Mangal kadar yüreğimiz var

Yaklaşan öylesine bir felaket ihtimali ki, bu haberi vermeden önce insanları hazırlamak, biraz yüreklendirmek lazım.</br>Nitekim haber gazetemizde «Hâlâ çok geç kalmış değiliz» başlığıyla yer aldı;

Yaklaşan öylesine bir felaket ihtimali ki, bu haberi vermeden önce insanları hazırlamak, biraz yüreklendirmek lazım.
Nitekim haber gazetemizde «Hâlâ çok geç kalmış değiliz» başlığıyla yer aldı; bundan maksat herhalde hemen paniğe kapılmayın, demek isteyen bir teselli idi. (Radikal, 3 şubat).
Bir gün önce Paris'te yayımlanan, BM'nin Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin dördüncü raporuydu. Orson Welles'in 1938'deki bir radyo programında, Merihliler dünyamızı işgale başladı haberiyle yer yerinden oynayalı beri, Dünyalılar açısından böylesine önemli bir başka haber söz konusu olmamıştı, denebilir.
İki uyarı arasındaki büyük fark, ilkinin bir palavra nihayet bir şaka, ikincinin ise bilimsel bir gerçek olmasıdır.
Radikal'deki iki tam sayfalık bir haberdi. Satır satır okumadan geçilecek gibi değil. Aynı gün, gene Radikal'de ve diğer gazetelerde, özellikle Türkiye'yi tehdit eden bir başka haber dikkati çekti. Bu, 1999'dan beri üzerinde, bu defa olsun ciddiyetle duracak gibi göründüğümüz büyük deprem ihtimaline dair bir haberdi. Söz konusu yeni bir tespit veya tedbir değildi, hayır. Akıl alır şey değil amma, 2000 yılında kurulmuş olan, yirmi uzmandan oluşmuş Ulusal Deprem Konseyi'nin lağvedildiği haberiydi bu. Kendilerinden bilgi istenen Konsey üyeleri, «Biz de kararı Resmî Gazete'den öğrendik» cevabını vermişlerdi.
Başkaca bir ses, bir uyarı, ne bileyim en azından bir telaş havası yok. Her rastladığıma sormaya başladım. Biri, cuma günü CNN Türk'te Senem Toluay bir uzmanla konuşuyordu, dedi. Türkiye Yeşilleri İklim Değişikliği Sözcüsü Dr. Ümit Şahin, bu konudaki sualleri orada cevaplamış.
Bana bu haberi veren arkadaşım da telaşlanmış. Dehşet verici uyarılardı, diyor. Dünyamız için bir anlamda kıyamet haberi. «Küresel ısınma» deyip geçtiğimiz şey. İnsanlığı bekleyen tehlike, deniz seviyesinin yükselmesinden, susuzluktan ve kuraklıktan ibaret değil. Sera gazı çıkarma oranı hızla düşürülmezse, bu yüzyılın sonuna erişmemiz pek mümkün görünmüyor, demiş Dr. Ümit Şahin.
Tesadüfe bakın, biz ertesi akşam Ümit Bey'le bir televizyon programında buluştuk. Aslında bir eğlence programı. Okan Bayülgen karşısındaki uzmana:
– Bu nasıl bir haldir ki, diye soruyor; ben bir eğlence programında sizden, dünyamızın sonuna ne kadar vaktimiz kaldı sualinin cevabını almaya çalışıyorum? (Makina, 3 şubat, Kanal D).
Bilmediğimiz, böylesine çırılçıplak bir ifadeyle söylendiğini hiç işitmediğimiz büyük bir yanlıştan, gerçekten kıyameti işaret eden kesin bir tehlikeden uzun uzun söz etti Dr. Şahin.
Stüdyoda sinek uçsa duyulacak bir sessizlik vardı. Makina'nın misafirleri öğrencilerden oluşur; büyük çoğunluğu üniversite öğrencisi. Dikkatle dinlediler.
Okan bir işaretiyle havayı değiştirdi ve biz, gülüp eğlenmeye, şarkılar söylemeye devam ettik.
Pazar günü, dün, gazetelerden, televizyonlardan gözümü ayırmadım.
Okuduğum, işittiğim kadarıyla biz burada daha çok susuz kalma ihtimali üzerinde duruyoruz. Oysa verilen Dünya'nın sonu geldi alarmıdır.
Anlamadık galiba!
Akrobasinin son iki gecesi
Seyircisine, «Yâ Rabbî, insan vücudu nelere kadir!» («ka» uzun okunur ve kelime «yapabilme gücüne sahip» anlamındadır) dedirten bir gösteriydi, geçen perşembe akşamı Türker İnanoğlu Maslak (TİM) kültür merkezinde seyrettiğimiz.
Bilgisayar mucizesiyle gerçekleştirilen yeni çizgi filmler var ya! Akıl almaz canlıların imkânsız hareketleriyle ağzımızı bir karış açık bıraktığı... Hani, neredeyse hiçbir şeyin «imkânsız» olmadığı. O animasyon filmlerini hatırlatan bir mucizeydi bu gösteri.
Sahnedeki, 56 yıllık bir Çin akrobasi topluluğu. Kadrolarında 300 kadar dansçı ve akrobat varmış. Çin'li sanatçıların dans ağırlıklı gösterilerini seyretmişliğim var. Sırtüstü yatıp, ayaklarıyla renkli şemsiyelerini maharetle çevirerek yaptıkları danslar gözümün önünden gitmez.
Ama bu son gösteri akrobasi ağırlıklı ve çok farklıydı. Yerçekimi kanununa kafa tutan sanatçıların gösterisi de diyebilirim.
Geçen gün Bahar Çuhadar yazdı; 138 akrobasi topluluğu varmış Çin'de. Ve akrobasi kültürünün iki bin yıllık bir geçmişi... (Radikal, 3 şubat).
Hafta sonu telaşıyla sizi haberdar edemedim diye üzülüyordum. TİM'de bu akşam ve yarın akşam iki gösterileri daha varmış. Saat 21.00'de başlıyor.
Ben Elif torunumla gittim.
O artık on sekizinde. Varsa, daha küçüklerle de gidin. Yaşama sevincini kaybetmemişlerle tadı daha çok çıkarılacak bir şenlik bu. Benzerini başka yerde kolay kolay göremeyeceğiniz...
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Utku Türkyılmaz)

  • Küresel ısınmaya karşı alınabilecek tedbirlerden biri de rüzgâr enerjisinden faydalanmadır. Biz bu konuda, çalışmalar yapıyoruz.
    Bir terim meselemiz var: rüzgâr santralları'ndan söz edilirken (rüzgâr çiftlikleri de denir), birçok yerde rüzgâr tribünleri yazılıyor.
    Terim elbette tribün değil (bu anlamı herkesçe bilinen bir kelimedir), türbin'dir («Akışkan bir maddedeki enerjiyi işe çevirmeye yarayan ve daha çok elektrik üretmede kullanılan bir tür motör». Su, buhar ve gaz türbinleri bilinir. Bu da rüzgâr türbini.)
    – Teşekkürler! Bu konu şimdi beni de çok ilgilendiriyor.