O üç harf (q,w,x) hakkında alacağınız kararı size şimdiden söyleyebilirim

Derdimi anlatabiliyor muyum? Alfabemizin 29 harfi arasında biraz yer açın da, şu «q, w, x» harflerini de aralara sokup yerleştiriverelim, demeye kalktılar bize.

Derdimi anlatabiliyor muyum? Alfabemizin 29 harfi arasında biraz yer açın da, şu «q, w, x» harflerini de aralara sokup yerleştiriverelim, demeye kalktılar bize.
En kısa ifadesiyle, yarama dokundular. Ben de feryâdı bastım. Bülbül ağlar, gülşen ağlar, gül ağlar! makamından.
Cuma günü okudunuz mu bilmem, Arap harflerinden Latin harflerine geçelim kararını veren, Atatürk’ün başkanlığındaki dil devrimi heyetinden söz ettim burada. Dil devrimimizi gerçekleştiren bu heyetin mensupları, burnumuzun dibinde ve yirmi yıl önce aynı ameliyeyi gerçekleştirmiş Arnavutluk’ta neler olup bittiğinden bîhaber idiler.
Arnavutça Arap harflerinden Latin harflerine geçiş hamlesini 1908’de tamamlamıştı.
– Peki, onlar ne yapmış ki sen bu kadar heyecanla anlatmaya çalışıyorsun, diyeceğinizi biliyorum. Çünkü geçmiş yıllarda da bu çok soruldu bana:
– Bu anlattığın nerede yazılı? Daha doğrusu sen bunu nereden veya kimden, nasıl öğrendin?
Ben yazılı bir kaynağa dayanmıyorum. Ansiklopediler Arnavutların 1908’de Latin alfabesini benimsediğinde birleşiyor. İslam Ansiklopedisi, Arnavutça’ya hizmeti geçenler arasında, Şemseddin Sami Bey’in, Mehmed Naim ve Galatasaray’dan mezun Koçinalı Faik beylerin, bir ara Hüseyin Cahit’in adlarını da andıktan sonra, Arnavutçanın dönüşümü sürecinde en etkili kişinin, büyük yazar Gyerg Fişta olduğunu kaydediyor.
Latin Alfabesini benimseyen Arnavut Dil Kongresi 1908’de Manastır’da toplanmıştır. Alfabe komisyonunun başkanı da Fişta. Paris Konferansı’nda (1919), ilk Arnavut Meclisi’nde de Fişta var. Onu 1930’da Atina’da, 1931’de İstanbul’da da görüyoruz. 1940’ta öldüğünde Fişta, İtalya Akademisi üyesidir; çünkü 1939’da Arnavutluk, İtalya hâkimiyetini kabul etme durumunda kalmıştı.
*
Ama bütün bildiğim bundan ibaret değil. 1960’lı yılların başında, Türk Edebiyat Tarihçisi Nihad Sami Banarlı’dan (1907-1974) dinlediklerim de var. Biz lisede yıllar boyu onun Edebî Bilgiler ve Metinlerle Türk ve Batı Edebiyatı ders kitaplarını okuduk. Rahmetli hoca ayrıca, yetkili bir Yahya Kemal Beyatlı uzmanıydı. Ünlü şairin hatıralarını yayımlayan da oydu.
Benim övegeldiğim Ayverdi Sözlüğü’nün toparlanıp tezgâhlanmasında da, Banarlı’nın önemli ve etkili yeri vardır.
Şunu da eklemeden geçemem. Meydan Larousse Ansiklopedisi’ndeki, Türkiye’nin mevcut en büyük sözlüğünü hazırlayan heyetin kurucusu da Banarlı’ydı.
Arnavutların Latin Alfabesi’ni benimsemeleri hikâyesini ben Nihad Sami Banarlı’dan dinledim. Dinlemekle yetinmedim. Daha sonra, onu sual yağmuruna tutarak, kimbilir kaç kere daha anlattırdım aynı hadiseyi ona.
