Mesut Yılmaz?la yeni bir parti

Mesut Yılmaz genç yaşta siyasî hayatına bir çizgi çekerek köşesine çekilmişti. Bağımsız Rize milletvekili olarak Meclis?e dönüşü, yıllar sonra eski bir dostu ziyarete gelmiş havasında oldu. Ve evveli gün Rize?den ses verdi.

Mesut Yılmaz genç yaşta siyasî hayatına bir çizgi çekerek köşesine çekilmişti. Bağımsız Rize milletvekili olarak Meclis’e dönüşü, yıllar sonra eski bir dostu ziyarete gelmiş havasında oldu. Ve evveli gün Rize’den ses verdi.
Yeni deyişlerle söylersek, erken kapanım yapmış olan Mesut Bey’in siyasete yeniden açılım için seçtiği tarih acaba isabetli midir, diye düşünmek lazım.
Anavatan Partisi Başkanı olarak girdiği 2002 genel seçimlerinde, 5,1 oyla yüzde 10 barajının altında ve Meclis dışında kalmıştı. Bir dönemin sonunu ve Türkiye’nin siyaset tarihinde (veya macerasında) önemli bir dönüşümü temsil eden bir tarih idi 2002 yılı.
Dönüşüm tamamlandı ve bizi bugünleri de aramayacak hale getirdi diyecek durumda, yazık ki değiliz. Dönüşüme zemin oluşturan partinin hâlâ seçimin kesin galibi durumunda görünmesinden memnunuz da denemez. Nedir ki, ümt vermeyen müzmin ana muhalefet partisi CHP ile yer değiştirecek güçte bir üçüncü partiyi beklemediğimizi de söyleyemeyiz.
Bu, herhalde çok yaygın beklentiye cevap verecek siyasî lider Mesut Yılmaz mıdır? Keyfiniz yerindeyse, alın size bir süre oyalanmanıza yarayabilecek bir sual!
Böyle derken, Mesut Bey’i hafife aldığım sanılmasın. Asla! Bir defa insan olarak yakınlık duyduğum bir siyasetçidir Mesut Bey. Biz ki Türkiye’mizin, özellikle siyaset ve devlet adamlığı alanında bilginin, görgünün ve tecrübenin değerlendirilemediği bir ülke olmasından şekva ederiz. (Bir dosyayı inceleme mahareti ile danışman seçimi ve onlardan faydalanma yeteneği bakımından Mesut Bey’in ne kıvamda bir siyasetçi olduğunu doğrusu bilemiyorum.)
– Türkiye’nin peşinden gözü kapalı gitmeye hazır birçok lider adayı var da, biz bunlardan hangisini seçeceğimizi bilemez durumda mıyız, şimdi derdimiz bu mu yani? diye sorsanız bana, mahcup duruma düşeceğimi de bilmiyor değilim.
Ve bize yeni bir siyasî kuruluş lazım noktasında hiç tereddüdüm olmadığını da söyleyeyim. Öyle böyle değil, pek çoğunuzun aklından geçene tercüman olduğumu bilerek söylüyorum.
2009 Türkiye’si CHP’den pek bir şey bekler durumda değil. Meclis’teki üçüncü ve dördüncü partilere bağlanmış bir ümidimiz de yok. Adını koyacak kadar şevkimiz kalmasa da, artık meydana çıkmasını beklediğimiz yeni bir hareket, tatlı tatsız tecrübelerden faydalanacak bir yeni siyasî parti, evet bekliyoruz.
Mesut Yılmaz’ın konuşmasını okurken bunları düşündüm. 

