Kürtçe nihayet serbest

Türkiye?nin Kürtlerine, yani bu yurdun bir kısım evladına karşı işlenen en büyük kusur, Kürtçe?nin (Yalnız fiilen değil hukuken de) yasak dil muamelesi görmesiydi. Bence, Kürt...

Türkiye’nin Kürtlerine, yani bu yurdun bir kısım evladına karşı işlenen en büyük kusur, Kürtçe’nin (Yalnız fiilen değil hukuken de) yasak dil muamelesi görmesiydi. Bence, Kürt meselemizin en önemli kalemi de buydu. Evet, PKK terörü hunharlığından da önce, Kürtçe’nin yasak dil ilan edilmiş olagelmesiydi. Çözüm hamlesinin dil ambargosunu kaldırarak başlatılması yerinde bir karar.
Bilirim PKK terörü demek, bu memlekette on binlerce insanın yok yere feda edilmesi, kurban verilmesi, bir o kadar ailenin ve milletin kedere gömülmesi demektir. Bunun böyle olduğunu bile bile, Kürtçe’nin özgürlüğünü kazanması, meselenin çözümü yolunda atılmış en önemli adımdır, diyebiliyorum.
– Artık yasak değil! Buyrun anadilinizi konuşun, yazın, demekle halledilecek mesele değil, onu da söyleyelim.
Göze alınması gereken noksanlarımız, hatalarımız olacaktır. Nitekim oldu. Başbakanımız «Hayırlara vesile olsun!» temennisini bu defa Kürtçe dile getirmek istedi. Onun da telaffuz hatası oldu mu bilmiyorum, ama biz gazeteciler bu iyi niyetli jesti yazıyla ifadeye kalkınca, Radikal’in dünkü manşetinde tek kelimeyle ifade edildiği gibi, alenen «çuvalladık».
Bana göre çok olumlu bu kararı, Evrensel gazetesinin yaptığı gibi «Suç duyurumuzdur» başlığıyla karşılamayı doğru bulmadığımı da söyleyeyim. Duyurunun açıklaması şöyleydi: «Kürtçe için tutuklanan, dayak yiyen, okuldan atılanlar adına Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz.»
Aynı gazete «İlaç olsun diye bir kere bile nevroz yazmayan nevruzcu medya ne yapacağını şaşırdı» diyor. Anlamakta güçlük çekerim. Ben gerçekten sevinir ve bu iyileştirme hamlesinin devamını dilerken, şikâyetçi olmalarını haklı bulduklarımın kararı kindar bir ifadeyle karşılamalarını yadırgıyorum. Aklıma, geçimini anlaşmazlıklardan sağlayan ucuz siyasetçiler geliyor.
Bu faydasız ve sevimsiz tutumdansa, yerlerinde olsam q,w, x harflerinin Kürtçe’de hangi sesleri ifade ettiğini açıklamaya çalışırdım. Ve Eskişehir’i Xizir adıyla anma talebinde de bulunmazdım.
Kürtçe «Hayırlı olsun!» sözünü doğru dürüst yazamadıklarını fark edince okurlarından özür dileyen gazetelerden öğrendim, mesela bi xêr be yazılıp «bı ğer be» okunduğunu. Bu «x» harfinin «ğ»nin karşılığı olduğu anlamına mı gelmektedir? (TRT6’nın metin yazarlarından Abidin Parıltı söylemiş bunu. Radikal, 31 aralık).
Fayda kavgayı illâ sürdürmekte değil, doğru yönde ilerlerken yardımlaşmaktadır, demek istiyorum. İmla güçlüklerinden daha zor çözümlenebilecek meselelerimiz de olacak.

Ah bu «Yeni Yıl» yazıları
Müzeyyen Senar’ın Bodrum’da yeni çekilmiş bir fotoğrafını gördüm (Sabah, 30 aralık). Çayını içiyormuş. Televizyon dizilerini seyrediyormuş. Onu sevenlere selamı varmış:
– Öncelikle sağlık diliyorum, demiş; herkese... Beni bu noktaya getiren dinleyicilerime ve beni arayan, benimle hâlâ ilgilenen herkese sevgilerimi, teşekkürlerimi sunuyorum.
Biz de koro halinde ona «Nice senelere inşallah!» diyoruz.
*
Seksenliğin doksanlığa selamıdır bu.
Perihan Mağden niye yazmıyor, diye meraklanmıştım. Ayça Şen’den öğrendim ki, gene uzak diyarlardan birindeymiş. Pekâlâ!
Burhan Ayeri’nin sessizliğinin sebebi de bir rahatsızlıkmış. Toparlanmış hamdolsun, ona da sevgiler ve iyi yıllar!
Hıncal Uluç’un kalbine yeni taktıkları zamazingoyu ben yıllardır taşıyorum. Geçmiş olsun! Televizyonda laf ebeliğine varsın da oturup niye yazmıyorsun güzel güzel, a çocuk?
Kocca bir yılı geride bıraktık. Şimdi önümüzde gene upuzun ve kimbilir nelere gebe bir yıl var, diyecek yaşta değilim artık. Bana sorarsanız, biri gaza ha bire daha çok basarmış gibi, yıllar gittikçe daha çabuk geçiyor. Amcam bu yaşlardayken «Arabistan kısrağı gibi...» derdi, öyle! Gazetede oturup, okuyup, dinleyip yazmaktan gayri, perşembe akşamları evde de geç saatlere kadar çalışmam gerekiyor. Ve perşembelerin nasıl da sıklaştığını anlatamam size.
Yılın adamı Obama imiş; olayı ekonomik kriz. Biri iyi, diğeri kötü haber, diyorlar. Öyledir herhalde. Türkiye’de en çok lafı edilenlerin başında Tayyip Erdoğan geliyor; yıl boyu ekranlarda görünme süresi 3 986 saatmiş; 24’e böldüm 162 gün etti. Herhalde on kanalda birden görünmesi de bu yekûna dahildir.
Yaşananlardan en çok terörün lafını etmişiz. Ondan sonra bir kişi, dedim ya Başbakan. Sonra bir parti (AKP) ve bir ülke (ABD). Ve ikinci kişi, Sezen Aksu. Ondan sonra sırada futbol var: Fenerbahçe, Alex, Fatih Terim ve Aziz Yıldırım.
Yılboyu en çok lafı edilmişler listesinin ikinci ve beşinci sırasında yer alan o iki kişiyi anlat bize deseniz, hiç zorlanmadan sütunlar doldurabilirim.
Tayyip Bey nihayet Başbakan, anlatması kolay. Ama Sezen başlı başına bir hadise. Ve biliyor musunuz ben, ona dair yazabileceklerimi daha çok merak ederim.
Yeni yıllarınıza bereket!

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Türkay Demir)

  • Orhan Pamuk’tan şu cümleye ne dersiniz (Masumiyet Müzesi’nden): «Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de başbaşka gelişebilir miydi?»
    Kitabı açıp bakmadım. «Bilseydim...»den maksadı nedir bilmeden cevap veriyorum. Cümle şöyle doğrultulabilirdi: «Bilseydim, bu mutluluk korunabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?»