Lozan Mübadilleri Vakfı var da, bir romancısı niye yok?

Salı günkü Radikal'de mübadillere dair bir haber vardı, bilmem dikkatinizi çekti mi? Belki de suali şöyle sormam daha doğrudur:</br>&#8211; Radikal okurları arasında MÜBADİL'in ne demek olduğunu kaç kişi bilir?

Salı günkü Radikal'de mübadillere dair bir haber vardı, bilmem dikkatinizi çekti mi? Belki de suali şöyle sormam daha doğrudur:
– Radikal okurları arasında MÜBADİL'in ne demek olduğunu kaç kişi bilir?
Önce açıp Dil Kurumu Sözlüğü'ne ben baktım. Mübadele, bildiğiniz gibi «değiş tokuş» demek. Mübadil sıfatının, bizim için tarihî bir anlamı var: «Lozan Antlaşması'na göre, Türkiye'de, İstanbul dışında oturan Rumlar ile değiştirilmek üzere, Batı Trakya dışındaki Yunanistan'dan getirilen Türkler.» diye özetlenmiş.
1923'te, yani günümüzden 84 yıl önce yaşanmış karşılıklı büyük göç olayı. Lozan Antlaşması'nın imzalandığı tarih 24 temmuz 1923. Ama Lozan Mubadilleri Vakfı olayın yıldönümünü 30 Ocak günü anıyor. Demek Antlaşma'nın mübadele faslı o tarihte kesinleşmiş.
Bilmiyordum, Vakıf her yıl 30 Ocak günü bir toplantı düzenler, orada yemek yer, bir korodan Türkçe-Rumca ortak türkülerimizi dinlerlermiş. Benim de bildiğime göre, pek çok mübadil ailesinin evinde bugün de Rumca bilenler, konuşanlar vardır. Farklı mutfak gelenekleri devam eder. Türkçe ve Rumca yanında, Makedonca, Rumence, Pomakça, Arnavutça türküler de söylenir. Vakfın korosu, ikisi Yunanistan'da olmak üzere bugüne kadar yedi konser vermiş. Yılda bir, aile büyüklerinin doğduğu yerlere gidiliyor, mübadele toplantıları düzenleniyormuş. Devam eden Yunanca seminerleri bile var. Ve bir Mübadele Müzesi'nin hazırlıklarıyla uğraşıyorlar.
Atayurda vefa duygusu.
Haberi yapan Bahar Çuhadar, Vakfın yöneticileriyle konuşmuş. Giritli, Yanyalı, Selanikli ailelerin çocukları... Gemiyle gelirken, «Bu gidişin dönüşü yok» diye anahtar demetini denize atanlardan, geldikleri yerde on yıl sonra döneceğiz diye gün sayanlara kadar ne hatıralar, dramlar... Mübadeleye tabi tutulan, karşılıklı iki milyona yakın insan. Yıl 1923'tür. Unutmayın ki benim bildiğim İstanbul'un nüfusu yarım milyonu yeni geçmişti.
Bu zoraki göçe katılanlar arasından, hikâyelerini bize de anlatacak bir romancı çıkmadı. İvo Andriç'in Drina Köprüsü adlı romanını, yazarı Nobel kazanınca (1961) okumuştuk. Osmanlı'nın devşirme uygulamasını anlatır. Yunanlı Nikos Kazancakis'in Kaptan Mihalis'ini okudum; Girit'teki yakışıklı Türk valisini anlatan romanı. Anadolu'dan Yunanistan'a göçen Dido Sotiriu'nun : Benden Selam Söyle Anadolu'ya adlı romanını da okudum ve herkese tavsiye ettim.
Peki Yunanistan'dan Türkiye'ye göçmüş mübadillerden bir Türk romancısı ve hatırladığınız bir eseri var mı?
Varsa bana da haber verin lütfen. 600 000'den çok Türk'ün anayurduna dönüşünün ve yeni bir hayat kurma macerasının hikâyesidir bu! Merak edilmeyecek gibi değil.
Romancılarımızın dar ufukluluğu ve tembelliği de başlı başına bir meselemiz. Bizim kendimizi yeterince tanıyamayışımızda, sorunlarımızı gereği gibi benimseyemeyişimizde onların da büyük etkisi var, ya da olması gerekirken hemen hiç etkisi yok demek, suçluyu yanlış yerde aramak anlamına mı gelir?
Anne tabancasıyla intihar
Beni çok üzen haberlerin başında çocuk intiharları gelir. 21 yaşında bir lise mezunuydu, Hüseyin Gürkan Er. Tabancayla başına ateş etti. İkidir girdiği sınavı kazanamıyormuş.
Tabanca, annesi Fikriye Hanım'a aitmiş. Yöneticileri Nazire Dedeman olan hanımlar (Umut Vakfı) adına da üzüldüm doğrusu. Bireysel silahlanmaya karşı mücadeleyi onlar veriyor.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Nihat Güçkan)

  • Spiker haberleri sunarken, Burak, Pamuk gibi adların devamını «Burak'ın, Pamuk'un» diye getiriyor. Bize, yazarken kesme kullanılacağı, ama söylerken «Burağın, Pamuğun» denileceği öğretilmişti. Kural mı değişti, yoksa spikerler mi yanlış söylüyor?
    – Siz haklısınız. «Sert ünsüzle biten bir özel ada, ünlü ile başlayan bir ek getirilirse, özel adın sonundaki sert ünsüz, yumuşak olarak okunsa bile, özel adın yazımı değiştirilmez.» (Ömer Asım Aksoy)
    Kural budur. Söylerken «Orhan Pamuk'a rastladım» denmez; «Pamuğa rastladım» denir, ama «Pamuk'a» diye yazılır.
    Bakmayın siz söylenenlere, Türkçe de yüzde yüz fonetik (yani her zaman, aynen yazıldığı gibi söylenir) bir dil değildir. Bu mümkün de değil.
    TELAYNAK
  • Dün sabah Kanal D'de, (Sabahların Sultanı) Seda Sayan'ı seyrettim. Daha önce seyredemediğimi itiraf edeyim, tam iş saatlerime rastlıyor.
    Burcu adlı genç hanımın çocuğu olmuş. Olmuş da, babanın evli barklı bir adam olduğu sonradan öğrenilmiş. Başta Seda Sayan, ilahiyat hocası Prof. Zekeriya Beyaz, Yaprak Dökümü dizisinin kötü adamı, oyuncu Tolga Karel ve erkekli, kadınlı davetli-seyirciler, hikâyesini sualler sorarak öğrendikten sonra Burcu'ya akıl verdiler. Babalık davası açması kararına varıldı. Avukat da bulundu: telefonla arayıp talip olan Salih Çohaz.
    Neler konuştular Ya Rabbim! Ben size anlatamam. Ama seyretmiyorsanız tavsiye ederim. Siz de benim gibi hayretler içinde kalabilir, ama bu arada çok şey öğrenirsiniz.
    Not. Kundağı içindeki bebek de oradaydı.