Kulak verilecek sesler

Orada, alkışlanma gibi bir lüksü bulunmayan</br>İMF. Burada, çözüm üretilemeyen ve yönetilemeyen bir ülke. Arada, bence bu üçlünün en masumu Kemal Derviş.

Orada, alkışlanma gibi bir lüksü bulunmayan
İMF. Burada, çözüm üretilemeyen ve yönetilemeyen bir ülke. Arada, bence bu üçlünün en masumu Kemal Derviş.
Çözümler üretmek üzere bir araya gelen bu üçlü de, yeni anlaşmazlıklara yol açıyor.
Dokuzuncu'nun «Konuşan Türkiye» idealini iyi ifade eden bir deyiş üretildi son yıllarda: ağzı olan konuşuyor. Ama dediğine en çok kulak verilen kimdir; daha doğrusu kimlerdir? Darılmasınlar:
- En çok gürültü edenler, diyeceğim.
Yani, davulun tokmağını elinde tutanlar! Kim bunlar, diye sormayacağınızı umarım. Beni, bizim «çok okunanlar»'-dan birkaçının adını vermek durumunda bırakmazsınız.
Bilerek, düşünerek, ve serinkanlılığını koruyarak yazanlar, söyleyenler de var. Bu hengâmede onlar, hak ettikleri ilgiyi görüyorlar mı acaba?
Radikal okurlarına zaman zaman, gazetelerinin diğer yazarlarından alıntılar aktarmaya kalkmamı, işgüzarlığıma vermediğinizi, hoş görüyle karşıladığınızı umarım. Ekonomi yazarlarımızdan Baran Tuncer, sözünü ettiğim sakin ve sağlıklı değerlendirmeleri yapanlardan biridir. 3 haziran tarihli yazısından birkaç cümleyi birlikte okuyalım, sonra kendi kafamızca düşünmeye gene devam ederiz:

  • «Altında kimin imzası olursa olsun, Kemal Derviş dışındaki hükûmet üyeleri yürürlükteki İMF programını yeterince anlayabilmiş değildir. Hatta çoğunluğun, niyet mektubunun tamamını okuduğunu da sanmıyorum».
  • «Bunu çok da yadırgamıyorum. Program o kadar büyük bir hızla hazırlanmıştır ki, bazı konularda ilgili bakanlığın görüşünün bile alınmamış olduğunu tahmin ediyorum».
  • «Türkiye neredeyse kendi sorunlarını çözemeyen, ancak İMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların baskısıyla sorunlarının üzerine gidebilen bir ülke konumuna getirilmiş durumda. Yıllardan beri bekletilen bir sürü yasa ve tedbir, sırf dışarıdan para gelecek diye, birkaç ay gibi bir süre içinde gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Böylesine bir telaş içinde, yeterince hazırlanmadan yapılacak değişikliklerin, bir süre geçtikten sonra yeni sorunlar yaratması kaçınılmazdır».
  • «İMF'ye verilen niyet mektubu bu hükûmetin başına dert açmaya devam edecektir. Çünkü yapılan vaatlerin önemli bir kısmı hükûmet tarafından yeterince irdelenip özümsenmemiştir. Sorunlar karşımıza çıktığı zaman fazla şaşırmayalım».
    ***
    Prof. Baran Tuncer, on beş yıllık Dünya Bankası tecrübesi olan bir iktisatçıdır. Birçok ülkenin yapısal uyum programlarının hazırlanmasında görev almış, ABD üniversitelerinde ders vermiş bir bilim adamı.
    Yazdıkları basit tespitlerden ibaret değil, aynı zamanda çıkış yolunu da gösteren uyarılardır.
    Dil Yâresi
    Seri katil terimi aldı başını gidiyor. Yanlış! «Seri cinayetler işleyen katil»dir söz konusu olan. Ama uyarılar kâr etmiyor.
    Denemek için bir teklifte bulunacağım: sıracı katil, desenize! Belki beğenilir ve tutulur da, çok göze batan bir yanlıştan kurtulmuş oluruz.
    Lidere her yerde ihtiyaç var
    Lider deyince yalnız siyasî parti genel başkanlarını hatırlamaktan vazgeçmeliyiz. Hasretini çektiğimiz bu insanlara her alanda, ama acilen sivil toplum ve meslek kuruluşlarında ihtiyacımız var.
    Sadece Başbakanlık'taki çirkin yumruklaşmayı kastetmiyorum. Kötü örnekten yana zengin sayılırız. Bu dediğim, hiç iyi örnek yok anlamına da gelmesin!
    Olmuş meyveleri ağacından toplamaya geldi sıra, demek istemiyorum. Önce ihtiyacımızı, beklediğimizi belli ederek, boy gösterenleri sahiplenip destekleyerek bu oluşuma el ve gönül birliğiyle hizmet etmeliyiz.
    Zaman zaman yanılmayı da göze alarak.
    Dikkatle bakın etrafınıza! Boy veren ilk örnekleri seçerek cesaretleneceksiniz.
    TELAYNAK
    Okurlarımdan Hüseyin Algın, Radyo Best FM sunucularından Arzu Çağlan'dan şikâyetini yazdı bana. Özetle yayımladım.
    Bu defa sunucudan bir mektup aldım. Bitirdiği okulu, 10 yıldır medyada çalıştığını, Radikal-İki'de müzik yazıları yazdığını, rekor sayıda ödül aldığını, stil köşesi yazarı olduğunu, New York muhabirliği yaptığını, bir haber portalı yönettiğini söylüyor.
    «Bana bir özür yazısı borçlusunuz» diyor.
    Radikal-İki yazarını tanımamaktan sıkıntı duyarım, ama hepsini tanıdığım iddiasında da değilim.
    Arzu'nun İnleyen Nağmeleri (Radyo Best FM, 4 haziran) adlı programı bir süre dinledim.
    Duru Lady'nin programıymış. Bir yayında sponsorun adı bu kadar çok geçer mi, diye duraladım. Bunun bir ölçüsü yok mudur?
    Arzu Çağlan, niteliklerini yukarıda saydı ya, şimdi kendinden pek emin ve memnun biri izlenimi veriyor. Çeyrek erkeksi bir sesle, sevimli olduğuna inanmış, aslında pek sevimli olmayan bir tavırda konuşuyor. Kendi söyler kendi güler bir şuhluğu da var.
    Anlaşılan dinleyicisi de var; «Bundan iyisi Şam'da kayısı» gibi laflardan hazzeden... Allah sayılarını artırsın!
    Anlamadığım şu:
    - Bu hanımın niteliklerine sahip olan ve yaptıklarını yapabilen sunucular eleştiriden «vareste»midir?
    (Not: vareste'deki «a» uzun söylenir.)