«Mümin»den iyisini bilemedim

Daha çok foto-muhabiri arkadaşlarım bilirdi. Ben bundan 50 yıl önce, Taksim Cumhuriyet Anıtı'nın önünde çekilmiş kara çarşaflı kadın fotoğraflarının gazetede yer almasını yasaklayan gazeteciyim. İyiniyetine rağmen iman sahiplerini hor göregelmiş olan Cumhuriyetin bu yanlışının altını çizmekten hoşlanan biri olmadığım için. İtirazımın sebebini arkadaşlarıma anlatırken.

Daha çok foto-muhabiri arkadaşlarım bilirdi. Ben bundan 50 yıl önce, Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın önünde çekilmiş kara çarşaflı kadın fotoğraflarının gazetede yer almasını yasaklayan gazeteciyim.
İyiniyetine rağmen iman sahiplerini hor göregelmiş olan Cumhuriyetin bu yanlışının altını çizmekten hoşlanan biri olmadığım için. İtirazımın sebebini arkadaşlarıma anlatırken:
– Bu bizim yanlışlarımızdan, yaralarımızdan biridir, derdim. Kaşımanın bir faydası yok.
Yurdumuzda saf kan aileden gelmenin imkânsızlığını bildiğimden midir; çocukluğumu çeşitli ırka, dine ve dile mensup insanlarla kapı komşusu olarak geçirdiğimden midir, bilmem... Görgü ve bilgi dışında, insanlar arasında fark gözetmemeyi erkenden öğrenmiş biriyim ben.
Bakın dünkü tarihli mektubunda okurum Telat Dilsiz beni neyle ve nasıl eleştiriyor.
*
«Sayın Devrim,
Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum. CNN Türk’te yayımlanan sohbetlerinizin iyi izleyicilerinden biriydim. Şimdilerde sizi Bayülgen’le birlikte gecenin ileri saatlerinde dinç bir şekilde görünce doğrusu mutlu oluyorum. Kısacası, şu veya bu şekilde medyada görünür olduğunuz ve benim de medyayı bilinçli olarak takip etmeye başladığım günden bu yana sizi okuyorum, seyrediyorum ve dinliyorum.
«Bugünkü yazınızda «mümin gazeteler» diye hiç şık olmayan, açıkçası çirkin bir ifade kullanmışsınız. Olmadı! Size hiç yakışmadı! Ne olur haddimi aşma saymayın. O gazeteleri okumayın, o konuyu açmayın bu durumda. Toplumun bir kesiminin okuduğu kimi gazeteleri, bu şekilde dinî bir ifade kullanmak suretiyle küçümsemek de neyin nesi? Lütfen yapmayın! Toplumu kamplara ayırmayalım!
«Toplumumuzun bilge insanlara her zamankinden daha çok ihtiyacı bulunduğu aşikârdır.
«Görele’den selamlar!»
*
İltifatlarınıza teşekkür ederim. Hayli genç bir okurum olduğunuz izlenimini edindim.
Gazeteleri ideolojilere, siyasî partilere, ekonomik çıkarlara, hedef seçtikleri okur kitlelerine göre tanımlarken, bir şekilde adlandırıyoruz: Halka yakın, demokrat, liberal, sağcı, solcu, ilerici, gerici, muhafazakâr, devrimci, laik, dinci, cemaatçi, İslamcı, millî görüşçü, ırkçı, milliyetçi... Sıfat mı ararsınız, her çeşidi var maşallah.
Ben mümin derken Zaman, Yeni Şafak, Millî Gazete, Vakit tarzı gazeteleri kastediyorum. Gelin, Ayverdi Sözlüğü’nde kelimenin anlam tarifini okuyalım:
«MÜMİN, i. ve s. (Arapça iman’dan). 1. Allah’ın varlığına, birliğine, Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve peygamberi olduğuna ve İslamiyet’in diğer iman esaslarına inanan kimse, Müslüman. 2. <Gönüllerde iman ışığı ve güven duygusu uyandıran, koruyan, gözeten, güven ve huzurun asıl kaynağı olan> anlamında esma-i hüsnâ’dan (yani Allah’ın en güzel adlarından) biridir.»
Ben de, mümin’den iyisini bilemedim.
Gözlerinizden öperim!

