Nâzım'ı konuşmaya hazır olun

Mavi Gözlü Dev'in gösterileceği salona girerken sordular, «Çok merak ediyorum», dedim.

Mavi Gözlü Dev'in gösterileceği salona girerken sordular, «Çok merak ediyorum», dedim. Çıkarken sordular, cevap veremedim:
– Zihnimde sualler var.
*
Düşündüm ki, kahramanı büyük bir besteci (diyelim Mozart) olan bir film çevirmek ile, sinema yoluyla büyük bir şairi anlatmak arasında dağlar kadar fark var. Amadeus, bu seyrettiğimden daha ifadekâr, daha etkileyici, daha güzel bir filmdi demenin, haksızlık etmekten öte bir anlamı olamaz.
Filmi evveli akşam seyrettim. Dün, tanıdığım bütün Nâzım'cılara telefon ederek, gidin, Mavi Gözlü Dev filmini bir an önce seyredin, ki oturup uzun uzun konuşalım, dedim. Filmi, Elif torunla birlikte seyretmiştik. Eve dönünce, Gülseren Hanım'ı da aramıza alıp, sabahlara kadar konuştuk.
Söylemek istediğim çok şey var. Önce biraz, başkalarının ne dediğini, ne diyeceğini dinlemek de istiyorum doğrusu.
Nâzım Hikmet'e vatan haini demekte güçlük çekmeyen sağcılar, onu siyasî tercihi için körü körüne beniseyip savunan solcular, hiç umurumda değil. Nâzım filmini yapanların da, ne güzel, o taraklarda belli ki bezi yokmuş. Belki de bu vesileyle, benzer yavelerden büsbütün kurtulduğumuzu görüp rahat nefes alacağız.
Durun bakalım!
Necip Fazıl Kısakürek bir fikir adamıydı. Hararetli bir İslamcı, Batılılaşmaya karşı çıkan bir eylem adamı, güdümlü bir yayımcı, neredeyse bir dinî lider... Ama benim için kısaca, çok iyi bir şairdi.
Nâzım'ın dünya görüşünü, siyasî tercihini, hatta kişisel hayat tarzını paylaşmam söz konusu bile olmadı. Ama şair Nâzım gözümde (ve gönlümde), benim için her şeyden önce, kutsalların kutsalı olan dilimiz Türkçe'nin gelmiş geçmiş en büyük virtüozuydu. Böyle dedim, tam bu anlamı verecek Türkçe bir kelime bulamadığım için. Yoksa, tanıdığım en büyük ustası mı, deseydim?
Bunları ve daha neleri neleri konuşacağız. O kadar ki ben bir süre, Mavi Gözlü Dev'i hâlâ seyretmemiş biriyle sohbet etmekten de uzak duracağım.
Senaryo, o paldır küldür, gümbür gümbür hayatın ne kadarını içerebilmiş? İnsan Nâzım ile bizi ne ölçüde buluşturabilmiş? Övgü-sevgi ve eleştiri dengesi kurulmuş mu? Nâzım şiirinden ve şair Nâzım'dan ne kadarını sığdırabilmiş ekrana?
Bunlar üzerinde durun!
Senaryo yazarından, filmin yapımcısından ve oyuncularından emin olabilirsiniz. Sinemaya, biz seyircilerine ve Nâzım'a karşı olağanüstü saygılı davranmışlar.
Nâzım'da Yetkin Dikinciler, şairle boy ölçüşen yakışıklılığına çok şey eklemiş. Dolunay Soysert (Piraye) ve Özge Özberk (Münevver) bence mükemmeldiler. Ferit Kaya (Balaban), Rıza Sönmez (Orhan Kemal), Suna Selen de (Celile Hanım) çok iyiler.
Biket İlhan (yönetmen) ve Metin Belgin'e (senaryo):
– Tüylerimiz diken diken olarak seyrettiğimiz o son sahne, gerçekten heyecan vericiydi. Hani, Dörtnala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim, diye başlayan; Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim... diye tamamlanan sahne.
Elinize, aklınıza, emeğinize sağlık! Hepinizin...
İyi haberlerimiz de var
Dünkü gazetelerde ferahlık verecek iki haber vardı. Umarım gözden kaçırmamışsınızdır.

  • Diyanet'in yayımladığı fetvada, ahirette insanların bedenen ve ruhen dirileceği inancıyla organlarından ayrılmak istemeyenlere, «Endişeye gerek yok. Organ sizin organınız, ahirette size geri döner» dendi. Müslüman veya dindar olmayana organ vermekte de sakınca olmadığı belirtildi (Hürriyet, 8 mart). Bakalım, bu uyarının etkisi ne olacak?
  • Atatürk adlı kitabıyla tanıdığımız, Türkiye dostu İngiliz yazar Andrew Mango, «Türkiye cumhurbaşkanının eşinin başının örtülü olması, Avrupa'da Türkiye'nin imajına zarar vermeyecektir» dedi (Akşam, 8 mart).
    Hep kötü haberler alacak değiliz ya!
    Dil Yâresi
  • Kadınlar Günü'nde en anlamlı başlık Milliyet'in manşetiydi: «Kadının tadı yok». Bu üç kelimeden sonra gözüm, manşet üstü verilmiş bir haberin başlığına takıldı: «Mesire yerine davetli ihale.»
    Mehmet Demirkaya'nın haberini okudum, «mesire alanı» diyor, ki doğru ifadedir. Mesire yeri, başlığı yazanın marifeti. Kaçıncıdır bilmem ama Türkçe Sözlük'ün ne dediğini bir daha tekrarlayalım:
    MESİRE is. («i» uzun). «Gezinti yeri, gezilecek yer.» Yani sadece mesire demek yeterlidir; ayrıca yeri demeye hiç gerek yok. Mesela, «Göksu, İstanbul'un eski ve ünlü mesirelerinden biridir.» denir.
    Alıntı
    7 mart tarihli Vatan gazetesinden üç alıntı:
  • Ruhat Mengi: «Türkiye'nin son 20 yıldır her kadın sorununa en çok eğilen, çözümüne en çok katkıda bulunan yazarlarından biri olarak...»
  • Zülfü Livaneli: «...düşünüyorum da; bir ömür Batılılara bizi, bizimkilere Batılıları anlatmakla geçti. İki taraftaki önyargıları da kırmak için uğraşıp durdum...»
  • Reha Muhtar: «... dediğimde, daha 12 yaşında bir çocuk intihar etmemişti...»
    Yorumu size bırakıyorum. (Ben de hep okurlarıma bırakırım) Saygılar. Ersin Kaya