Meslektaşın sualine cevap

Atilla Özdür, Vakit'ten bana seslenmiş. Gördüm. Tele-vizyon dizisi haline getirilmiş olan, H. Z. Uşaklıgil'in romanı Aşk-ı Memnu'da, amcasının evinde ve himayesinde yaşayan Behlül'ün yengesi Bihter ile âşıktaşlık etmesinden duyduğum rahatsızlığı dile getirmiştim.

Atilla Özdür, Vakit’ten bana seslenmiş. Gördüm. Tele-vizyon dizisi haline getirilmiş olan, H. Z. Uşaklıgil’in romanı Aşk-ı Memnu’da, amcasının evinde ve himayesinde yaşayan Behlül’ün yengesi Bihter ile âşıktaşlık etmesinden duyduğum rahatsızlığı dile getirmiştim. Anladığıma göre Atilla Bey de bu ilişkiden hazzetmeyenler arasında. Ama birimiz Radikal’de, birimiz Vakit’te, yani farklı dünya görüşlerini benimsemiş gazetelerde yazdığımız için, «berây-ı malumat»* şunu da eklemeden edememiş:
– «Hafazanallah*, Hakkı Devrim’den evvel davranıp da, <Bu ne kepazeliktir yahuuu, üzerimize taş mı yağdıracaklar> falan gibisinden bir iki laf ediverseydik, muhtemelen, belki de Hakkı Devrim başlarında olmak üzere, tepemizde kırılmadık Atatürk sopası kalmayacaktı.» diyor.
Ben, gazeteciliği taassup* denen dar ve sıkıcı kalıba sığdıramayanlardanım. Günlük gazete tayınımı, vakit yetersizliği sebebiyle azaltırken Vakit gazetesini de listemden çıkardım. Bu gazete dindar basınımızın, «En iyi savunma saldırıdır» anlayışını mübalağa üzre benimsemiş temsilcisidir. Ben, en makul ve mutedil bulduğumu tercih ettim. Atilla Bey biraderime cevap vermekte gecikmemin sebebi de budur.
*
Atilla Özdür asıl şunu sormak için seslenmiş bana: «Bizler hemen hemen günde bir kez de Radikal’e bakınırız, diyor. Elli kuruşu nerelere vermiyoruz ki!» (Söylemeden duramam: Tırnak içindeki ilk cümlenin Türkçesi bozuk. İkinci cümledeki saygısızlık da anlamsız ve yersiz. Huysuzluk parantezini hazır açmışken, şunu da söyleyeyim. Atasözlerini, deyimleri zaman içinde benimsenmiş şekilleriyle kullanmaya özen göstermeliyiz. Hele yazarı belli şiirlerden seçilmiş ve meselleşmiş dizeleri kullanırken, aslına titizlikle bağlı kalmayı vazife bilmeliyiz. «O balıklar ki, derya içerisindedir amma deryayı bilip görmemişler» denilir, diyor Atilla Bey. Hayır, öyle denmez. Şair Hayali’den alınmış bir mısradır söz konusu olan: O mâhiler* ki deryâ* içredir deryâyı bilmezler.)
Atilla Bey’in sorduğuna gelince: Devletin alkollü içkiler üretme işinden elini ayağını çekmiş olmasını eleştiriyor. «Şimdi kamu ahlakı, kamu sağlığı, Allah, Peygamber haşa, din iman (...) vatan, millet, Atatürk ve Cumhuriyet, geç bir kalem...» diyor.
Sonra sözü Radikal’in geçen pazar «odun kağıttan ve selefonlanmış pahalı ve sımsıkı kapalı bir zarf içinde sunuluşunu» hatırlatarak, iki yüzünde de Yeni Rakı reklamı vardı, diyor. Gazetenin fiyatı da o gün için 50 kuruştan 75 kuruşa çıkarılmıştı. Ve soruyor: «Bizim yirmi beşlik nerede, niye ve ne karşılığı kimin cebine girdi?»
Bildiğim konu değil. Reklam Grup Başkanı Viki Habif’i arayıp sordum. Anlattı bana, ben bir şey anlamadım; bu konularda ümitsiz vaka olduğumu bilirim çünkü. Siz de sorabilirsiniz.
Şu kadarını söyleyeyim: kitap, magazin, spor ekleri hariç, gazetelerle birlikte verilen ve içinde haber bulunmayan bütün ıvır zıvırı hemen ayırıp bir kenara koyarım ben. Reklam gelirlerine saygısızlık etmemeye de özen gösteririm.

