«O beş gazeteciyi miting alanına sokmayın!» emri

Siyasetçileri gazetecilerle iyi kötü geçinenler ve onlara tahammül edemeyenler diye ikiye ayırabiliriz.

Siyasetçileri gazetecilerle iyi kötü geçinenler ve onlara tahammül edemeyenler diye ikiye ayırabiliriz.
Atatürk’ün Millî Mücadele’nin zafere erişmesinden sonra İzmir’de kabul ettiği İstanbullu gazeteciler heyetinden ünlü bazı gazetecilere (Hüseyin Cahit Yalçın ile Ahmet Emin Yalman’a mesela) haşin muamele ettiğini Şükrü Baban’dan (Heyette o da var) dinlemiştim.
Hükûmete lüzum görünce basını susturma yetkisi tanıyan Takrir-i Sükün Kanunu’nu 1925’te Meclisten geçiren İsmet İnönü gazetecileri farklı gözle görmemeye özen gösteren bir liderdi. Aramızdan bazılarını ayrıca sevdiğini de gizlemezdi. (Heybeliada’da huzuruna ilk çıktığımda yanağımı okşayarak Mevhibe Hanımefendi’ye «Gördün mü şunu, gazeteci diye geçmiş karşıma da bana hesap soruyor?» diye gülmüştü. Paşa 70 yaşındaydı, ben 25; yıl 1954.)
Ecevit her zamanki nezaketi, Özal biraz laubaliliği de hoş gören tavırlarıyla, basın temsilcilerini hoş tutan başbakanlardı.
Muktedir’in (ki «iktidarı elinde tutan» ve «gücü yeten» demektir) mutavassıt’a (kitlelerle iletişimini sağlayan, bunu yaparken de onu öven ve yeren «aracı»ya) kötü muamele edişinin Cumhuriyet dönemindeki ilk örneği, bana sorarsanız başbakan Adnan Menderes’ti, derim.
İkincisi Tayyip Erdoğan oldu.
*
Erdoğan’ın gazetecileri ne gözle gördüğünü biliyoruz. Menderes için «Çok asabî!» derdik, Erdoğan «kabalaşabiliyor». Bir yolu olsa, gazetecileri büsbütün devre dışı bırakmayı da deneyecek.
Tavır takınışına, tedbir arayışına dair son bir örneği 25 şubat tarihli Evrensel gazetesinden öğrendim. Nedense diğer gazeteler ve muhalif partiler, Erdoğan’ın mitinglerinden birinde uygulanan yasağın üzerinde durmadılar.
Miting Çorum’daydı. Toplantıdan önce Başbakanlık Koruma Müdürlüğü Çorum Vilayeti’ne bir yazı göndererek, mitinge katılacak gazeteciler hakkında kimlik bilgisi istemiş. (Evrensel’in haberinden edindiğimiz bilgileri tekrarlıyorum.) Liste incelenmiş ve beş gazetecinin mitingi takip etmeleri için «onay çıkmadığı, bu beş gazeteciye basın kartı verilmeyeceği» bildirilmiş. Bu gazeteciler Taner Şimşek (Merhaba’nın haber müdürü ve Evrensel’in Çorum muhabiri), Servet Mete (Dost Haber’in Genel Yayın Yönetmeni), Buğra Kıhtır (Dost Haber muhabiri, Hacı Odabaş (Yayla Haber’in Genel Yayın Yönetmeni) ve Erkan Araz (Kanal 19’un kameramanı) imiş. Başbakanlık Koruma Müdürlüğü’nden Mehmet Bey, «Bu beş kişiye kart verilmeyecek» buyurmuş.
Dört gün öncenin haberidir bu. Miting 24 şubat salı günü yapıldı. Diğer gazetelerde göremedim. Doğrusunu isterseniz, bir meydanı dolduran binlerce insanın kimliği nasıl incelenir sualine bir cevap bulabilmiş de değilim.
Neresinden baksanız akıl almaz, iz’ana sığmaz bir hadisedir. Ve Çorum ilinin değil, Recep Tayyip Erdoğan adlı TC vatandaşının sabıka kaydına düşülecek bir nottur.

İyi özetlenmiş köşeyazıları
Bir internet sitesinden 24 sayfa getirdi Melek. Adı Tempo 24 (com.tr’si de var). Şu sualin cevabı var bu sayfalarda: «Basında bugün kim ne yazdı?»
26 şubat günü 8 gazeteden derlenmiş 88 köşeyazısı.
Kimi gazeteden bir, kiminden 13 yazar alınmış olsa da, baktım iyi seçilmiş. 88 yazının tamamını okusaydım 6 saat sürerdi. Ben Tempo 24’ün 24 sayfasını 1 saat 40 dakikada okudum. Zamandan hatırı sayılır bir tasarruf, değil mi?
88 yazarın o gün neden söz ettiğini görüp, ilgi duyduklarınızı seçip okuyacaksınız, gene de her gün 3 saat kazanmış olursunuz. Kendi yazımı okurken içimden «Pekâlâ özetlenmiş» diye geçirdim, onu da söyleyeyim size.
Hele günü bir iki gazeteyle geçirenler için paha biçilmez bir hizmettir bu. Tavsiye ederim.

TELAYNAK
* Sözü edildiğini görmemiş, işitmemiştim. Ben Haluk Bilginer’in komedi oyunculuğuna da bayılırım.
Perşembe akşamı (26 şubat) kanallar arası gezintiye çıktığımda rastladım. Saat 22.30 civarıydı, Türk Max’ta, Sıkı Dostlar adlı dizi. İki dosttan biri Haluk, öbürü de Özkan Uğur. Haluk hastalık hastası, ama bir farkla: kendisinin değil dostunun hasta olduğu vehmine kapılmış. Özkan perişan! Bence mükemmel bir ikili.
Haberiniz olsun istedim.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Serhat Doğantekin)
* Ben Antalya’dan Serhat. 22 yaşındayım. Ali Baba ve Kırk Haramiler masalından hatırımızda kalan «Açıl susam açıl» cümlesinde geçen susam ne anlama geliyor? Çok merak ediyorum. İnternette aradım bulamadım. Simidin üzerindeki susam olmadığı kesin. Size danışmak istedim.
– Bana, daha önce aklıma gelmemiş suallerin sorulmasından hoşlanıyorum. Araştırdım. Öğrenebildiğime göre kelimenin kökeni biraz karışık. Susam, Arapça simsim veya sumsum’dan gelir, diyen var. Önce Grekler almış kelimeyi ve sesamon, susami demişler. İsmet Zeki Eyuboğlu kelime Anadolu Türkçe’sine Arapçadan değil Anadolu Rumcası’ndan gelmiştir, diyor: Latince sesame, Grekçe sesamon, Fransızca sésame, Almanca sesam, İtalyanca sesamo, İspanyolca sesame şekillerinde kullanılmıştır. Farsça sûsen veya Arapça sevsen’den gelir diyenler de var.
Her nereden gelmişse, Türkçe, susam’da karar kılmış.
Ali Baba masallarındaki cümlenin, Fransızcası Le sésame ouvre-toi!’dır, yani «Açıl susam açıl!» Susam bitkisi tohumu olgunlaşınca birden açılır, yani patlarmış. Deyiş, susam bitkisinin bu özelliğinden kaynaklanır diyenler çoğunlukta.