Mizahsız siyaset felaketi

Seçim kampanyalarında başta liderler olmak üzere, ağzı laf yapan parti sözcüleri, rakipleri hakkında söylemedikleri söz bırakmadılar. Masum sıfatlardan hakaret ve küfür üretmekte, birbirleriyle adeta yarıştılar.

Seçim kampanyalarında başta liderler olmak üzere, ağzı laf yapan parti sözcüleri, rakipleri hakkında söylemedikleri söz bırakmadılar. Masum sıfatlardan hakaret ve küfür üretmekte, birbirleriyle adeta yarıştılar.
Hiciv makamından ses verene rastladınız mı? Heccav (hiciv yazan, söyleyen kişi) nitelerken haşindir, çoğu zaman gaddarlık eder, ama bu sanatın kendine özgü bir inceliği, bir hassasiyeti de vardır.
Şair Eşref diyor ki:
Ekserî hîcvimde tâyin-i esâmi eylemem (Çoğu zaman hicvederken isim vermem) / Fikr-i mahsusumca bu hâlin şudur ki mûcibi (Bunu yaparken gerekçem de şudur); / İsterim her bir denîye kaabili tatbik olup (Hicivlerim bütün aşağılık insanlar hakkında söylenebilsin isterim, ve...) / Kullanılsın her biri bir numrosuz gözlük gibi (Bu son dizeyi açıklamaya gerek yok sanırım).
Tamam, hiciv dediğiniz önce bir sanattır, ki bizim buralardan elini ayağını çekeli hayli zaman oldu. Heccavlık etmeyi deneyen köşekadılarımız yoktur demiyorum. Buna yeltenenler arasında hatta beğenip okunanlar da var. Hafif mi kalıyorlar, kelime dağarcıkları fakir olduğundan mıdır, yoksa ellerinden gelmeyen, göze batacak kadar açık amma, gene de bir zarafet tülüyle üstü örtülü söylemeyi becerememeleri midir? Ben tadına varamıyorum.
Belki de doğru olan, sahipsiz hiciv garibini köşesinde bırakıp, mizah üzerinde durmaktır.
*
Önce bu iki terimin kısaca tarifelerini vermeyi denemek, sanırım faydalı olur. Bakın Ayverdi Sözlüğü aradaki farkı ne güzel belirtmiş:
HİCİV, «Bir kimse veya toplumun kusurlarını, hatalarını, gülünç taraflarını şiir ve düzyazıyla ortaya koyma, kötüleyip taşlama, yerme.»
MİZAH, «Bir gerçeği alay, nükte ve latifelerle süsleyip, güldürücü yanlarıyla ortaya koyan sözlü veya yazılı ifade sanatı; güldürmek, hoşça vakit geçirmek maksadıyla bir kimseye onu incitmeden takılma, şaka yollu alay etme, latife.»
*
Bu anlam tariflerinin ışığında devam edelim.
Hatırlamaya çalışın! Şu son günlerin kürsü ve meydan hatipleri arasında, rakibini hicvetmek pahasına da olsa, onun bilmediğimiz bir özelliğini, kusurunu, kabahatini açıklayarak, bize hakkında yeni bir şey öğretene rastladınız mı?
Ben söze, mihvere nadide bir sanatı, hicvi koyarak başlamakla hata ettim galiba. Bugünün Türkiye'sinde hiciv nerede, biz (ve saygıdeğer siyasîlerimiz) nerede, değil mi efendim.
Mizah hepimize yeter de artar... diyeceğim amma, ondan bir esintiyle ferahladığımızı da pek hatırlamıyorum.
Çocuklardan ne istiyoruz?
Sadece hatırlatmak için, dünkü Radikal'de yer alan iki haberin başlıklarından cümleler aktarıyorum size.
İlki şu: «Türkiye'de 2 450 000 işsiz var». Bu resmî sayı, diyorlar. Gayrıresmî rakamı da küçümsemeyin sakın! «İşsizlerin çoğu erkek» diyerek haber, latife etmekten de geri kalmıyor.
İkinci haberin başlığı şuydu: «Öğrenciden bir ders yılında tam kırk gerekçeyle para isteniyor.» Bu habere eski tarihli Radikal'lerden alınmış akraba başlıklar da eklenmiş: «Devlet okulunda garibanlar sınıfı: Bağış yapamayanlar kötü sınıfa» (15 eylül 2005). «İmtiyazlı, sınıflı, bölünmüş bir kitle: Aynı okulda paralıyla parasıza farklı muamele» (5 ocak 07).
Ve dün manşetlerde «OKS'de skandal» haberleri.
Okul hayatı, toplumumuzun çocuklarını mutlu kılabildiği yıllarda geçmiş bir nesle mensup değilim, hayır!
Ama ilkokuldan ortaokula ve liseye, oradan üniversiteye geçiş, okula ilk gidişimiz kadar güzel, mutlu, heyecanlı bir hadiseydi bizim için. Türkiye, çok daha yoksul bir ülke olduğu halde.
Elif torunuma bakıyorum. İki yıldır üniversite arifesinde. Nedir çocuklara ettiğimiz bu eziyet!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Bahar Avcı)

  • AKP'nin seçim arabalarında, gazete reklamlarında ve seçim afişlerinde yer verilen sloganı üç kelimeden oluşuyor: «Herşey Türkiye için». Bu aslında dört kelimelik bir cümledir. Kelime sayısının üçe indirilmesi sizce de yanlış değil mi?
    Bildiğime göre, başına «her» sıfatı getirilen deyişlerden bazıları bitişik yazılır: herhalde, herhangi, herkes gibi. Genelde kural «her»in bağımsız kalmasıdır: her an, her nedense gibi...
    Herşey bitişik yazılır diyen bir imla kılavuzu yok. Ne dersiniz?
    – İlk diyeceğim, bütün gazete okurlarının Türkçe ve imla konusunda sizin kadar titiz olmasını dilemektir. Dilimizin nadir ustalarından, dostum Şiar Yalçın'ın «Doğru Türkçe» adlı (Metis) çok faydalı kitabından bir alıntıyı da buna eklemek istiyorum:
    «Hiçbir, herhangi, herşey, hernekadar, herhalde, birşey, yanısıra, hindistancevizi vs. gibi yüzlerce kelime böyle bitişik mi, yoksa ayrı mı yazılacak? İngilizce ve Fransızcada da bu sorun vardır, hattâ o dillerde bir de «-» (Fr. trait-d'union, İng. hyphen) olayı vardır, ama konu kesin kurallara bağlanmıştır ve hangi sözlüğe baksanız size tek doğru imlâyı -iki şeklin da caiz olduğu çok nadir istisnalar dışında- gösterir. Bizde ise bir sözlükteki imlâ öbür sözlüktekine uymaz, hattâ aynı sözlüğün çeşitli baskıları arasında da farklar görülür. Dilin mantığını, selikasını dikkate alarak ve klasik yazarlarımızın örneklerine bakarak bu konudaki keşmekeşe bir son vermenin zamanı çoktan gelmiştir.»