Kuzum, Paşa ne demek istedi?

Kimde okuduğumu şimdi hatırlayamam, köşekadılarından biri dün, Büyükanıt Paşa televizyonlarda konuşurken, borsa grafiğinin hangi sözüyle düştüğünü ve sonra hangi sözüyle yeniden yükselişe geçtiğini anlatıyordu.

Kimde okuduğumu şimdi hatırlayamam, köşekadılarından biri dün, Büyükanıt Paşa televizyonlarda konuşurken, borsa grafiğinin hangi sözüyle düştüğünü ve sonra hangi sözüyle yeniden yükselişe geçtiğini anlatıyordu.
Hadisenin Türkiye'de ne anlama geldiğini bundan daha iyi nasıl anlatabilirsiniz?
Evet, basbayağı bir hadise oldu Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı konuşma. Televizyon kanalları aport emri almış gibiydi. Kaçı birden yayımladı bu konuşmayı, bir ara denedim, ama saymak mümkün değildi.
Sonra masamda, dünkü gazetelerin geçit resmi başladı. O ne başlıklar efendim, ne haber metinleri, yorumları, o ne çapkın köşeyazıları!
Bizi bilmeyen bir sorsa:
– Ne var, ne oluyor?
– Genelkurmay Başkanı Paşa konuşacak, onu bekliyoruz.
– Hangi konuda? Nedir, bir fevkaladelik mi var?
– Yooo! Neden söz edeceğini de bilmiyoruz. Beklenen bir konuşma değildi.
– Böyle zaman zaman konuşur mu Genelkurmay Başkanlarınız sizin?
– Konuşan da var, konuşmayan da...
– Ne söyleyeceğini bilmediğiniz halde, niye karşısına geçip, gözünüzü televizyona dikmiş oturuyorsunuz, kötü bir beklediğiniz mi var?
– Dedim ya sana, beklenen bir konuşma değil. Birden Paşa konuşacak denince...
– Peki, gündeminizde ne var? Gene askerî müdahale mi bekliyorsunuz yoksa?
– Yooo! Cumhurbaşkanı kim olacak diye bir tereddüt var ya... O konuda bir laf eder mi, diye...
Sabırlı, adammış:
– Cumhurbaşkanı seçimi ile Genelkurmay Başkanı'nın doğrudan halka seslenmek istemesi arasında ne gibi bir ilişki olabilir, diye soruyor.
Gazeteler başka bir âlem.
– İlahi Paşa! Söyleye söyleye bunu mu söyleyecektin, diyemedikleri için, pireyi deve yapma gayretkeşliğine kapılmışlar. Paşa'nın dediklerinde özdeyiş arayanlar mı istersiniz, («Sözde değil özde!») demediklerinden aslında ne demek istediği yorumu türetenler mi? Ben de bir şey söyleyecek sandım, diye dudak bükenler karşısında, fevkalade diplomatça konuştu diye Paşa'ya methiye düzenler de eksik değil.
Merak ederim, televizyonlar Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer'in veda konuşmasını canlı yayınla verdiler mi? Bugün gazetelere siz de bu açıdan bir göz atın. Sezer bence dünkü veda konuşmasında çok daha önemli uyarılarda bulundu. Bakın bakalım bugünkü gazetelerde ne kadar değerlendirilmiş?
Dün o kadar çok köşeyazısı vardı ki bu konuda yazılmış, okudum okudum bitiremedim.
En iyisi ben size, aklımdan geçenleri aynen sormuş birinin, Mehmet Altan'ın yazısından birkaç suali burada tekrarlamakla yetineyim:
– Demokratik bir ülkede savunma bakanı varken, genelkurmay başkanı basın toplantısı yapar mı?
– Demokratik bir ülkede bu, canlı yayın konusu olur mu?
– Demokratik bir ülkede saat başı haberlerde ne diyeceği sorgulanır mı?
– Demokratik bir ülkede askerin cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale edip etmeyeceği gözlenir mi? (Star, 13 nisan)
Değerli meslektaşım Mehmet, milletçe gözleme'yi pek sevdiğimizi unutmuş galiba!
«Aşkım!» lafı da nereden çıktı!
Aşağıda Bedri Koraman'ın kitabından söz ettim. Geçenlerde Okan Bayülgen'in sergilediği, tiyatrocu büyüklerinin fotoğraflarıyla oluşturulmuş güzel albümü konuşmuştuk.
Dün bir haber daha geldi. Sinan Çetin, gençliğinden beri çektiği portreleri, Gözümün Önünden Geçen Yüzler diye «kitaplaştırmış»; çıkmak üzereymiş.
Haberi Yüksel Şengül'ün Sinan'la konuşmasından aldım (Hafta sonu/Hürriyet, 13 nisan).
– «Delikanlı Sinan'ın yüreği de deliydi o zamanlar, diyor gazeteci. Yaşadığı tertemiz aşklar vardı. Çok konuşulan bir Sezen Aksu olayı vardı.»
Sinan Çetin cevap veriyor:
– Sezen çok sevdiğim bir harika insandır. Bence aşkımız şekil değiştirerek sürüyor. Hâlâ birbirimizi görünce heyecanlanıyoruz.
*
Aşk kelimesinin yersiz kullanılması değil mi bu?
Çok daha kapsamlı, marazlardan uzak sevmek fiili var. Nesini beğenmezler bilmem ki! Sürüp giden, şartlar değişse de eksilmeyen sevgi, başlı başına bir güzellik değil midir?
Aşkım! Aşkım! diye (Emel Sayın ve M. Ali Erbil'le) bir dizi vardı, bu adıyla tüylerimi ürperten. Ona buna Aşkım! diye hitabı da sevmiyorum. Biz ki Sevgilim kelimesine bir güzel alışmıştık...
Aşk kelimesine karşı biraz daha dikkatli (ve saygılı) olamaz mısınız?
KİTAP RAFLARI

  • Kitabın adı Bedri Koraman'ın Haftalıkları. Bir karikatür albümü.
    Gazetelerde yer alan, her biri bir hikâye, bir fıkra, bazen bir araştırma, bir röportaj değerinde olan ve bazen bütün bir sayfada sergilenen... Neler? Tek kelimeyle karikatürler, dememiz de haksızlık olur. Mükemmel bir tablo, usta işi bir çizgi roman ve hiç eksilmeyen iki unsur: mizah ile güzel kadın.
    Diyebilirim ki, benim neslime güzel kadın resimlerinden zevk alma alışkanlığını edindiren çizer Bedri'dir. Ne de güzel çizer ama...
    Bu konuda en usta fotoğraf sanatçılarının bile onun kâbına varamadığını söylemek abartı sayılmaz.
    Ne zaman çizmeye başladığını de söyleyeyim size, 1947'de.
    Bedri Koraman'ın Haftalıkları bir Doğan Kitap yayını. Okuyup bitirmek için değil, el altında bulundurmak için alınası bir kitap.