Meclis'te kabul edilen yeni Kat Mülkiyeti Kanunu'nun bana hatırlattıkları

Şehirden şehire bir tür yolculuk sürecinde büyüyen memur çocuğu, hayatının ilk yıllarında en çok mekân değişikliklerinden etkilenir.

Şehirden şehire bir tür yolculuk sürecinde büyüyen memur çocuğu, hayatının ilk yıllarında en çok mekân değişikliklerinden etkilenir. Şehirler değişir, semtler değişir, evler değişir... Ama en zoru gene de arkadaşların, komşuların, insanların değişmesine alışmaktır.
Bana sorun, bu değişikliklerin çocuğa en ağır gelecek yanını size ben söyleyeyim: hemen her yıl okul, sınıf, öğretmen ve sıra arkadaşlarınız değişecek desem, bilmem sizi nasıl bir hayatın beklediği zihninizde yeterince canlanır mı?
Bu benim az sayıdaki uzmanlık konularımdan biri sayılır. Sebebini de söyleyeyim size.
İlkokula başlamadan önce bildiğim iki şehir vardı; Eskişehir'de doğmuş, yürümeyi, komşu çocuklarıyla oynamayı İzmir'de öğrenmiştim. Denizli'de başladığım beş yıllık ilk öğrenimimi, beş ayrı şehirde (Bursa, Ankara, Samsun) ve İstanbul'un farklı semtlerindeki (Beyazıt ve Arnavutköy) altı ayrı okulda tamamladım. Ortaokulda tempo biraz yavaşlamıştı: üç sınıfı (İstanbul Beşiktaş, Adapazarı ve Adana'daki) üç okulda tamamlayabildim. Dört yılda bitirebildiğim bir sonraki okulum Ortaköy'deki Kabataş Lisesi'ydi.
Çoğuna, okullar açıldıktan birkaç gün sonra kaydım yapılır, öğretmenini de öğrencilerini de ilk defa göreceğim sınıflara, beni yanına kattıkları bir görevliyle birlikte gönderilirdim.
Yanımdaki mırıldanır:
– Yeni öğrencimiz efendim.
– Hoş geldin oğlum! Adın ne senin, diye başlayan sorgulamadan sonra, adeta hayret etmiş bakışlar arasında gidip gösterilen yere oturursunuz.
Bir süre çevrenize bakamazsınız. İlk teneffüs bir çeşit işkencedir. Densiz sınıf arkadaşlarınızın anlamsız suallerinin sonu gelmeyecek sanırsınız.
Benim çocuklarımda mübalağa üzre titizlendiğim bir konudur: okula ders yılının ilk günü herkesle birlikte başlamalarını sağlamak. Bu açıdan tek açığı oğlumda verdik. Yeşilköy'den Levent'e göçtüğümüzde, onun da ilkokulunu değiştirmesi gerekti. O kadar!
*
Mekânların değişmesi, diyordum. Çocuk için evler, bana katılır mısınız bilmem, şehirlerden ve semtlerden çok daha önemlidir.
Ev dediğiniz de devirden devire, nesilden nesle değişen bir kavram. Ailenizin geçmişi, gelenekleri ve babanızın işi, mesleği de etkiler oturacağınız ev çeşitlerini. Gene de önemli etken gelir durumunuzdur.
Ben mesela bir kira evinde doğdum. Bize ait saydığım Arnavutköy'deki ilk ev amcamındı. Sonra gene kira evleri. İstanbul'da oturduğumuz semtleri bir kere daha saymayayım: İstanbul, Beyoğlu, Kadıköy yakalarında olmak üzere 16 ayrı semtte oturmuşluğumuz var.
Sen nerelisin dediklerinde bugün de duraksarım.
– Hem Anadolu, hem İstanbul çocuğuyum!
– Peki, İstanbul'un hangi semtindensin?
Bu suali daha çok, o sırada oturduğumuz semtin adıyla cevaplardım. 79 yılın 69'unu İstanbul'da geçirdim. Nedir ki 18 semt var geçmişimizde.
Sonradan sordum kendime:
– Efendi, sen kendini en çok hangi semte ait hissediyorsun? Hah, sorulunca onu söyle!
– Arnavutköy, diyorum şimdi; Ortaköy ile Beşiktaş'ı da alçak sesle ilave ediyorum. Aslında içimden gelen:
– Boğaz çocuğuyum, demek.
Demiyorum, dersem de ne demek istediğimi anlamadıklarını görüyorum.
*
Gelelim, bana bütün bunları bir kere daha anlattıran sebebe.
Değişti, değişecek haberleri ilişmişti gözüme. Perşembe günü Cumhuriyet'te «Kat Mülkiyeti Kanunu Tasarısı TBMM'de kabul edildi» diyen haberi gördüm ve dikkatle okudum.
Haber, değişikliği bütün ayrıntılarıyla vermez gibiydi. Depreme karşı güçlendirme giderlerine katılmakta gecikenlerden gecikme faizi alınacak. Bina bütününde tadilat için, kat sahiplerinin beşte dördünün yazılı rızası gerekecek. Kat malikleri kurulu kararlarına aykırı oy veren veya toplantıda bulunmayanlar, sonradan kararın iptalini isteyebilecek. İki yıl içinde kat mülkiyetine geçiş işlemleri tamamlanmış olacak; tamamlayamayanlardan 1 000 lira ceza alınacak. Yılda bir yapılan yönetici seçimlerinde süre iki yıl olabilecek.
Saydığım şehirlerde ve semtlerde biz daha çok, bir kısmı bahçeli müstakil evlerde oturduk. İzmir'deki bır kıyı apartmanıydı. İstanbul'da Osmanbey ve Cağaloğlu'nda da apartmanda oturduk. Ben bu şehirde Basınköy Kooperatifi sayesinde ev sahibi oldum. O da bahçeli ve (müstakil de ne oluyor?) bağımsızdı. Gülseren Hanım'a kalan Yeşilköy'deki bahçeli evi satarak Levent'te gene bahçeli bir ev aldık. Sonunda ben de bir ev alabilecek duruma geldim. Yıl 1990'dı. Çatalca'daki çiftlikten şehre dönmüştük. Akatlar'da 71 ailenin sığdığı 11 katlı bir apartmanda sahibi olduğumuz daire sayesinde, bendeniz de terfi ederek, yıllık mal sahipleri toplantılarına katılan, katılması gereken mal mülk sahibi bir şehirli konumuna yükseldim.
İzmir'de çocuktum. Cağaloğlu ve Osmanbey'de üç beş dairelik apartmanlarda kiracıydık. Toplantı filan gibi bir ihtiyaç söz konusu bile değildi. Akatlar'da öyle mi ya? Binada yer bulamadığımız için yakındaki bir ilköğretim okulunda toplanıyorduk.
Doğrusu hayatım boyunca çok toplantıya katıldım. Mal sahiplerinin toplantıları kadar içimin sıkıldığı bir buluşma hatırlamıyorum. Değişen kanun metni gelsin, biraz da o toplantıları konuşuruz.