«Mülk»ün mecazî anlamı da var

Yirmi yedi yıldır süregelen Dev-Yol davası hakkında Yargıtay'ın kararını dün (9 temmuz 2009) vereceği önceden biliniyordu. Karar gene de hiç beklenmedik çok çarpıcı bir sürpriz gibi...

Yirmi yedi yıldır süregelen Dev-Yol davası hakkında Yargıtay’ın kararını dün (9 temmuz 2009) vereceği önceden biliniyordu. Karar gene de hiç beklenmedik çok çarpıcı bir sürpriz gibi yankılar uyandırdı.
Bu konudaki ayrıntılı haberleri bugün gazetenizde okumuşsunuzdur. TSK ileri gelenlerinin de, basın toplantısındaki gibi gene bir çok-yıldızlılar heyeti halinde ve Başbuğ Paşa’nın gözetimi altında, bu netameli davanın son oturumunu, sanık sayılagelenlerin (1982’den, daha doğrusu 12 Eylül 1980’den bugüne) dehşet verici ifadelerini aralarında görüşmüş ve değerlendirmiş olduklarını ümit ederim.
Biz de tam, yargı bütünüyle ve eski adıyla «adlî» mi kalsın, yoksa yarma şeftali gibi ortasından ikiye bölünerek, sivil ve askerî yargı ikilemi şeklinde devam mı etsin tartışmasıyla meşguldük.
Cumhurbaşkanı Gül’ün tartışılan kararını açıkladığı tarih ile Dev-Yol davasında Yargıtay kararının aynı güne denk gelmesi, kaderci değilim amma bana şu suali sordurdu:
– Yoksa bu alın yazımızın bize bir uyarısı mıdır?
Şöyledir  böyledir de, aynı zamanda Türk şiirinin büyüklerinden de biridir Necip Fazıl Kısakürek. Şu dizeler de onun: Su iner yokuşlardan hep basamak basamak / Benimse alın yazım yokuşlarda susamak.
Çok hızlı beyefendiler ve çok yıldızlı paşalar! Şu Dev-Yol davasında Türk yargısının (Bırakın adlîsini, askerîsini de) hâl-i pürmelâl’ine alıcı gözle bir bakın! Hukukta bize Adalet Mülkün Temelidir, dediler. Mülk’ün mecazî anlamı var: «Sadece ev, arsa, apartman değil aynı zamanda ülke, demektir; diyar, dünya, âlem demektir.»  

KOMEDYA
* Medya Mahallesi (CNN Türk) olur da «Televizyon Mahallesi» (Fox TV) olmaz olur mu? Okan Bayülgen bu son kanaldaki Bizden Kaçmaz programının ırmak perileri gibi giyinmiş (Daha doğrusu soyunmuş) bir sunucusunu (Pelin Suade) diline dolamıştı. Meğer bu mahallenin dilberi cazgırın önde geleniymiş. Mehtap Yılmaz yetti ona, istifini hiç bozmadan, kahkahalarını eksiltmeden gerekeni söyledi. Yeter!
Bu mahallede Canım Ailem’in Meliha’sının bikinisi (Şebnem Bozoklu), Avrupa Yakası’ndaki Makbule’nin (Hasibe Eren) bir yakınıyla öpüşmesi gibi, değerli sanatçıların hiç mi hiç hak etmediği saygısızlıklar da gördüm. Bir derecesinden sonra terbiyesizlik, çirkinlikten de öte bir şeydir.

Bu bakan bizi şaşırtacakmış
Cumhuriyet’in kuruluşundan beri Millî Eğitim Bakanlığı’na getirilen bir milletvekilinin, peşinat tertibinden böylesine methedildiğine dair bir örnek hatırlamıyorum.
Sabah’taki yazarın adı Yaşar Özay (tanımıyorum. Gazeteci kökenliyse şaşarım.) Göklere çıkardığı bakan da Nimet Çubukçu.) Onu bir intiba edinecek kadar tanıdım. Durun bakalım!

