Lider mi arıyoruz, nedir?

Son gelişmelerden hoşnuduz. Muhalif partiler birbirine yaklaştı; DYP ile ANAP hatta tek br partiye dönüştü, tarihî Demokrat Parti adını da benimseyerek. Önemli bir ilk adım.

Son gelişmelerden hoşnuduz. Muhalif partiler birbirine yaklaştı; DYP ile ANAP hatta tek br partiye dönüştü, tarihî Demokrat Parti adını da benimseyerek. Önemli bir ilk adım.
Nihayet mutabakata varır gibi olduk ki, demokraside aslolan Meclis'tir. Her şeyden önce onu, sağlıklı bir muhalefet partisi veya cephesiyle tamamlamalıyız. Mevcut muhalif partiler bu yönde içten ve kararlı olursa, seçmen de onlara daha çok iltifat edecektir. Yürük at yemini artırır, derler.
Tamam efendim, elbette atın süvarisi de önemli. Onu inkâr eden mi var?
Rahşan Hanım, dünkü basın toplantısında:
– Zeki Sezer'e söyledim, diyordu; milletvekilliğine aday olmazsan sana hakkımı helal etmem!
Son günlerde benim de gözüm, Zeki Sezer'in üstünde. Ecevit'lerin gölgesi çekilip de, kamuoyunun karşısına tam boy görüntüsüyle çıkınca Zeki Bey, yoklayın kendinizi bakın, hepimizin bir dikkatini çekti. Henüz demedik, ama dilimizin ucunda:
– Orada adama benzer bir adam duruyor, farkında mısın? suali var. Alacağınız cevap büyük ihtimalle:
– Dur bakalım, acele karar verip de gene hayal kırıklığına uğramayalım, olacaktır.
– Çok ihtiyacımız var da!
– Lider konumundakilerde bir özeleştiri eğilimi fark etmiyor musun?
– Ne bileyim, inşallah!
Yazışma

  • Seda Kartal. «Cemil Cahit Cem hakkında bir araştırma yapıyorum. Bir Kedinin Devriâlemi adlı çocuk romanı elime geçti. Tercüme veya adaptasyon olabilir. Bir çocuk kitabını daha buldum, aynı sual: telif mi, tercüme mi? Bilginiz vardır diye size danışıyorum.
    – Rahmetli dostumdu. Bir haberde karikatürcü Mehmet Cemil Cem (İst. 1882-1950) ile karıştırıldığını görerek yanlışı düzeltmiştim. Cemil Cahit Bey'i tanıdığımı oradan öğrenmiş olmalısınız.
    Evet, rahmetli değerli bir dostumdu. 1956 yıllında yayın hayatına giren Havadis gazetesinde birlikte çalıştık. Çok nitelikli bir magazinciydi, diyebilirim. Havadis'e, arkadaşı Bahadır Dülger'in teklifi üzerine Milliyet'ten gelmişti. Ondan önce de Tahsin Demiray'ın Türkiye Yayınevi'ndeki üç önemli gazeteci-yazardan biriydi. (Diğerleri Rakım Çalapala ve Sezai Solelli)
    Ben 1957'de Yeni Sabah'a geçtim. Cemil Cahit Bey ertesi yıl vefat etti. Cenaze namazını Mihrimah Sultan Camii'nde (Üsküdar'da) kıldık. Üsküdarlıydı, halis bir İstanbul Efendisi, Beyefendisiydi.
    İstanbul Şehir Tiyatroları için oyunlar tercüme ettiğini biliyorum. Çocuklar için okul piyesleri de yazmıştır. (Fransızca bilirdi, Almancası çok iyiydi.) Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi'nde şu notu da gördüm: «Labiche'den çevirdiği Ateşli Bir Delikanlı (1931) ve bir de Truva Muharebesi (1933) kitap halinde yayımlanmıştır.»
    Demek ki kalan ömrünü, bizim iz bırakmayan işimiz gazeteciliğe harcadı.
    Kalıcı eserler bırakabilecek değerde bir gazeteciydi. Daha geniş anlamda, artık aramızda benzerleri kalmamış meslek büyüklerimizdendir.
    Yeşilköy şimdi tarihe geçti
    Güzel bir kitap duruyor önümde. Büyük boy. Kağıdına, cildine, şömizine özenilmiş.Çok iyi resimlenmiş.
    Kitabın adı, Deniz fenerinin ışığında YEŞİLKÖY AYASTEFANOS. Yazarı Turgay Tuna, Yeşilköy belgeseli için altı yılını harcadığını söylüyor. Tek kelimeyle örnek bir kitap hazırlamış; kütüphanelere layık.
    Semt olarak Yeşilköy de böyle «mutena» bir kitaba layıktır doğrusu. («Güzel olması için çok çalışılmış, olağanüstü özen gösterilmiş» demektir mutena.) Karakter Color Matbaası'nı da kutladıktan sonra, kitabın içeriğine geçelim.
    İlk sayfalardaki 1909, 1912 ve 1934 tarihli üç haritaya baktım. (Ben bu semte 1953 yılında damat gittim) 13 yıl oturduğumuz evin üzerinde bulunduğu Andelip Sokağı'na baktım hemen. 1912 tarihli haritadaki adı ne biliyor musunuz? Bülbül Sokağı. İyi mi, 1912'de Türkçe olan sokak adı 1934'te Arapça Andelip'e çevrilmiş.
    Sonra Ayios Stefanos adlı (Ayastefanos) Bizans, Rum semti anlatılıyor. Yeşilköy adını ilk Müslüman Türk sakinlerinden romancı Halit Ziya Uşaklıgil koymuş. Tarih, Haçlı Orduları, Ayastefanos Deniz Savaşı, semtte varlığını koruyan eski binalar, kiliseler, anıtlar ve insanlar... Ayastefanoslular ve Yeşilköylüler.
    Rum ahaliden başlayarak.
    Gülseren Hanım (ki doğma büyüme Yeşilköylüdür) bayıldı kitaba. Rum ahaliden benim bilmediğim eski insanları, esnafı, levantenleri filan da hatırlıyor.
    – Aaa bak Doktor Kalangos da var! Barutçubaşı Ailesi, Kemanî Serkis Efendi, Sahibinin Sesi Vahram Geseryan, bak Abdülmecid Çeşmesi, Fener'in eski hali!.. diye çığlıklar atarak. Bu fasıl bizim evde günlerce sürdü.
    Sıra Türkiye Güzeli Naşide Saffet'e, ressam Edip Hakkı Köseoğlu'na, Olimpiyat Komitesi Başkanı Sinan Erdem'e, Belgin Doruk'a, Asım Kocabıyık'a, Ayten Alpman'a ve Adnan Menderes'e kadar da geliyor.
    Büyük boy 368 sayfalık bir kitap. Ne varsa hepsini anlatamam.
    Aile büyüklerimiz Servetifünun'cu Ahmet İhsan Tokgöz (kayınbabam Prof. Dr. Murat Cankat'ın kayınbabası), büyükannemiz Afife Hanım, anamız Kadriye Hanım, Ağabeyimiz Beslan Cankat, ahşap köşk, bahçe, insanlar, hikâyeler, eşyalar... Ne diyebilirim?
    – Bir semt anlatılırsa işte böyle anlatılmalı!
    Ve İstanbul'un bütün semtleri böyle bir bir kitaplaştırılmalı, ki insanları ve ayrıntılarıyla bu cânım şehir tarihe geçsin!