TELAYNAK

  •  Levent Kırca’yı gördüm. Televizyon ekranındaydı. Fox adlı kanalda. Eski seyircilerine verecek bir haberi vardı:

– Bu ay eski programlarımızdan seçmeler yayımlanacak. Olacak O Kadar mart ayında yeniden başlayacak, dedi.
Ve eski programlar yayımlandı. Otomobiliyle kaza yapmış ve direksiyon ile koltuk arasında sıkışıp kalmış adamın, yardımına koşup gelenlere «Güzel kardeşlerim, n’olur beni kurtarmayın!» diye yalvardığı parodi mesela. Ben bir kere daha çok güldüm.
Levent, Üsküdar İlçesi Belediye Başkanlığı’na aday, biliyorsunuz. Bu sıfatla Üsküdar çarşısında dolaşırken de gördüm onu. Sevimliliği yerli yerindeydi.
Eski eşi ve rol arkadaşı Oya Başar da var parodilerde. Umarım gene bir arada görürüz onları.
Televizyonlarımızın bir noksanıydı Levent Kırca. Hoş geldin usta, demeye hazırız. Başkan Oyuncu Levent’i seyretmeye de!

AVİZE’de «A»mı uzundur «İ» mi?
Dil Yâresi
Türkçe konusunda bana çok sorulan bir sualdir: falan kelimede hangi hecedeki «A» uzundur, diye.
«A» ve «İ» sesleri kimi yerde kısa, kimi yerde uzun söylenir ya: rakip ve raakip gibi, askeri ve askerî gibi. Katil ve kaatil’de meselemiz daha da güçleşir. Burada «A»nın uzun veya kısa söylenmesi, kelimenin anlamını da değiştirir:  katil, «öldürme», kaatil «öldüren kimse».
– Peki, uzun «A»ları, senin yaptığın gibi «aa» diye harfi tekrarlayarak belirtemez miyiz?
Hayır! Çünkü faal gibi, saat gibi «A» sesini iki ayrı «A» olarak telaffuz etmemizi gerektiren kelimeler var dilimizde.
Şapka (ˆ) işareti de işimizi görmez. Çünkü şapkanın ne zaman uzatma, ne zaman inceltme amacıyla kullanıldığı bilinemez.
Bu konuda size bir çözüm yolunu işaret edebilirim sanmayın. Vaktiyle Prof. Sabri Esat Siyavuşgil ile bu meseleyi konuşmuştuk. Daha doğrusu ben rahmetliden yardım istemiştim:
– Üstat avize kelimesinde uzun telaffuz edilmesi gereken ses «A» mıdır «İ» midir, diye?
Yarım asır önceydi. O gün lügatlerde rastladığımız bizi dehşete düşüren farklılıkları hatırlamadığım için, günümüz sözlüklerini bir kere daha taradım.
*
Meydan Larousse avize kelimesinin (imla kılavuzlarının dediği gibi yazıyorum) Farsça âvihten («asmak») fiilinden geldiğini, avize’nin «asılı olan şey», demek olduğunu söylüyor. «A» sesinin inceltmeksizin uzun söyleneceğini, şapka değil de, üzerinde düz bir tire kullanarak belirtiyor. (Melek’in bilgisayarında düz çizgili «A» yok.)
Elimde dokuz ayrı sözlük var. Alt alta madde başlarını, imla notalarını ve sözlüklerin adını yazacağım.

  •  AVİZE (âvize) Meydan La-rousse.
  •  AVİZE (avîze) Türkçe Sözlük.
  •  AVİZE (âvîze) Büyük La-  rousse.
  •  AVİZE (avîze) Kemal Demiray.
  •  AVİZE (âvîze) Redhouse.
  •  AVİZE (..) İsmail Hami Danişmend.
  •  ÂVÎZE (âvîze) Millî Eğitim Bakanlığı Sözlüğü.
  •  ÂVÎZE (âvîze) F. Devellioğlu.

Sözlüklerimin en yenisi olan (2005 Kubbealtı Lugatı, ki ben ona Ayverdi Sözlüğü derim) sonunda şu karara varmış:
Madde başlığı, AVİZE/ÂVİZE/ÂVÎZE (âvîze). Ben, ister istemez gelmiş olduğumuz durumun bu ifadesini «Çekiver kuyruğunu!» olarak anlıyorum. Ve bir çözüm yolu diye kabul edemesem de doğru buluyorum.