Dil Yâresi
«Röveşata» kelimesine dair

* Radikal okurlarından Mehmet Sadi Özen işin içinden çıkamamış, bana soruyor. Diyor ki:
– «Yargıdan tabutta rövaşata» diye bir haber başlığı, bugünkü (9 temmuz) Radikal’de kullanılmıştı. Ben ilgili yazıyı da okudum, anlayamayınca size danışayım dedim. Bu başlık ne anlama geliyor? Medyanın okurlarını ve seyircilerini aptal yerine koymasından çok sıkıldım. Ne yazılırsa, ne gösterilirse koyun gibi izlemeyi reddediyorum. Bu dahiyane (!) başlık nasıl bir yaratıcı zekânın ürünüdür, doğrusu merak ettim.
Cevaba bir özetle başlamak gerekirse okurumuz haklıdır. Bir başlığı anlaması için ondan olağanüstü bir ceht sarf etmesini bekleyemeyiz. Bu işi dün, bir Radikal mensubu olarak ben üzerime aldım ve bayağı da çalıştım.
Anlatmaya gayret edeyim:
* Başlık ilk gördüğümde bana 1996 yapımı bir Türk filmini hatırlatmıştı, Tabutta Rövaşata’ydı adı. Başrol Mahsun’u Ahmet Uğurlu oynamıştı, hatırladınız mı? Bir haneberduş ki işi gücü geceleri çaldığı bir otomobilin içinde hem ısınmak, hem de sabaha kadar gezmek, sonra tertemiz yıkayıp sildiği arabayı aldığı yere bırakmaktı. Ama yakalanacak ve karakolda fena halde dövülecektir; sonunda eroin alım satımı işlerine karışır ve başı dertten kurtulmaz olur.
Haberde, içinde bir terör suçlusu bulunan PKK renkleriyle süslenmiş bir tabutu camiden kabristana kadar kucağında taşıyan M. A.’nın suçlu bulunup 10 ay hapse mahkûm edildiği anlatılıyor. Sanırım M. A.’nın durumu, gece çalıp gezdiği ve soğuktan korunduğu otomobilleri, sabah tertemiz yıkanmış halde aldığı yere bırakan Mahsun’a benzetilmiş ve ona verilen ceza, suçuna nispetle ağır bulunmuştur. Başlık açıkça söylemeden haksızlığı işaret etmek istemiş.
Böyle de olsa okurumuzdan, okuyunca rahatlıkla anlaşılması gereken bir haberi metin tahlilinden geçirmesi elbette beklenemez. Mehmet Sadi Özen dostumuzdan ve genelde okurlarımızdan özür dilemeliyiz.
* Cevabı neden Dil Yâresi köşesinde verdiğimi de açıklamalıyım.
Röveşata kelimesinin anlamını biliyorum. Baktım, en açık anlam tarifini Büyük Larousse vermiş: «Futbolda, sırtı kaleye dönük futbolcunun ayaklarını yerden keserek vole vuruşunu uygulamak için yaptığı akrobatik sıçrama» diyor ve ilave ediyor: eşanlamlısı makaslama.
Bu vuruşu (Ekşi Sözlük’e göre) 1914 yılında ilk yapan futbolcu İspanyol Ramon Unzaga’ymış. 1930’larda Da Silva ve 1960’larda Pele (Brezilyalılar) sürdürmüş. Ben röveşata’yı Şeref Stadı’nda görenlerdenim; Çekoslavak millî takımının adını hatırlamadığım bir oyuncusu sergilemiş ve ağzımız açık kalmıştı. Onu taklide yeltenerek belini sakatlayanlar da oldu o zaman; yanılmıyorsam 1940’lı yıllarda bir gündü.
* Ben röveşata yazdım. Film adında ve haber başlığında olduğu gibi rövaşata yazanlar da var. Redhouse ve Sevan Nişanyan İngilizce reverse shot diyorlar, Türkçesi rövaşata diye yazılmış. Petit   Larousse, köken olarak Frankların dilinden (Francique’ten) «zor, rahatsız edici durum, konum» anlamındaki reveche kelimesini gösteriyor. İtalyancası rovestiata’ymış. Galiba ana kaynak Latince reversus («ters dönmüş») kelimesi.