O plaj «manşetlik» haberdi

Dünkü gazetelerde bir plaj fotoğrafı vardı. Radikal, Hürriyet, Milliyet, Vatan, Cumhuriyet, Taraf ve Yeni Şafak ilk sayfalarında kullanmış. Sabah 6'ıncı, Akşam 5'inci, HaberTürk 6'ıncı sayfalarında...

Dünkü gazetelerde bir plaj fotoğrafı vardı. Radikal, Hürriyet, Milliyet, Vatan, Cumhuriyet, Taraf ve Yeni Şafak ilk sayfalarında kullanmış. Sabah 6’ıncı, Akşam 5’inci, HaberTürk 6’ıncı sayfalarında... Benim gözümle bakmadıysanız, fotoğrafların Tunceli ili dahilinde çekildiğini fark etmemiş de olabilirsiniz.
Evet, bu fotoğrafların özelliği Tunceli-Kutudere’de ve Munzur ile Pülümür çaylarının kıyılarında çekilmiş olmasıydı. Radikal bu haberi atlamış olsaydı, üzülürdüm doğrusu. (Sana ne oluyor, demeyin; alışkanlıktır. Fotoğraflar Doğan Haber Ajansı’ndan Ferit Demir imzalıydı. Radikal ve Milliyet’te belirtilmiş. Sabah’taki resimler Ercan Topaç’tan.) Günün diğer haberleriyle karşılaştırarak, ben de bu haberi 1’de gösterirdim, dedim kendi kendime.
«Kürt meselesiydi, Ergenekon’un ayrıntılarıydı diye heyecanlı haberler yanında, bir plaj resminin ne işi var birinci sayfalarda?» diye soracaksınız.
– Dedikleriniz aylardır devam eden haberler. Benim bu dediğim fotoğraflarıyla «terütaze», atlatma değerinde bir haber.
Yoksa Güney ve Ege kıyılarında, ikinciden başlayıp magazin ve televizyon sayfalarında da devam edegiden, plaj ve deniz de değil, daha dürüst adıyla bikinili olmak şartıyla ünlü ve ikoncan hanım kızlarımızın fotoğraflarından bu yaz bıkıp usandığınızı (ve ...mızı) bilmiyor değilim. (Allahtan arada iç açıcı çocuk resimleri de oluyor!)
*
Gazeteleri kapatıp, dönelim haberin bence neden önemli olduğuna. Bir bir ve kullanıldığı sayfaları da belirtip yazmaktan maksadım da buydu benim.
* Sel ve taşkınlar olduğunda bütün akarsularımızın fotoğraflarını görürüz, gazete ve televizyonlarda. Son dönemde azgın derelerde rafting çılgınlarını da seyrediyorum. Ama ben daha önce İç Anadolu’nun, Doğu Karadeniz’in, Güneydoğu’nun nehir ve göl kıyılarında çekilmiş plaj görüntülerinin günlük yayın organlarımızda da yer bulduğunu hiç hatırlamıyorum. O fotoğraflı haberi Hürriyet’in «Burası Bodrum değil, Tunceli!», Taraf’ın «Bilin bakalım burası neresi?» başlıklarıyla vermesi sebepsiz değil. 
* Tekrarlayıp dururum. Memleketimizde taşra hızla kayboluyor. Varoşlara aktığı için değil sadece. Gençlerden başlayarak taşra şehirlerinin, kasabalarının, köylerinin ahalisi hızla «büyük-şehirlileşmekte» olduğu için, diye...
1980-90 arası Çatalca’daydım. Trakya köyleriyle, kadın-erkek, genç-ihtiyar köylüleriyle de sık sık birarada oluyorduk. O zaman edindim bu izlenimi, «Köy çocuklarının, oğlanların, kızların şehir çocuklarından bir farkı yok artık! Sebebini tek kelimeyle ifade edebiliyordum: Televizyon!
* Olayın bir hikmet-i ilahiyye niteliği de bulunabilir; yani fevkal beşer («İnsan üstü») bir yanı... Son yılların, ayların, günlerin kargaşasında milletçe asıl amacımızın, yaz aylarında Akdeniz kıyılarında dinlenen insanlarımız ile Doğu ve Güneydoğu akarsuları kıyısında güneşlenecek insanlarımız arasında fark bırakmayacak şartları gerçekleştirmekte geç bile kaldığımızı hatırlatmak isteyen akl-ı faal («Yaratıcı akıl, aklın son mertebesi»).
Bir yazı işleri toplantısında olsam tuttururdum:
– Bugün manşet budur! diye...

«Grup Toplantıları» dizisi
Salı sabahları «Parti Grup Toplantıları» adlı televizyon dizisini ihmale içim elvermez. Bu kusuru işleseydim şayet, Cihat Baban hocamın ruhu muazzep olur («azap duyar»):
–  Hakkı, diye mutlaka çıkışırdı bana. Bu diziyi her hafta seyretmeden, hikâyenin üç kahramanının sözlerine salı günleri hatim duâsı dinlercesine kulak vermezsen, senin her gün yazı yazman caiz değildir evlat!
Bu son dizinin üç kahramanı, Erdoğan, Baykal ve Bahçeli.
Ayrı ayrı üçünü dün de, ne diyeceklerini hiç bilmezmişim gibi aşırı bir dikkatle dinledim.
– Konu neydi gene, diye soracaksanız lüzum yok söyleyeyim.
– Değişen, gelişen bir şey yok.
Cesaretinizi kırmak istemem amma, bırakın açılım sürecini filan, kürsü bülbüllerimizin üçü dün gene şakır şakır şakıdılarsa da, edecek yeni bir lafları yoktu. Sözü geçen sürecin başladığına inanmamıza yardımcı olacak bir emare de göremedim bendeniz.
Erdoğan, çağırmamızla reddetmeleri bir oldu, diyor. (Bir diğer CHP sözcüsünün -Mustafa Özyürek- dediğine bakarak, ben, ana muhalefet partimizin iktidara, daha doğrusu Başbakana niye öfkelendiğini anlar gibi oldum. Özyürek’in dün dediğini aktarıp susayım: «Erdoğan DTP Başkanı Ahmet Türk ile kendisi konuştu. Peki sıra CHP Başkanı’na gelince, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı göndermesi nasıl açıklanabilir? Daha önce de Ali Babacan’ı göndermişti, biliyorsunuz.»)
Baykal, somut tekliflerini bilmeden neyi konuşacağız, diye soruyor. «Bizi dinleyecekmiş. Dinle işte, bak konuşuyorum!»
Bahçeli söze «Terörle mücadele önce yerini terörle mütarekeye, sonra terörle müzakereye bıraktı, şimdi ise teröre...» dedi, ama, dördüncü kafiyeyi tutturamayınca «... teslimiyete» diyerek manzumesini sakatladı.
Bu cephede müsamere belli ki daha devam eder.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Orkun Özbatur)

* Size Dubai’den yazıyorum. Bildiğim kadarıyla özel isimlerin sonuna getirilen çokluk ekleri ve sonrası kesme işaretiyle ayrılmaz. Kendinden çoğul olan isimlerde durum nedir? Seyşel Adaları’na derken kesme kullanmalı mıyız?
– Ağrı Dağı’ndan yazıyoruz. Demek ki doğru.