«Nisvân-ı mağdure»den biri

Nur Çintay A. diye bir yazarı var Radikal'in. Hatırımda, Perihan Mağden günlük yazı yazmayacağım dedikten hemen sonra yazmaya başladı, diye kalmış.</br>Tarık Dursun soy adının ilk harfini kullanır, «K» diye.

Nur Çintay A. diye bir yazarı var Radikal'in. Hatırımda, Perihan Mağden günlük yazı yazmayacağım dedikten hemen sonra yazmaya başladı, diye kalmış.
Tarık Dursun soy adının ilk harfini kullanır, «K» diye. Hiç sormadım ona, ama zihnimde bir izahı var: «Kakınç» hoyrat bir kelimedir, anlamıyla da, ses olarak da K, onun kısaltması.
Nur Çintay Hanım evli, soyadları Aköz imiş. Kocam da önemli bir gazetecidir, torpilinden faydalanmak istediğimi sanmasınlar, diye mi düşündü? Radikal'e gelmeden mimlediğim gazetecilerden biriydi. Bir derginin «Bu dinozorlar...» diye başlayan bir resimaltında üç, dört yaşlı gazeteci arasında beni de sayıyordu. «Başımızın belaları, ne yazmaktan vazgeçer, ne de öbür âleme göçerler» vezninde.
Ben dinozorsam eğer, o hangi acayip canlıya benziyor diye aradım ve amip'te karar kıldım. Radikal'le bir ilgisinin olmadığı günlerden itibaren, bu yakıştırma adla söz ettim ondan.
Bana hiç hoş gelmeyen bir yola başvurdu. Basın Konseyi'ne şikâyet etti beni. Kendini, kanunla kurulmuş meslek odası zanneden o Konsey de beni, aramızda nasıl bir ilişki vehmediliyorsa artık, kı-na-dı!
Yetmedi, Nur Hanım (Bayan A demeye dilim varmaz benim, hoş görüle!) beni bir kere de Doğan Grubu'nun Yayın Konseyi'ne şikâyet etti.
– Siz ne diyecekseniz deyin bana, ama bu çocuk benden özür dilemediği sürece, ben ondan amip diye söz etmeye devam edeceğim, dedim.
Gazeteciler polemiğe, bir boks maçı gibi ringde tutuşurlar. Seyirci okurlardır. «Bu adam bana yumruk vuruyor!» diye gidip hakeme şikâyet etmezler. Gülünç olur!
Altmış yıldır sataşan ve sataşılan bir gazeteci oldum hep. Atıştığımız birini gazetesine, meslek kuruluşuna, yargıya şikâyeti hiç düşünmedim.
Sen meslektaşına hem hakaret edeceksin, hem de mercîler bulup ondan şikâyet. Benim meslek anlayışıma çok ters gelen böyle bir tutumu tercih edenler var aramızda.
Sonunda gidip İsmet Berkan'a da benden şekva etmiş. Genel Yayın Yönetmenimiz:
– Bu amip kelimesini, müsaade edersen bugünkü yazından çıkaralım, dedi.
– Özür dilesin, hay hay!
– O bir kere bir laf etmiş, sen kaçtır söylüyorsun. Artık yeter.
Özür dilemiyorsa da başka bir laf ettiği de yok Nur Hanım'ın. Özür dilemek ayrı bir meziyettir.
– Peki, çıkarın, dedim.
Yarım asırlık meslek hayatımda beni bu muameleye ilk defa Radikal'in Genel Yayın Yönetmeni layık görüyordu. Orasını da sineye çektim. Bunlar aynı bir neslin çocuklarıdır.
Hanım kadına doğrudan bir diyeceğim de var. Okurlara borcumuzdur. Dinozor ile amip'in ne mene canlılar olduğunu anlat ki, birbirimizden söz ederken niye bu mahlukları seçtiğimizi anlasınlar. Tarife dinozordan başlamalısın.
Türban'ı çalışmaya başladık
Tarhan Erdem Beyefendi Dostumun ömrüne bereket! Bu fevkalade anlamsız başörtüsü/türban tartışmalarına son verebilecek bir çalışmayı başlattığı için: «Gündelik yaşamda din, laiklik ve türban.» (Milliyet, 3 aralık-Dizi yazı.)
Aynı konu üzerinde 2003'te de bir kamuoyu araştırması yapmıştı KONDA. Dört yılda başını örtenlerin sayısı 1 milyon kadar artmış. 13 milyon iken 14 milyonu bulmuşlar. Buna karşılık, o tarihte sayıları 500 000 civarında olan türbanlı hanımların sayısı 2 milyonu bulmuş. Bir diğer ifadeyle, dört yıl önceki 13 başörtülünün sayısı 14 olmuşken, 1 türbanlıya karşılık bugün aramızda türbanlı 4 hanım var.
Günümüzün Türkiye'sinde türban dediğimiz hanımların başını bağlama tarzı, hayli zaman var ki, başlı başına bir ölçüt, bir ayıraç niteliği, buna ek olarak devam edegelen tartışmalar açısından da bir simge değeri taşıyor.
Bu konuda daha çok aydınlanmaya milletçe sahiden çok ihtiyacımız var. Başlayan, bu yönde bir çalışmadır. Türban konulu, ciddî bir yazı dizisi. Ehil elden çıkmış açıklamalı sonuçların, tartışmaların doğru yöne çevrilmesinde büyük etkisi olacaktır.
Dil Yâresi

  • NİSVÂN-I MAĞDURE'nin ne anlama geldiğini de söylemeliyim, değil mi efendim!
    Arapça'dan alıp yıllar yılı kullandığımız bir tamlamadır.
    Nisvân, «Kadınlar» demek. Refik H. Karay'dan şu cümle mesela; «Bir milletin nisvânı derece-i terakkisinin mizanıdır» (Yani .)
    Mağdure, «Gadre uğramış, haksızlık ve zulüm (bugünün diliyle şiddet) görmüş, hakkını alamamış kadın» anlamına gelen mağdur kelimesinin dişil şeklidir.
    Görgü
  • Âdabımuaşeret'ten ibaret değil ki! Bunun âdabı erkânı da var. Halk dilinde yol yordam bilmek, diye ifade edilir.
    Kars'ın Esenyazı Köyü'nde inşaatı yeni bitmiş bir okulun açılış töreninde neler olduğunu okudunuz herhalde.
    Validen öğretmenlere, milletvekilinden belediye başkanına, millî eğitim müdürüne ve -insanın inanmayası geliyor- anababalara kadar, tören uzarsa çocukların soğuktan donabileceğini akıl eden (bayılan bile var) bir Allahın kulu çıkmamış. Yavruyu koruma, bırakın ahlâkı, insafı, âdabı... her şeyden önce bir refleks değil midir, bütün canlılarda?