeki «ı» seslerinden birinin düşmüş olmasını benimsiyor. Bu kelimeler dışarlık ve dışarlıklı diye yazılıyor.
    Yani Tufan Türenç'e yanlış yazmışsın, diyemeyiz.