O güzel «büyük aile» duygusu

Genç okurlarımdan biri, Babür Akyol; ondan, sevgi ve iltifat yüklü bir mektup aldım. Biraz görgüsüzlük olacak, ama mektubu size de okuyacağım. Bir an durup, kelimelerine basa...

Genç okurlarımdan biri, Babür Akyol; ondan, sevgi ve iltifat yüklü bir mektup aldım. Biraz görgüsüzlük olacak, ama mektubu size de okuyacağım. Bir an durup, kelimelerine basa basa söyleyeceğim cümle italik harflerle dizildi, fark edesiniz diye. Pek sevdim, çünkü köşekadısının okurunda yaratabileceği bence en iyi izlenim, Babür’ün bu dediğidir.
«Hakkı amcacığım, diyor; özlemini duyduğumuz ne çok şeyi sizde, sadece sizde bulduğumuzun farkında olduğunuzu biliyorum. Tek tek sayacak değilim, kısa keseceğim.
«Bugün yazınızı okuyunca (Sözünü ettiği <Derviş Yunus’un himmetine sığınarak siz okurlarımdan icazet istiyorum> başlıklı yazı.) gözyaşlarımı tutamadım. Ne zamandır size söylemek istediğim bir şey vardı, sanırım şimdi söylemenin tam zamanıdır.
«Sizi tanıdığım gün sevdim. Babamı sevdiğim gibi sevdim. Bugün haberli bir terk edişin acısı içindeyim. Buyurduğunuz gibi, size manevî bir kisve giydirdik. Hepimiz bir başka şekilde belki, ama evet giydirdik. Doğrusu bu ya, siz de bu kisveyi pek güzel taşıdınız.
«Güne siz olmadan başlamanın yaratacağı boşluğu ne yazık ki dolduramayacağız. Hak etmeyebileceğinizi düşündüğünüz hayallere zarar vermek bir yana, o hayalleri yaşattınız, tazelediniz. Ve anlıyorum ki şimdi siz de, o hayallerin arasına karışacaksınız. Çok üzgünüm. Bugüne kadar bize yaşattığınız o güzel ve büyük aile duygusu için müteşekkirim. Her şey gönlünüzce olsun! Ellerinizden öperim.»
*
Babür cânım! Demek ki ben yazarken duygulanıp meramımı doğru dürüst ifade edemedim. Okurlarıma, köşekadılığına (Perihan Mağden gibi) belli bir süre veya hepten veda etmek için değil, huzurlarına 80 yıldır olduğumdan farklı, yani daha mühmel («ihmal edilmiş, kendi haline bırakılmış, yeterince özen gösterilmemiş») kılık kıyafetlerle çıkarsam beni hoş görmeleri ricasıyla seslenmiştim.
Yazmaktan, hayır vazgeçmedim. Tercih değil aslında, buna mecburum. Çünkü iradımla değil ücretimle geçiniyorum. Emeklilik bahşişim, ne acıdır ki yaşlı bir adama tek başına yaşam imkânı veremeyecek kadar yetersiz. Bütün emekliler gibi.
Yazılarım konusunda, mensubu bulunduğum kurumun sahip ve yöneticilerinden gelen, tenkit veya takdir vezninde bir beyana muhatap olmuş değilim. Hele yaşlı gazeteciler için kolay anlaşılır bir durum değil bu. Eski alışkanlıklarını arayanlar üzüldükleriyle kalır! Meslek dünyanızdaki nüfus çokluğunun ve yoğunluğunun bir sonucu olmalı, diye teselli arayabilirsiniz. Ben kararımı bu işin başında verenlerdenim: gazeteniz (işyeriniz demek lazım aslında) evinize, ailenize benzemez; gönül konulacak yer değildir. Dayanılmaz hal olmadıkça ve kovulmadıkça devam edeceksiniz!
Bu sonuncu durumdayım Babür! Bil ki mektubun çok makbule geçti. Ömrüne bereket!

Arıları dinlemeyi çok isterim
Radikal’in daha çok ikinci sayfasında yer verdiği bazı haberleri ayrı bir dikkatle okuyorum. İlk rastladığıma yeni öğrendiklerimi aktarma telaşımdan da anlarım ki, benim terazimde en ağır basan haber türü bunlardır.
Dünkü AA kaynaklı bir haberden yola çıkarak ne dediğimi açıklamaya çalışayım.
Başlık: «Karıncalar kendi aralarında sohbet ediyor.» Haber Science («Bilim») adlı dergiden aktarılmış. Oxford üniversitesi’nden Prof. Jeremy Thomas ve ekibi, kraliçe karınca ile işçi karıncalar arasında sesle iletişimin var olduğunu keşfetmişler. Minyatür mikrofon ve oparlörle bu sesleri kaydetmiş, daha sonra kullanmışlar.
Vardıkları sonuç şu: Karıncalar aralarında konuşuyor. O bandı işiten karıncalar, kraliçenin emrine uyarak, antenleri havada, çeneleri açık savunma durumuna geçiyor ve saatler boyu o durumda kalıyormuş.
Prof. Thomas, her karınca grubunun kendi özgün sesleri (sanki şifreleri, parolaları, ayrı bir dilleri) var, diyor: Sesleri, vücutlarıyla yerdeki titreşimleri dinleyerek algıladıklarını düşünüyorlarmış.
Bu teknik gelişse ve benim de kullanabileceğim duruma gelse, bir kovanın yanıbaşında (müzmin telefon dinleme görevlileri gibi) arılar ailesinin muhabbetini günlerce dinleyebilirdim. Size de anlatmaktan hazzedeceğim ilişki üsluplarını tasavvur edebiliyor musunuz?
Kovandaki tek işleri cinsel davet beklemek olan haybeci erkek arılara cinsiyetsiz işçi arıların nasıl muamele ettiği mesela, merak edilmeyecek hal midir?

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Fethi Yüncüoğlu)

  • Benim yanlışımı düzelterek, çuvallamak ve çarşafa dolanmak, «başaramamak» anlamında deyimlerdir; çarşafa dolaştırmak ise «temel anlamını hâlâ saklayan» bir deyimdir. Asıl kaba dil kullanımı anlamına gelen deyiş de sonuncudur. Ve hüküm fıkrası: «Çuvallamak siyasetçilerin de sıkça kullandığı bir söz olduğuna göre başbakanların da kullanması bağışlanacak bir fiildir, diye düşünüyorum.»

– Fethi Bey Dostum! Benim mesela babamın yanında kullandığım deyimler değildi bu ve benzeri deyimler. Böylesine deyişleri sakıncalı görmeyen, fark etmeyen veya söylendiğinin farkına bile varmayan çok insan yaşıyor Türkiye’mizde; bunu bilmez değilim. Seçim sonuçlarına bakarak, sayıları artıyor da diyebiliriz.