Laiklik ve hilafet ilişkisi

Neşe Düzel, «laiklik» konusunda devam eden uyuşmazlığın sebebini, değerli tarihçi Kemal Karpat'a sordu (Radikal, 8 ekim).</br>«Çünkü, diye cevaba bodoslamadan girmiş Kemal Bey.

Neşe Düzel, «laiklik» konusunda devam eden uyuşmazlığın sebebini, değerli tarihçi Kemal Karpat'a sordu (Radikal, 8 ekim).
«Çünkü, diye cevaba bodoslamadan girmiş Kemal Bey. Laiklik tartışmasını tetikleyen ana olay, saltanatın ve halifeliğin ortadan kaldırılması oldu. Cumhuriyet, sanki bu müesseselerin temsil ettiği dine karşıymış gibi bir manzara ortaya çıktı. Sadece dinci kesimler değil, Kazım Karabekir, Rauf Orbay gibi Millî Mücadele'ye katılmış modernistler de halifeliğin birden kaldırılmasını, bu sert yaklaşımı hoş karşılamadı.»
Karpat'tan bir cümle daha: «Halifelik Osmanlı'da, Abdülhamid devrinde ön plana çıktı. Ordu ile Sultan arasındaki büyük ayrılık, Abdülhamid'le başladı.»
Sonra bizde «silahlanmış millet» kuramını Von der Goltz Paşa'nın başlattığını söylüyor. Köylü ile yeni yetişmiş subaylardan oluşan «millet» kavramına geçiyor. Hemen ekliyor: «İttihat ve Terakki hareketi, askerler katılınca güçlendi. Meşrutiyet ihtilalini modern subaylar yaptı.»
Teokratik devlet nedir? Osmanlı'da halkın dinle ilişkisi nasıldı? Bizim İslamımızı Arap'ın İslamından ne ayırır?
Daha doğrusu, dünkü Radikal'i atmadıysanız, benim gibi yapın ve 6'ıncı sayfasını kesip saklayın. Birkaç kere okumakta fayda var. Meselelerimizi bu zemin ve vasatta konuşup tartışmadıkça uzlaşamayız.
Dil Yâresi

  • Rehin ve rehine kelimelerini yanlış kullananlar oluyor.
    İnternet aracılığıyla bir dolandırıcılık girişimi olmuş. Metin, Ayhan ve Özlem adlı üç kafadar, kendi memleketinde peynir fabrikası kurmak için ortak arayan İsviçreli Staller'e cevap vererek, anlaşma için İstanbul'a gelmesini söylemişler. Ve onu Yeşilköy'den alıp Silivri'deki bir eve kapatmışlar. Sonra da ailesinden 50 000 avro fidye istemişler. Eşi polise başvurmuş, İnterpol aracılığıyla bizim polisten yardım istemişler ve Staller kurtarılırken, sanıklar da gözaltına alınmış (Radikal, 7 ekim).
    Haberde ısrarla «Staller rehin alındı» deniyor, ki yanlıştır. Rehin etmek, bırakmak-vermek ve rehine koymak denir, ama rehin almak denmez. Örnek vereyim: «Hanı da Emniyet Sandığı'na rehin etmişler, diye duyduk» (Burhan Felek). «Üzerinizde başka para yoksa, bana bir şey rehin bırakınız» (Ömer Seyfettin). «Annemde kalan evi rehine koyduk» (Ö. Seyfettin).
    Rehin edilen, bırakılan, verilen ve rehine konulan bir nesne veya paradır, ama kesinlikle bir insan değil. Rehin tutulmuş, bu amaçla alıkonulmuş olan bir insan ise, ondan rehin olarak değil, rehine diye söz edilir.
  • REHİN. i. «Bir borç karşılığında borç ödenince geri alınmak şartıyla teminat olarak borçlunun alacaklıya bıraktığı, borcun tamamını karşılayacak değerdeki eşya, mal vb.
  • REHİN bırakmak, etmek, vermek veya REHİNE koymak. «Bir nesneyi rehin olarak alacaklıya emanet etmek.»
  • REHİNE. i. «Bir anlaşmanın, sözleşmenin haklı veya haksız herhangi bir isteğin yerine getirilmesini sağlama amacıyla, hasım tarafa verilen veya hasım tarafın güvence olarak aldığı kimse.»
    Bence de mülakat pozu değil
    Hayır, hayır! Size bir filmden veya tanınmışlar camiasında geçen bir aşk hikâyesinden söz edecek değilim. Ee, bu fotoğraf nedir böyle, diyeceksiniz o zaman?
    Ak sakallı bir levent, ceketi bir omuzunda, öbür eliyle pek yakınındaki güzel kızın çekingen bir tavırla sırtını yasladığı duvara dayanmış, belli ki söz sırası ondadır. Yüz ifadelerine bakarak, pek kararlı görünen levendin ne diyeceğini bile tahmin edebilirsiniz.
    Fotoğraftakileri tanıdıysanız, ki ikisi de «meşâhir»dendir, zihniniz bu ikili poza bir anlam vermek için çoktan faaliyete geçmiş olmalı. Erkek, tecrübeli ve genelde terbiyeli bir gazetecidir. Hanım, bir avukat ve siyasetçi; hâlihazır devlet bakanlarımızdan biri. Adı Nimet Çubukçu. Gazeteci de Hürriyet köşeyazarlarından Yalçın Doğan.
    – Bu ikisi ne yapıyorlar orada?
    – Bildiğime göre mülakat!
    – Peki, tecrübeli gazetecilerin bir hanım bakanla mülakat yaparken, fotoğraftakine benzer pozlar takınması mı gerekir?
    – Elbette hayır! Sualinizin altında yatan eleştiriyi anlıyorum. Ama düşünün ki bu ikili, ne bileyim mesela Alman Lisesi'nden arkadaş olabilirler. Haklarında gerekli araştırmayı yapmadan bir sonuca varmak, gazetecilik açısından, en az böyle poz vermek kadar yanlıştır.