Ne kadar yol, o kadar ölüm...

Onuncu Yıl Marşı'nın en bildik dizeleridir: On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan, deriz; o işe devam edelim istiyordu Başbakanımız, hani her aileden en az üç çocuk bekliyorum, derken, hatırınızda değil mi?

Onuncu Yıl Marşı’nın en bildik dizeleridir: On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan, deriz; o işe devam edelim istiyordu Başbakanımız, hani her aileden en az üç çocuk bekliyorum, derken, hatırınızda değil mi? Haydi bismillah diyeceğinize, mırın kırın ederek Tayyip Bey’i biraz darılttınız gibi gelmişti o zaman bana.
Öbürü dördüncü dizedir; Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan, diyen.
Dünkü Radikal’in üçüncü sayfasında yer verilmiş iki haber vardı; nedense bana marşın bu iki dizesini hatırlatan...
İlkinin başlığı karayollarımıza dairdi. «Türkiye asfalt ağlarla örülecek» diye bir müjde vermiş Ulaştırma Bakanlığı. Bizi bilmeyenler işitse bunu:
– Yurdu demir ağlarla örme işi tamamlanmış demek ki, diye düşünürler herhalde. Baksanıza sıra artık asfalt ağlarla örmeye de gelmiş.
Ben de lafa karışırım o zaman:
– Demir ağlardan hemen sonra asfalt ağlara geçmedik. Yol yapma işinde de tek tek basaraktan, ama sağlam adımlarla ilerleyerek geldik bugünlere. Demiryollarından sonra sıra kırsalda şoselere, kentlerde arnavut kaldırımlarına geldi, yaptık. Baktık bütün dünya yol yapımında asfalta gelmiş, biz de şoseleri asfalta çevirdik. Kürekle başladık, sıra asfalt makinelerine de geldi. Şoseleri asfalta dönüştürme işini tamamlarken, bir de ne görelim; Frenkler asfalttan otoyola geçmiş bile... Haydi yallah! dedik gene. Modası geçmiş köprüler yerine viyadükler inşa ettik biz de. Güzel güzel adlar verdik herbirine. Otoyolları numaralamaktan da geri kalmadık. Yetmedi TEM yolu, Çevreyolu gibi güzel adlar da verdik herbirine.
Başarılı geçmiş, geleceğe de güvenle bakmanızı sağlıyor. Ulaştırma Bakanlığı’nın dediğine göre şimdi sıra, genişletip duble yol adını verdiğimiz otoyolların boyunu uzatmaya gelmiş. Rakamla söyleyelim: 2 238 kilometrelik otoyol mevcudumuzu, 2023 yılına kadar, 12 otoyol daha inşa ederek 4 773 kilometreye çıkaracakmışız.
...mışız dediğime bakmayın siz! Neyi vaat ettiler de yapmadılar bugüne kadar, diye hele bir düşünün! Yukarıda Allah var! Bize hizmet edenlerin hakkını inkâr edemeyiz!
*
İkincisi iç açıcı bir haber değil; meş’um, meymenetsiz trafik kazası haberleri. Onun dünkü başlığı da şöyleydi: «Trafik kazaları bu yıl, geçen yılki kazaları ikiye katladı!»
Ramazan Bayramı’nın dört gününde trafik kazalarında geçen yıl 49 kişi ölmüş; 332 de yaralımız olmuş. Bu yılki dört bayram gününün bilançosu şu: ölü sayısı 99, yaralı sayısı 441. En çok can yakan da bayramın dördüncü günü, dönüş yolunda yani.
Gazetecinin yazık ki muzır ve müzeviri makbuldür. Şimdi benim de şu iki haberi bir kazanda kaynatarak çıkardığım sonuca bakar mısınız!
Tamam, hay hay Allah ağzımdan alsın! Ama böyle gider de başımıza geleceği öngörmemekte ısrar edersek, çareyi trafik canavarına beddua etmekte ararsak, bayramlar yüzümüzün güldüğü günler olmaktan çıkacaktır. Bu bayram 99 ölü 441 yaralı! Otoyollarımızın uzunluğu     2 238 kilometreden 4 773 kilometreye çıkınca, 2023 yılında yani, bu feci rakamların 211 ölü ve 940 yaralıya yükseleceğini ve bugünkünün bir mislini aşar sayıda facia yaşayacağımızı bilelim istedim.
Benimki bir korku.
Bayramların da depremler, yangınlar, sel felaketleri gibi şeamet günlerine dönüşmesinden endişe ederim. Unutmayın ki bunlar muhtemel değil, beklenen ve her yıl en az iki kere tekrarlanan sürelerdir.  

Danışmanlardan bir ordu
Beni çepeçevre saran danışmanlarla geçer günlerim. Akıl hocalarım da, diyebilirim. Okuyacağım kitabı onlar seçer. Seyredeceğim oyunları, filmleri, televizyon programlarını da... Tatile veya seyahate çıkacaksam, misafirlerimle doğru dürüst lokantalara gitmek istiyorsam, adresi onlardan alırım. «İkoncan» gibi henüz sözlükleri teşrif etmemiş yeni kelimelerin anlamını da onlara sorarım.
İlgilendiğim, merak ettiğim, tanışmanın bir yolunu arasam mı acaba diye ikirciklendiğim, benim için yeni insanlar konusunda da onlardan fikir ve tavsiyeler alırım.
Onlar dediğim danıştıklarım. Kitaplarını, yazılarını okuduklarım. İçlerinde asırlar önce yaşamış olanlar da var. Sınırlarım Anadolu’yla bitmez yani. Önce dostlarım, sonra yazdığını okuyup, söylediğini dinlediklerim. Tek tek sayamam, çokturlar.
Size bir örnek. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Albert Long Hall konser ve konferansları. Piyanist Alfred Brendel ve daha niceleri. Kişiler ve topluluklar. Müthiş. 359 66 48’de Elif Evin’e sorun. Kaçırılır gibi değil. Nereden mi biliyorum? Müzik danışmanım Evin İlyasoğlu’ndan öğrendim.
7 ekim akşamı başlıyor.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Semih Elhan)
* Dikkatimi çeken bir şeyi paylaşmak istedim. Reklam filminde «Baha biçilmez» diyorsunuz. Neden, aslı «Paha biçilmez» değil mi?
– Sözlük, Farsça beha’dan gelir der ve ilave eder: «Bakınız paha»ya! Anlam tarifini de paha’da verir. İmla Kılavuzu ikisini de almış.
Yazıda ben de uyarım İmla Kılavuzuna ve paha, pahalı, pahasına diye yazarım. Demek söylerken bir kaçamak yaparak, mesela «bahasına» demeyi «pahasına»ya tercih ediyorum.
Eskimişliğime verin demekten de geri durmuyorum yakalanınca. Gene mesela:
– Siz Sultanahmet Camisi, deyin; ama müsaade edin ben «camii» demeye devam edeyim, diye iltimas istiyorum okurlarımdan.
Baha da öyle biraz. «Çok bahalı» demem, ama «Bu kadar gayret pahasına» da diyemem.
Tane ile dane de biraz böyledir. O da Farsça bir kelime. «Her renk kalemden birer tane al!» derim de; «dane dane konuşmak» ve «ay çiçekleri dane bağlamaya başladı» demek kulağıma daha güzel gelir.
İmla mantığına ihanettir bu. Siz de yapın, demiyorum. Kabahatimi yakaladığınız için lafı kıvırtmaya çalışıyorum.