«Kürtçe de bir dil» diyebildik

Tam 46 yıldır tekrarlamaktan bıkıp usanmadığım bir uyarıyı (Burada da anlatmışımdır hiç şüphesiz, sizlerden de özür dileyerek) bir daha tekrarlayacağım.

Tam 46 yıldır tekrarlamaktan bıkıp usanmadığım bir uyarıyı (Burada da anlatmışımdır hiç şüphesiz, sizlerden de özür dileyerek) bir daha tekrarlayacağım. Kürtçe hakkında nihayet değişen tavrımızdan o kadar memnunum ki, bu duygumu her şekilde dile getirmekten kendimi alamıyorum.
Hoş görün ve lütfen bir kere daha dinleyin beni! Türkiye’de büyük gecikmeyle alınan, açıklanan ve uygulanmaya başlayan bu karar, Cumhuriyetimizi hatalarından ayıklama hareketinin çok gecikerek de olsa nihayet sonunda başladığına işarettir, diye düşünüyorum. Sevincimin sebebi bu! Başka ne olabilir?
46 yıl o kadar çok anlattım ki, uzun uzun tekrarlamaktan kaçınmalıyım. Kısa söylemeye çalışayım.
*
Şükrü Baban Hocam 1963’de (yani kuruluşumuzun kırkıncı yılında) bir haberi işaret etti, okudum. Siirt’in oralarda bir köyden diğerine heyet gitmiş. Komşu köyden bir tanıdıklarına, ailesiyle birlikte kendi köylerine göçmesi dileğini iletmişler; ev, tarla ve birkaç baş hayvan verebileceklerini de ilave ederek.
Davetin sebebi yerel seçimlermiş. Malum seçilecek muhtarda aranan olmazsa olmaz şartlardan biri de, adayın Türkçe bilmesidir. Çünkü efendim, davet sahibi Kürt köyünde Türkçe bilen, yani muhtarlığa aday olabilecek bir Allahın kulu yokmuş.
Hocam, ki o da Kürt kökenli ve ünlü bir ailenin evladıydı, sordu bana o zaman:
– Sence Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt politikası nedir?
– Asimilasyon değil mi Hocam, dedim?
– Anlamını da söyle o zaman!
– Asimilasyon! Yani «Kendine benzetme, bir tutma, sindirme, kendi içinde eritme, özümseme, kendine mal etme...» değil mi Hocam?
– Tamam! Bir sualim de şu sana: ahalisi arasında Türkçe de bilir tek fert bulunmayan köyler olduğuna göre, Cumhuriyet’in 40’ıncı yılında asimilasyon politikası hedefine ulaşmıştır, diyebilir miyiz?
– Diyemeyiz Hocam, dedim utanarak, üzülerek.
Onunki de öfke değil, bir teessüfün ifadesiydi zaten.
Cumhuriyet’in 40’ıncı yılında hoca-talebe birlikte dert edindiğimiz hatadan kurtuluşun ilk adımını, o günden bir 46 yıl daha sonra nihayet attık, diye seviniyorum. Bunu bana çok görmeyin!
Ve Dil Yâresi köşemde artık «Kürtçe dostları» başlığını da kullanabilir miyim, diye düşündüm. Bunun için bana, Türkçe’yi de, Kürtçe’yi de iyi bilen bir gönüllü yardımcı lazım.

Yılbaşı gecesi tv kanalları
O gece Zeynep kızım ve Yüksel oğlumla sofraya bir oturduk ki, kalkışımız sabahın saat 02.00’sini buldu. Efradı aile, gençler apayrı olmak üzere dörde bölünmüştük.
Kumanda Yüksel’de. TR1’den başladık. (Hatırımda kalanları söyleyeceğim.) Muazzez Abacı vardı. Ve Komedi Dükkânı. Kanal D’de Çok Güzel Hareketler Bunlar ve Beyaz Show. Bunlar hafızamda yer edenler. Atv’de Avrupa Yakası’nı, Show’da Var Mısın Yok Musun?’u, CNN Türk’te Kürşat Başar sofrasını, NTV’de üç sunuculu programı gördük, Sezen Aksu’yu durup dinledik. Ben TRT2’de geçmiş yılbaşı programlarından seçmeleri görmek istiyordum, vakit kalmadı.
Sorun şimdi:
– 2008-2009 yılbaşı gecesi tv programları nasıldı? diye.
Cevap vereyim:
– Bütün olarak ahım şahım değildi. Tolga Çevik’i (Komedi Dükkânı) gülüp eğlenerek (görmez adamı göstereceğiz dedilerse de maskeliydi) seyrettik; Sezen Aksu’yu hazzederek dinledik.
Diğerlerine de baktık elbette.
Televizyon yayınları benim de gözlemlemeye çalıştığım bir alan; önem verdiğim, toplum üzerinde çok etkili olduğuna inandığım bir yayın şekli.
Bir tarihte yılbaşı gecelerinin tek suali vardı: Dansöz çıkacak mı, çıkmayacak mı? diye...
Bu yılbaşı gecesi televizyondan, oryantalle kıyaslanamayacak kadar çok şey beklediğimizi fark ettim. Yöneticilerin şöyle bir silkinip hareketlenmesine ihtiyaç var: yeniliklere, yaratıcılığa doğru.

Dil Yâresi
KÜRTÇE?DOSTLARINA
* Türkçe olarak diliniz hakkında nereden bilgi edinebiliyorsunuz diye Meydan Larousse’a baktım. KÜRTÇE kısacık bir maddeye sığdırılmış. Aynen alıyorum:
«Kürtçe bugün dağınık olarak Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Rusya’da yaşayan Kürtlerin dilidir. Kürtlerin belirli bir alfabesi yoktur; başka dillerin alfabelerinden faydalanmışlardır. İran, Irak ve Suriye’de yaşayanlar Arap alfabesini, Rusya’da yaşayanlar Rus (Yoksa Kiril mi, demeliyim?), Türkiye’de yaşayanlar da Türk alfabesini kullanırlar. Türkiye’deki Kürtler «h» ve «g» sesi için X, «k» (kalın «k») sesi için Q, «v» sesi için W, «e»’yi biraz uzatmak için Ê harflerini kullanagelmişlerdir.
«Kürtçenin birbirinden oldukça farklı üç lehçesi vardır: Kurmanci, Kelhurî ve Goran.
«1897’de Petersburg Akademisi Kürtçe-Rusça-Almanca sözlükte, Türkçe, Farsça, Arapça, Çerkezce, Gürcüce, Keldanîce vd bazı dillerden alınmış 8 307 kelime vardır.»
*
Bundan böyle Dil Yâresi’ne Kürtçe’nin meseleleri de dahildir. Tekrar ediyorum: Kürtçe konusunda danışmanlara ihtiyacım var, haberiniz ola!