Nijerya ne sandı Türkiye?yi?

Cenab Şahabeddin Cumhuriyet döneminde ihmal edilmiş bir şair ve yazardır. Siyasî değerlendirme hataları olduğu için belki de, ortalarda görünmeyi pek istemedi.

Cenab Şahabeddin Cumhuriyet döneminde ihmal edilmiş bir şair ve yazardır. Siyasî değerlendirme hataları olduğu için belki de, ortalarda görünmeyi pek istemedi. O öldüğünde ben beş yaşındaydım. Onu iyi tanıdığımı söyleyemem. Ama hafızamda asılı kalmış sözleri, dizeleri olan bir aydınımızdır.
Onun hafızamda yer etmiş bir sözü var: «Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür» diyor. İstihbarat şefiyken, muhabir arkadaşlarımın yazdığı haberi okur ve altına bazen bu özdeyişi yazarak haberi geri çevirirdim. Radikal’de Anka ajansının bir haberini okudum ve Cenab Şahabeddin’i düşündüm (Radikal, 2 mart).
Haberin kahramanı, bir Nijeryalı, adını vermemişler. İçişleri Bakanlığı’mız onunla ilgili bir genelge yayımlamış: «Yabancı bir ülkenin hukuku bir erkeğe birden çok kadınla evlenme imkânı verse bile, kamuoyu düzenimize aykırı olan bu uygulamaya Türkiye’de müsaade ve müsamaha edilemez» deniyor bu genelgede.
Çünkü efendim bir Nijeryalı, ki Türkiye’mizde yaşamaktaymış, ülkesinden aldığı «evlenme ehliyet belgesi» ile (Bu ne anlamda bir belgeyse) Türkiye’de biriyle evlenmek istemiş. İncelemede Nijeryalının ülkesinde birden çok eşinin bulunduğu anlaşılmış. Nijerya’dan, birden fazla eş sahibi olmanın kanundışı olmadığı, yasağın dördüncü eşten sonra işlediği cevabı gelmiş.
Dışişleri uyarmış bizde İçişlerini. Onlar da bir genelge yayımlamışlar hemen ve bütün birimlerine «Türkiye’de birden çok kişiyle evlenmek Türkiye’nin kamu düzenine aykırıdır, demişler. İkinci, üçüncü evlilik Türkiye’de olacak şey değildir.»
Kısası da şu:
«Bir ülkenin hukuku, kendi vatandaşlarına birden çok kişiyle evlenme izni verse bile, Türkiye’de o kişilerin ikinci veya üçüncü bir kişiyle evlenmeleri, kamu düzenine aykırılık sebebiyle mümkün değildir. Birden çok kişi ile evlilik Türk aile hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.» Şunu da eklemiş Bakanlık: «Yabancıların, Türkiye’de çokeşli evliliğe yol açılmaması için, getirdikleri evlenme ehliyetinde bekâr, boşanmış, dul olup olmadıklarına dair de bir bilgi bulunması aranmalıdır.»
Ne dersiniz, haklı değil mi bizim Bakanlığımız?
Bizi ne sandılar acaba? Yirmibirinci yüzyılda, çok evlilik gibi yüzkarası durumların hâlâ devam ettiği bir ülke mi? Bugün bile meclislerinde çokeşli milletvekillerinin görev başında bulunduğu bir toplum mu sandılar bizi?
İçişlerinin işi değil bu! Dışişleri resmen hesap sormalı Nijerya’dan:
– Yahu siz bizi neresi sandınız diye?
– Fazladan evlenme işlemini sizin elçiniz veya temsilciniz yapsa ya! diye; varsa şayet...