AÇIKLAMA
* Cem Hakko’dan bir düzeltme notu: «Köşenizde Yağmur Atacan’ın kulağına çalınan bir dil hatasına yer vermişsiniz. (...ki aynı anlamda Amerikalıların astronot, Rusların kozmonot demeleri söz konusuydu; radyo bunun tersini söylemiş.)
«Kendi adımıza böyle bir yanlışın bizim radyomuzda (Power FM) yapılmadığını, dinlediğimiz kayıtlardan da teyit etmiş olarak bildirmek isterim.»
– Cem Bey’e teşekkürler!

Ünlüler de, bir tuhaf oluyor
Gürbüz Çapan örgüt kurmak ve rüşvet vermekten 5 yıl hapse mahkûm edilmiş. Onu, Esenyurt’un eski ve lafı fazlaca edilir Belediye Başkanı olarak bilirdik. Hatırlayamadığım ama pek yadırgadığım bir ilişkisi daha olacak... Çıkaramadım. Haberlerde de geçmiyordu.
* Sibel Can’ın kocası, ortalıkta boy gösteren biri değildi. Adı Sulhi Aksüt’müş. Boşanmışlar. Kocasının borçlarını ödemekten bıkmış, diyorlar; 6 ay evden uzak durması kararını da aldırmış.
* «Mutlu Birliktelik» örneği bir çift de Hülya Avşar ile Allah bağışlasın pek yakışıklı bir adam olan Sadettin Saran idiler. Evveli gün saat 07’de ayrılmış (Hülya’nın kız kardeşinin internet sitesinde yer almış bu haber), dört saat kadar sonra yeniden kavuşmuşlar (Aynı sitede bu haber de derhal duyurulmuş.)
Acayip suçlar, saçma sapan kavuşmalar çözüşmeler, bizde bunlar da şöhretli olmanın ve öyle kalmanın olmazsa olmazları mıdır, nedir Allah aşkına?

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından
(Sedat Geç)
* Urfa ilinde avukatım. İnsan Hakları Derneği Şubesi’nin de başkanıyım. Güneydoğu’da ve son yıllarda mahkemeleri hayli işgal eden «sayın davaları»yla karşı karşıyayız.
Sizden ricam, «sayın» kelimesinin kökeni, kullanıldığı yerler, anlamı ve övgü anlamına da gelip gelmediği konusunda görüşlerinizi bizimle paylaşmanızdır.
– Moğolcada, Çağataycada bugünkü anlamıyla sayın kelimesinin bulunduğu söylenir. Haddimi aşarak ben derim ki, Eski Türkçe’nin birçok anlamı yanında «sayma, saygı» kavramlarını da ifade eden say, sağ kelime kökleri var. Bu kökten gelen fiil sa-mak ve say-mak’tır.
Saymak Türkçe’de çeşitli anlamlara gelen bir fiildir. İlk anlamı «sayı saymak» olan fiilin 7. sırada yer alan anlamının tarifi (Bu Ayverdi Sözlüğü’nda böyledir; Türkçe Sözlük’te 9. sıradadır) şöyle:
«(Bir kimseye) Değer verip ona göre ölçülü ve saygılı davranmak, saygıda kusur etmemek, hürmet etmek.» (Bir örnek, Reşat Nuri Güntekin’den: «İşitiyor musunuz çocuklar? Zamanı geldiği vakit benim yerime onu baba tanıyacaksınız, onu sayacaksınız!»)
Yakın geçmişte saymak etken fiilinden türetildiği halde edilgen anlamda kulanılan saygın sıfatının anlam tarifi de şudur: «Çevresinden saygı gören, hatırlı, itibarlı, muteber (kimse).» (Haldun Taner: «Abdülhak Şinasi Hisar, Türk romanında saygın yerini haklı olarak almıştır.»)