Lafa «hoşsohbet»in tarifinden girip, hoşsohbet dostlardan çıkmaya ne dersiniz

Sözünüzü kesip, size iltifat etmek isteyenler olur. Ne diyeceğinizi, nasıl bir tavır takınacağınızı bilemezsiniz. Huzursuzluğunuzun bir sebebi de, sık sık yapılan bir Türkçe yanlışıdır.

Sözünüzü kesip, size iltifat etmek isteyenler olur. Ne diyeceğinizi, nasıl bir tavır takınacağınızı bilemezsiniz. Huzursuzluğunuzun bir sebebi de, sık sık yapılan bir Türkçe yanlışıdır. Bir sıfatı isim zannetme hatasıdır bu. Sohbet ile hoşsohbet'i birbirine karıştırmak diye de ifade edilebilir.
– Hoşsohbetinize doyum olmuyor, derler.
– İnsanın sizin gibi hoşsohbet sahibi dostları olmalı!
– Hoşsohbetinizden biz de faydalanalım.
– Hoşsohbetli deyince aklımıza ilk gelen siz olursunuz.
Hoşsohbet ne diyeceğini, bu bol keseden iltifatlara ne cevap vereceğini bilemez. Teşekkür etse, adam iltifatı sahiplendi anlamında saygısızlık olur; sohbetin tatlı yerinde Türkçe dersi verip yanlış düzeltmeye kalksa, kabalık...
Bu pazar sohbetinden nasibimiz de, iri boy Dil Yâresi oldu demeniz ihtimalini göze alarak, önce bu sevimsiz yanlışı düzeltmek, sonra da size hoşsohbet dostlarımdan sözetmek istiyorum.
Farsça (hoş) Arapça (sohbet) karışımı bir kelimedir bu. «Sohbeti hoş olan, güzel ve sıkmadan konuşan (insan)» demektir hoşsohbet. Yani bir sıfattır; hoşsohbet olunur ve sohbet edilir. Ama hoşsohbet edilmez ve sohbet olunmaz. Sohbet isim, hoşsohbet sıfattır.
Yukarıdaki iltifatların yanlışını düzelterek söylemek gerekirse ne deriz?
– Sohbetinize doyum olmuyor.
– İnsanın sizin gibi hoşsohbet dostları olmalı!
– Sohbetinizden biz de faydalanalım.
– Hoşsohbet denince aklımıza ilk gelen siz olursunuz.
Sohbet «Dostça, arkadaşça konuşarak hoşça vakit geçirme, yarenlik, hasbihal, söyleşi»dir.
*
Beni hoşsohbet bulduğunu söyleyenlere, önce teşekkür, hemen ardından itiraz ederim.
– Bu sıfatı sahiden hak eden birçok büyük dostum oldu. Bana hoşsohbet demekle, farkında olmadan onlara haksızlık etmiş oluyorsunuz. Tadına doyulmaz, unutulmaz nice sohbette dinleyici olarak bulunmamış olsaydım şayet, iltifatınızı seve seve kabul eder, demek bu sıfatı ben de hak ediyorum diye bir güzel kıvanırdım. Buna hakkım yok.
Çocukluğumuzda halamın, amcamın, babamın anlattığı hikâyeleri dinlemeye doyamazdım. Ama ilk masalcı-babamız Hayri (Dönmez) Ağabeydi. Ankara'daki evimizde biz üç çocuğu halının üstünde karşısına alır, sırtı mindere dayalı, başlardı anlatmaya... Ağzından bal akıyor deyiminin ne demek olduğunu biz ondan öğrendik. Adapazarlı bir aile dostuydu, Bekârdı o zaman; Ankara Belediyesi otobüs işletmesinde marangoz olarak çalışıyordu.
Daha sonra rastlayacağım büyük hoşsohbetlerden biri, Kabataş Lisesi'ndeki tarih öğretmenimiz Galip (Vardar) Hoca'ydı. Erken yaşta kaybettiğimiz Berke Vardar ile opera sanatçısı ve yönetmen Yekta Kara'nın babaları. Ortaköy'deki lisenin girişinde bir heykeli bulunan efsane öğretmen. Biz Hz. Muhammed'i, Fatih Sultan Mehmed'i onun tatlı dilinden öğrendik; Kurtuluş Savaşı'nı, hikâyelerin en heyecanlısı olarak dinledik. Bugün de, mezuniyetimizden tam 60 yıl sonra, biz Kabataşlılar , Galip Hoca'nın adını anmadan edemeyiz. Nur içinde yatsın!
Mesleğim sayesinde hoşsohbet hocalar, edebiyatçılar, oyuncular, gazeteciler, siyasetçiler tanıdım.
Onları da anacağım bugün. Sonradan aklıma başkaları da gelecek ve bak onları unuttum, diye dertleneceğim. Paslanmış bir hafızanın el verdiğinden çoğunu yapamam ki...
*
Lisede edebiyat hocamız olan şair Faruk Nafiz Çamlıbel'den başlayalım. Benden nihayet 31 yaş büyük olduğunu sonradan düşündüm. Ev dışında beni ciddiye alan, Arnavutköy'de Akıntıburnu'na tepeden bakan evinin balkonunda çay içmeye çağıran, tanıdığım ilk «çok ünlü» adamdı. Onu dinlemeye can atardım. Bazen Emirgan Çınaraltı'nda beni yanındaki bir sandalyeye oturttuğu olurdu.
Hukuk Fakültesi'nde (sonradan aynı gazetede yazma şerefine erdiğim) büyük dostum Prof. Şükrü Baban; İdare Hukuk hocamız Prof. Ragıp Sarıca, belki tatsız hukuk bahisleri arasına sıkıştırdığı sevimli fıkralar yüzünden hafızamızda yer eden biridir.
Kimi babam yaşında olsa da, hepsine ağabey dediğimiz meslek büyüklerinden, düşünüyorum da çok sevdiklerim hep hoşsohbet gazetecilerdi.
Başta iki isim var, üzerinde ısrar etmek isteyeceğim. Fıkra muharriri (ve Gazeteciler Cemiyeti'nin değişmez başkanı) Burhan Felek usta ile spor yazarlığının ve spikerliğinin büyük ustası Eşref Şefik. Örnekler vermekle başlayacak ve bitecek şey değildir, onlarla sohbetin çeşidi ve tadı. Beni de bazen yanlarına aldıkları, masalarında bulundurdukları için onlara şükran borçluyum.
Gene gazeteci (ve edip) büyüklerimizden Falih Rıfkı Atay, Ercüment Ekrem Talu, Vâlâ Nurettin Vâ-Nû, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu (nam-ı diğer Deli Nizam), Ahmet Hamdi Tanpınar, Cihat Baban, Bedii Faik; oyunculardan Vasfi Rıza Zobu, Bedia Muvahhit; siyasetçi yazar Samet Ağaoğlu... Vd...
Hoşsohbet bildiğim yaşıtlarımı da bir bir sayacak yerim yok, yazık ki... Çocuklarım, torunlarım yaşında hoşsohbet dostlarım olduğunu da söylemek durumundayım. İnanın sohbetin tarzı değişse de, ondan aldığınız zevk hiç eksilmiyor.
Size, hoşsohbet dostlar bereketi dilerim. Onlar olmazsa çok şey eksilir hayatımızda.