İlk dinlediğim gün, Cağaloğlu Türkocağı Caddesi’ndeki Süreyya Bey Apartmanı’nda, Haftalık Meydan Gazetesi’nin idarehanesindeydik. Nihad Sami Banarlı, Şükrü Baban, Burhan Felek, Samet Ağaoğlu, Vâlâ Nurettin Vâ-Nû, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Yusuf Ziya Ortaç, Şevket Süreyya Aydemir, Adnan Benk, Nezihe Araz ve ben. (İnşallah hatırlamadığım bir dost kalmamıştır. Nezihe de olmadığına göre, geriye kalan bir ben varım o güzel topluluktan. Bir «Büyük Dostlar Camiası» ki, bende çok emekleri var. Hepsini ayrı ayrı özledim. Yeri doldurulur insanlar değil. Çok farklı bir âlemin yıldızlarıdır benim hayatımda; hatırladığım anlarda beni mutlu kılmaya devam eden...)
Bir nefes alıp devam edeyim.
*
Sohbetine doyum olmaz, bir manga müstesna insan. Böyle bir meclisi de, nur içinde yatsın yalnız Nezihe gerçekleştirebilirdi.
Nizamettin Nazif’i ve anlatırken kopardığı gümbürtüyü düşünün. Aralarında, geri planda kalacak tek kişi yok. Ve en sessizleri de galiba Nihad Sami Bey. Bir başka konuyu bu kadar rahat anlatabildiğini hatırlamıyorum. Söz birliği etmişçesine nefesimizi tutmuştuk o akşam, Nihad Sami bey pes tonda anlatmaya başlayınca.
Arap harflerini bırakıp Latin harflerini benimsemeye karar veren Arnavutlar (Konudan komşudan kelime derleme bakımından bizden geri kalmazlar), işe bir sualle başlıyorlar:
– Kime danışacağız. Bize bu konuda yardım edecek gerçek dilcileri biz nerede buluruz?
Bu sualin o günkü cevabı Almanya’dır. Hemen temasa geçilmiş. Almanya’da yapılan toplantılarla ekip kurulmuş ve çalışma planı (bugün olsa Alfabe Açılımı derlerdi herhalde) hazırlanmış.
Dil uzmanlarının teknisyenlerden kurulu bir yardımcı ses-kayıt ekibi var. Çalışmaları, başlarında bir uzmanla bu ekip başlatmış. Çeşitli yerlerde rastgele ses kayıtları yapıyorlar. (Hangi teknolojiyle ise.) Çarşı-pazarda, parklarda, kahvelerde, okullarda, ibadethanelerde, stadyumlarda, bayram yerlerinde, devamlı topluluklar, kalabalıklar içinde ve beş altı ay boyunca durmadan çalışmışlar.
Onlar tek kelime Arnavutça bilmiyor. Dilciler de öyle. Birkaç ay, kaydedilen Arnavutça konuşmaları dinlemekle geçmiş. Memleketlerine gidip iki hafta dinledikten sonra Tiran’a dönmüş ve vardıkları neticeyi, merak içinde beklemekte olan Arnavut uzmanlara bildirmişler:
– Sizin dilinizde şu kadar ses var. Emin olabilirsiniz, tek bir sesi kaçırmadan hepsini belirledik. 36 farklı ses var söz konusu olan. Bunlar belli olduğuna göre, şimdi sizinle karşılıklı oturup, hangi sesi Latin alfabesinin hangi harfiyle ifade edeceğinizi birlikte kararlaştırabiliriz.
*
Bu kadar basit bir iş bu. Ama alfabe değiştirilirken yapılırsa mümkün ve kolay olan bu ameliye, sonradan, hele efendim aradan 81 yıl geçtikten sonra kesinlikle mümkün değil. Dilinizde mevcut sesler, bu yüzden birbirinden ayrılamayacak kadar dejenere olmuştur zaten.
Çözüm diye ne teklif edeceğinizi tahmin edebilirim:
– Nasıl olsa çorbaya dönmüş. Üç harf daha katsak alfabemize ne değişir ki, diyeceksiniz.
Sizden korkulur. Dil konusundaki «duyar-sız-lığınız»la, siz bunu söylemekte de sakınca görmeyebilirsiniz.