Beni kokteyle* çağırmayın
Konu bu değil de, söze kişisel bir rica ile gireceğim. Eşten dosttan, katılmamı istedikleri buluşma kokteyl nâm bir toplantıysa, lütfedip beni davet etmemelerini isteyeceğim.
Seksen yaş ertesi için hoşgörü ricalarımdan biri de bu olsun. Kılık kıyafet konusundaki ricamı, bir pazar sohbetinde uzun uzun anlattım. Ama yüzyıla yakın bir sürede oluşmuş, adeta katılaşmış bir gardrobu birkaç haftada yenilemenin, hele tarz ve üslup değiştirmenin pek kolay olmayacağını şimdi anlıyorum. Zamana yatırarak yapılabilir.
Kokteyllere gelince. Ben böyle bir toplantı düzenlemedim bugüne kadar. İkramsız olmaz, ama elbette yemeksiz toplantı mümkündür. Yani zahmete katlanıp davetinize icabet edenleri mutlaka sofrada ağırlamanız gerekmez. Ama -bakın bu noktada ısrar ederim- onlara mutlaka oturacak bir yer gösterebilmelisiniz.
– Siz ayakta duracaksınız! Bakın burada zaten koltuk ve sandalyeden eser yok. Şu yüksekçe yerlere konmuş olan mezelerden otlayabilir, dolaşan garsonların elindeki tepsilerden de içecek bir şeyler temin edebilirsiniz, demiş oluyorsunuz kokteyllerde davetlilerinize.
Bakın cenaze törenlerindeki ayakta durma fasılları bile beni artık yoruyor. Yormaktan öte uzun süre dikilip durmaya iskeletim isyan ediyor. Bir zamandır koluna girip yaslanacak birini aramaya başladım.
Kokteyller cenaze gibi, bir vefa, bir manevî borç, çoğu zaman bir sevgilinin ebediyete uğurlanışı da değil. Dün sabah bir toplantıya çağrılmıştım. Saat 11.00’de orada olmak sabah saatlerimin canına okudu. Öğle sonrası için de bir tv programına katılma sözüm vardı.
Peki işim, yazılarım? Söz verilmiştir diye ikisine de gittim. Kokteyl bir tanıtım toplantısıymış. Bana kahvaltılı bir toplantı demişti Melek. CNN Türk’ün yeniden kadrolaşmasıyla ilgili bir tanıtım kokteyliymiş. Verilen bilgiler bir kağıda sığdırılacak kadardı, bir faksla pekâlâ aktarılabilir. Ben kahvaltı sırasında CNN Türk’teki yenilikler konuşulacak sanmış, düşünmüş, sorarlarsa cevap verebileyim diye notlar bile hazırlamıştım.
Orada dostlarımı buldum, onlarla konuştuk, memnun oldum. Çağıranlara teşekkür etmekten de geri kalamam.
Ama hepsinden, bu vesileden faydalanarak rica ediyorum. Beni her yere çağırın, ama yüksekçe bir yere koyduğunuz bir bardak şarabı içip, başka yollardan da verebileceğiniz bir haberi, bir bilgiyi bildirmek üzere beni bu tür kokteyllere çağırmayın!
Teşekkür ederim. Benim gayrıkabil-i kokteyl biri olduğumu lütfen unutmayın! Gücenmem.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Mert Mercan)

  • Israrla kullanılan «rakkam» kelimesi «meblağ» veya «sayı» anlamına mı geliyor? Değilse, rakam’ın tek «k» ile yazılıp 0, 1, 2, 3... gibi sayıları ifade etmesi gerekmez mi?
    – Rakam, 1. «Sayıları gösteren işaretlerden her biri» demektir. 2. «Bu işaretlerle yazılan sayı» diye de tarif edilir. 3. «Nicelik, miktar, kemiyet» demektir. 4. Hesap, hesap bilgisi, hesap kuralları. 5. esk. Yazma, yazı, yazıyla kayıt.
    *
  •  *KOKTEYL’in tam anlamı nedir diye sözlüklere baktım. 1. «Çeşitli içkilerin karıştırılmasıyla hazırlanan içki». 2. «İçkili toplantı». 3. Mec. «Karışım». 4. Deyim olarak bir de Molotof kokteyli var.