Magazin haberi niye çoğalır?

Dün güne, yani gazeteleri kıraate, Radikal'in 4. sayfasındaki bir haberden başladım. Fotoğraflı bir haber. Hafif karlı sokağın orta yerine bir büyükbaş hayvan boylu boyunca yatırılmış.

Dün güne, yani gazeteleri kıraate, Radikal'in 4. sayfasındaki bir haberden başladım. Fotoğraflı bir haber. Hafif karlı sokağın orta yerine bir büyükbaş hayvan boylu boyunca yatırılmış. Çökertilmiş daha doğrusu, bacakları birbirine bağlı. Resimaltına bakılırsa, (Allah kabul etsin!) bir kurban kesimi hatırasıymış.
Hemen karşı kaldırımda, sıkıca giyinmiş okul çocukları yan yana dizilmiş, sokaktaki ameliyeyi seyrediyorlar. Saymaya çalıştım, on bir-on iki çocuk var. Yüzü gülen yok. Ama pek rahatsız da görünmüyorlar. İlgilerini çeken bir hadiseyi hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak kararlılığıyla gözleme niyetinde oldukları besbelli. Hayvanı zaptetmeye çalışan dört adam çocukların farkında bile değil.
Bahçede amcam kurban keserken seyretmişliğim vardır. Boynundan kan fışkırışını, arka ayaklarıyla debelenme gayretini, gözlerimi kapatıp bir kere daha seyredebilirim. Sonra arka ayaklarından bir ağaç dalına asılıp, bacağında kesilen yerden üfleyerek şişirilişini, derisinin hırpalanmasın diye dikkatle bedeninden ayrılışını, içinin boşaltılmasını... Her neyse işte, bir çocuğu nasıl etkilediğini hâlâ unutmadığım, hoş olmayan bir görüntü...
Hâlâ seyrediyor çocuklar.

  • Antalya'da öğrencilerine ağız dolusu küfreden öğretmenin fotoğrafı. 34 yaşında bir hanım öğretmen. Bu sahneyi kameralı cep telefonuyla resimleyip internette yayımlayan ve bu yüzden okuldan uzaklaşan öğrenci oğlanın da resmi var gazetede. İkisinin de yüzleri mozaiklenmiş.
  • Tekirdağ'dan Mehmet Yirun'un verdiği haber. Ailesinden izin almadan evlenen ablasını yeni evinde ziyarete gittiği için, Sarılar Köyü'ndeki evlerinde dört aydır bir odaya hapsedilen 24 yaşındaki Ayşe'nin çektikleri. Bir akrabası, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'dan bir e-nâme ile yardım isteyince Çorlu'daki bir huzurevine yerleştirilen Ayşe Köse, babasından kurtulmuş, şimdi orada korunuyor. Bir sığınmaevine gönderilecek.
  • Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde İslam Felsefesi Hocası Doç. Dr. Şahin Filiz, «Kur'an'da başörtüsü yoktur» demek suçunu (!) işlediği için profesör olamamakla kalmamış, sicil notu da düşürülmüş. İzinsiz şehir dışına çıkmaktan ayrıca cezalandırılmış.
  • Erdal Şafak'a ulaşmış bir şikâyet mektubu var (Sabah, 14 aralık). Güneydoğulu, ama İzmir'e yerleşmiş dört çocuk annesi bir hanımdan. Kızın amcası dayanmış kapılarına:
    – Kızı almaya geldim, dağa göndereceğim, diye. (Demek bir Kürt ailesi. Amca gerekçesini de söylemiş:) Soyadımızı dağda da yaşatmamız lazım! Çevremizdeki herkesin dağda bir çocuğu var. Bizim de olacak.
    – Kocam suskun kalınca ben de evi terk ettim, diyor kadıncağız. Lütfen bana yardım edin!
    Erdal Şafak yazısını şöyle bağlıyor: «Dağa götürülmek istenen genç kızın yakını Meclis'te. Hem de çok yakını. Hangi partiden olduğunu söylemeye gerek var mı?»
    Benzer üç beş şikâyet daha var, önümdeki kesiklerde. Hepsine yerim yetmez. Dertlisi çok bir memleket bizimki, değil mi? Siyasî meselelerden, ekonomik durumdan ileri gelen dertlerdir de sanmayın. Ciddî haberciliğin yerini magazincilik alıyorsa, sebebi belki de tatsız gerçeklerden biraz uzaklaşma ihtiyacıdır.
    Hülya Avşar-Sefa Önal sohbeti
    Hülya Avşar, kimbilir kaç yüzüncü senaryosunu bizzat yönetmiş olan Sefa Önal'la konuşuyordu. Hicran Sokağı adlı filmde Türkan Şoray, Cüneyt Arkın, Haldun Dormen, Hülya Koçyiğit, Müjdat Gezen, Ayla Algan, Rutkay Aziz, Selma Güneri, Selda Alkor, Bülent Kayabaş ve bir o kadar da genç şöhret rol almış.
    – Beni niye çağırmadın, diye sitem etti Hülya. Sefa cevap verdi. Gözyaşlarını zor zaptettiler.
    Tavsiye ederim, Türkmax o konuşmayı tekrar yayımlasın.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Ersin Kaya)
  • Evet, «servis aracı» yerine kısaca «servis» deniyor. Ama servis'in anlamı zaten hizmet değil mi? İlişik kesikteki (Radikal, 13 aralık 07) başlıkta kullanılan «servis hizmeti» yerine, «taşıma hizmeti» denilmesi gerekmez miydi? Bu atlı süvari saçmalığına benzemiş.
    – Okurumun yaptığı gerekli bir düzeltmedir. Nedense servis kelimesi Türkçe'mizde hizmet kelimesiyle yarışır hale geldi.
    Türkçe Sözlük'te saydım. Hizmet'in 3 farklı anlam tarifine karşılık, servis 7 ayrı anlamda kullanılıyor. Yardımcı bir fiil alarak hizmet'in 5, servis'in 3; tamlama halinde hizmet'in 17, servis'in 13 anlamda daha kullanıldığını görüyoruz. Göz atın bir sözlüğe, bu 30 tamlamayı hemen fark edeceksiniz.
    Size ben de söyleyebilirim.
    HİZMET'in akti, eri, içi eğitimi, fiilî ve itibarî zamları; fiilî, geri, lojistik, mecburî, muvazzaf, askerlik, kamu, müşteri, orta, sağlık, yemek kelimelerinin eklenmesiyle oluşmuş tamlamaları var.
    SERVİS'in arabası, aracı, asansörü, istasyonu, kapısı, merdiveni, otobüsü, tabağı, takımı ve gizli, çay, istihbarat'la tamlamaları.
    Sofra hizmeti yerine servis demeyi tercih eder olduk. Yemek yazarları servis etmek, servis yapmak, diyorlar. Benim ağzıma değil kulağıma bile yabancı gelen bir ifadedir. Bunun yerine sofraya götürülür, dağıtılır, sunulur... denemez mi? «Yemekler de, servis de mükemmeldi» diyeceğimize, memnuniyetimizi, «Yemekler çok lezzetli, sofra hizmeti kusursuzdu» diye ifade etmemize bir engel mi var?
    Okurumun, elbette haklı olarak altını çizdiği servis hizmeti hatası, bu kargaşanın beklenmesi gereken sonuçlarından biridir.