Ne diyeceğini merak etmiştik

Yazımın son noktasını akşamüzeri koymayı tercih ederim. Habercilerin müzmin bir derdi, bugün belki de anlamı kalmamış bir titizliğidir bu. Gene baskıyı geciktirdin, diye azarlayanlar da olur...

Yazımın son noktasını akşamüzeri koymayı tercih ederim. Habercilerin müzmin bir derdi, bugün belki de anlamı kalmamış bir titizliğidir bu. Gene baskıyı geciktirdin, diye azarlayanlar da olur... Olurdu, daha doğrusu. İlk baskılarda sizin yazınızı kullanmayarak, şimdi meseleyi hallediyorlar.
Dün bu yazıya, öğleden önce hamle etmem gerekti. Öğle sonu katılmam gereken bir toplantı vardı. Genelkurmay Başkanı'nın saat 14.00 civarında konuşacağından haberdar iken, ama ne diyeceğini bilmeden, bir gün sonra okunacak yazıyı kaleme almak, hayatını 24 saatlere bölmüş gazetecilere zor gelen bir durumdur.
Hadiseye bir başka açıdan bakma ihtiyacı duydum. Sabahları insanın gazetesinde bulmak istediği nelerdir?
Eskiden bu suali, hiç tereddütsüz, haberleri okumak, bir gün önce olup bitenleri ayrıntılarıyla öğrenmek, diye cevaplayabilirdik. Günümüzde, geceyarısı haberlerini de dinledikten sonra yatağına giren televizyon seyircisi-okur için, ertesi sabahın gazetesi günlük başlıca haber kaynağı değil.
Haberlerde magazinin payı gittikçe artıyor diye, haklı olarak şikâyet ederken, fazla da insafsız olmamak lazım diye düşünürüm.
Evet, sayfa sayısı da azdı eskiden, gazete başına köşekadısı sayısı da üçü, dördü geçmezdi. Bugün gazete, kulak misafiri olduğunuz haberlerin ayrıntılarını öğrenmeye yarıyor. Bir de size yakın gelen köşekadılarıyla kafa kafaya vererek, olup biteni yorumlamaya...
Şu düşüncemde yanılıyor muyum, diye size soracağım.
İki önemli seçimin arifesindeyiz. Parti genel başkanlarından biri veya diğeri, veya ne diyeceği merak edilen şu, şu, şu parti sözcüleri (Hâlâ var mı bu nitelikte hatiplerimiz?) konuşacak deseler, bakalım neler söyleyecekler diye, merak eder misiniz?
Bana sorarsanız, hayır! Kuzum Tayyip Bey'in, Deniz Bey'in, Mehmet, Devlet, Erkan... beylerin söylemediği, bize yeni ve değişik gelecek bir söyleyebileceği ne olabilir ki?
Geriye, ne diyebileceği ve nasıl diyeceğini merak ettiğimiz biri gene de kalmış bakın! Eminim hepiniz Yaşar Büyükanıt Paşa bakalım ne diyecek diye merak etmişsinizdir. Ben etmedim, demiyorum.
Siz bu satırları okuduğunuz gazetede, merak etmiş olabileceğiniz o toplantıda söylenenleri de bulacaksınız. Şimdi ne düşündüğünüzü bilemem. Paşanın ne dediğini ben de öğreneyim, gene konuşuruz.
Adlar

  • Ebru Latifoğlu'nun şikâyeti var: «CarrefourSA Expres» yazılışı beni çok rahatsız ediyor. Sizce bu şirketin konsept üretme sürecinde bir tercihi midir, yoksa bir yazım hatası mıdır? CarrefourSa Ekspres deseler daha doğru olmaz mıydı?
    – Türkçe Sözlük'te aradım, ekspres de var Türkçe imlasıyla, konsept de. İmla kılavuzlarında keza... Ama hâlâ yabancı bir kelime bizim imlamızla ve şu şekilde Türkçe'ye kabul edilmiştir, diyebileceğimiz güvenilirlikte, yani yeterlik belgesi niteliğinde bir ana sözlüğümüz yok.
    Netice olarak expres imlasına itiraz etmekte haklısınız. (Ben Akatlar'daki mağazalarının fişine baktım, Carrefour Ekspres yazılıydı.)
    Türban bize mahsus değil
    Kimin cumhurbaşkanı olacağı hiç bu kadar tartışılmamıştı. En şanslı aday Tayyip Erdoğan hakkında söylenmedik bir şey kalmadı sanırım. Türban, iki cephe arasındaki anlaşmazlığın simgesi olmakta berdevam.
    Dün, iki türban haberi vardı gazetelerimizde. Hürriyet'te Demet Cengiz Bilgin, dünyanın en gözde giyim firmalarının bu yıl, hem de gece kıyafetlerinde türbana verdiği yeri anlatmış. Prada'nın türbanlarını 700 dolara sattığını ondan öğrendim.
    Radikal'in «Yorum» sayfalarından birinde, dünya gazetelerinden Türkçe'ye çevrilmiş makaleler yayımlanır, okuyor musunuz? Ben tiryakisiyim.
    Dün Fatma Mes'ud El Mansuri'nin Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayımlanan Beyan gazetesindeki yazısını okudum. Siz belki biliyordunuz, ben oradan öğrendim ki, Arap ülkeleri de başörtüsü tartışmalarıyla çalkanmaktadır. Ve baş açıklığı hemen hepsinde bir meseledir.
    Mısır'da bu yüzden ciddî buhranlar yaşanmaktaymış. Başı açık kültür bakanı hanım olayı da bunlardan biri. Kuveyt'te de öyle. Anlaşmazlık özellikle 11 Eylül ertesi Avrupa ülkelerinde de baş gösterdi, diyen Fatma Hanım yazısında «Başörtüsü ve Süngü» adlı bir kitaptan da söz ediyor. Arap yazar Muhammed Nureddin bu kitabında, Türkiye'deki türban meselesini inceliyormuş. Türkçe'ye çevrildi mi? Kitabın çıkış noktası Merve Kavakçı'nın Meclis'e kabul edilmeyişiymiş.
    Fatma Hanım, «Ümmeti kabukla oyalamak yerine, (bir asır önce) öze götürmeye çalışan Arap düşünürü Halil Cibran'ın sözleriyle tamamlıyor yazısını.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Güneş Kanık)
  • «Muhatap» kelimesini gençlerimiz (buna orta yaşlıların yarısı da dahildir) daha çok «muhattap» diye telaffuz ediyorlar. Buna benzer yüzlerce kelime, ya yanlış telaffuz ediliyor, ya da işin kolayına kaçıp hiç kullanılmıyor; yerine ya uyduruk bir kelime ya da yabancı bir kelime.
    – Benim de tutulduğum madde yerine matte diyenler. Gazetelerimizde dil meselelerini ele alan köşeler düşünülemez mi, diyorsunuz. Ben, yanlışları alaya alacak mizahın daha etkili olacağını düşünürüm hep. Yılmaz Erdoğan mesela, «hakikaten» yerine «hakketen» diyenlerle pek güzel eğlenir ve etkili de olur.