Yevmün cedid rızkun cedid*
Gel şu programa katıl dediklerinde seve seve gittiğim kanallardandır NTV. Dün sabah bir ara oradaydım. Ekranın çok sevimli simalarından Mirgün Cabas’ın, her derde deva gazetecilerden Ruşen Çakır’la birlikte sundukları Yazı İşleri adlı programdayız. Çok zaman oldu, ben bir yazı işleri toplantısına katılmayalı. İyi geldi, özlemişim.
Gündem konuları çoktu, ellerindeki listede. Benimle birlikte üç maddeye değinmek istediler. 

  •  Tâciz sanığı Hüseyin Üzmez (Aile adlarını seçen ecdadını merak ettiğim biridir) ve Adlî Tıp’tan istifa eden psikoloji uzmanı hanım.
  •  Evini yıkmaya gelen belediye zabıtasının karşısına, küçük yavrusunun gırtlağına dayadığı bıçakla çıkan mülk sahibi.
  •  Ergenekon operasyonları ve sivil tolum çalışmalarının büyük yıldızı, Türkiye’nin simge değeri kazanmış örnek kişiliği Türkan Saylan.

Gelin görün ki ben bu konulardan yola çıkarak da olsa, kendi gündemimi, oraya gitmeden zihnimde belirlemişim zaten.
Ne sorsalar, «Biz, yol yordam bilmediğimiz için bu haldeyiz, diyorum. Hastanelerde tedavi, okullarda öğretim, Meclis’te ve partilerde siyaset, stadyumda spor, çarşıda alışveriş... yapamadığımız için, bu yüzden patinaj yapıyoruz. Bulunduğumuz noktadan bir adım öteye gidemiyoruz.
---------------------------------------
*«Yeni bir gün yeni bir rızık» yani günü gününe yaşama, demektir.

Lügatçe

  •  Berây-ı malumat (Farsça’da beray edatı «İçin, maksadıyla» demektir; Arapça malumat, «Herkesçe bilinen şeyler, bilgiler» demek.) Berây-ı malumat, «Bilgi vermek için» anlamında bir tamlamadır.
  •  Hafazanallah! (Arapça hafaza «Koruyan, saklayan» ile Allah kelimelerinden oluşan bir ünlem). «Kötü bir ihtimal karşısında Allah bizi korusun! Allah muhafaza etsin!» anlamlarında söylenir.
  •  Taassup (Arapça kelime). 1. «Bir kimseye veya bir şeye karşı aşırı taraftarlık gösterme, onu aşırı derecede tutma.» 2. «Bir din veya inanışa, bir fikre aşırı derecede bağlı olup, onun dışındakileri düşman gözüyle görme.»
  •  Mahîler [(Mahî, Farsça «balık» demek; Türkçe -ler ekiyle çoğuluna mahîler, diyoruz.) Ahu da «Ceylan, karaca, gazal, meral» demektir, bilirsiniz; mecazî anlamda «Güzel, dilber» demeye de gelir. Yunus Emre’den bir beyit var hatırımda, ona hazırlık yaptım: Sular dibinde mâhî ile sahralarda âhû ile / Abdal olup yâ hû ile çağırayım Mevlâm seni, der ya Türkçe’nin kocalar kocası, hocalar hocası şairi, ağa babası.]
  •  Derya (Farsça kelime). «1. Deniz. 2. Bir şeyin (İsim tamlamasının ikinci unsuru olarak) sınırsız denecek kadar bol olduğunu anlatır: çamur deryası, mikrop deryası.