Obama bize uğramayacak mı?

Seçimler ertesinde çok laf edilir. Bu oldum olası böyledir. Dünkü gazetelerde de son yerel seçime dair yorumdan geçilmiyordu. Partilerin aldıkları oy sayıları belirlendi de, farklılıkların neye bağlanacağı, nasıl yorumlanacağı...

Seçimler ertesinde çok laf edilir. Bu oldum olası böyledir. Dünkü gazetelerde de son yerel seçime dair yorumdan geçilmiyordu. Partilerin aldıkları oy sayıları belirlendi de, farklılıkların neye bağlanacağı, nasıl yorumlanacağı konusunda pek bir netlik sağlanamadı.
– Kimse ilanihaye orada oturacak değildir. Son basın toplantısında bir suale cevap verirken bunlar değişecek, değişmelidir, diyen Başbakan Erdoğan hükûmetinde yer alan bakanlardan söz etmekteydi.
Haberciler pek hareketlenmedi. Bakanlar arasında bir heyecan havası esmiş midir, onu da ben bilemem. «İşgilli terazi dingilder» meseli malum. Ben bir ses işitmedim o cenahtan gelen.
İş dünyamızdan sesler yükseliyor. Daha doğrusu ciddî ve haklı bir sual soruluyor:
– Sıra ekonomideki küresel krizle ilgilenmeye geldi mi, diye?
İktidarı, muhalefeti -bunlara basını da ilave edebiliriz- hiç oralarda değil. Üzerlerinde seçim yorgunluğu var, diyeceksiniz. Birkaç gün rahat bırakalım da kendilerine gelsinler! Seçimden aldıkları sonuçlar konusunda açıklamalara da bence pek heves etmeyeceklerdir. Ekonomik önlemler ve seçim sonuçları. Kampanya yorgunlarını heyecanlandıracak konular değil bunlar.
Dün televizyon haberlerinde pek ilgi görmeyen konu, Obama’nın Avrupa ziyaretiydi. Akşam haberlerinde kulak verin, Londra’da G-20 Zirvesi toplanacaktı dünkü gün. Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenazesi haberleri ve İspanya ile millî maç rövanşı konusunda tahminler dışında dişe dokunur bir haber yoktu.
Obama’nın Avrupa programı 3 nisan cumaya kadar giderek yoğunlaşacaktır. Fransa, Almanya uğraklarında başlıca konu NATO’nun 60’ıncı kuruluş yıldönümü vesilesiyle yapılan toplantılar ve görüşmeler olacak.
Pazartesi günü Radikal’de Özdem Sanberk’in, «Obama’nın Türkiye ziyareti» başlıklı makalesini okudum. Üç âcil konu var, diyordu ABD ile Türkiye arasında konuşulup karara bağlanacak: l ABD’nin Irak’taki askerini Türkiye üzerinden ve bir mesele çıkmadan geri çekebilmesi. l Afganistan’da devam eden savaşta endişe edilen bozgunun önlenmesi. l İran’ın nükleer silah üretme ısrarından vazgeçirilmesi.
Hanımlar, beyler!
ABD’nin yeni başkanı Obama, Ortadoğu ve Türkiye’nin bu bölgedeki yeri ve rolü konusunda seleflerinden farklı düşündüğünü hayli zaman önce açıkladı. Başlayan ziyaret programında Türkiye’ye ayrı bir önem verilmiş olması konusunda da uyarıldık. Misafir pazar akşamı Ankara’da olacak.
Bu konuyla hâlâ niye meşgul olmadığımızın akla yakın bir gerekçesi varsa, bana da söyler misiniz lütfen! ABD’li Başkan’ın bu olağanüstü ziyaretini fazla ciddiye almaz görünme  konusunda Ankara bir karar aldı da ben bundan habersiz miyim?
Ankara’dakiler kadar gazete yöneticilerimize de soruyorum:
– Fazla yüz vermeye gelmez. Sonra tepemize çıkmaya kalkar diye bir endişemiz mi var?

Beni siz aydınlatın lütfen!
Benim gibi öğrenme yaşında, gelişme çağında biri cevabını aradığı sualleri size sormaya cesaret bile edemez. Bakın ne diyorum!
Üç gün önce (pazartesi günü) Radikal’de «Kendi üzerimde şiddete şahit oldum, ne olduğunu biliyorum» başlıklı bir mülakat yayımlandı. Ayşegül Sönmez, ressam veya fotoğrafçı bir hanımla konuşmuş. Adı Şükran Moral. Kendi fotoğrafı var, siyah gözlüklü. İkinci bir fotoğrafta çarşaflı bir kadın, beyaz elbiseler içinde başka ve genç bir kadınla meşgul.
Genç kadın, bacaklarını iki yana açarak yere uzanmış, yığılmış daha doğrusu. Apış arasında kan lekeleri var, eteğine de bulaşmış.
Sergilenen bir fotoğraf bu. Amaç toplumdaki, ailedeki şiddeti yansıtmakmış. Hanımın bu «performans»ında şiddetin uygulayıcısı kendisiymiş. «Sembolik bir şey kullandım. Klitorisi kesmeyi kullandım» diyor. Böylece «Kadınların cinselliğinden nefret eden topluma karşı çıkıyor»muş.
Bir hayır sahibi yok mu aranızda, Şükran Moral’in performansının ne mene bir şey olduğunu bana yazıyla (veya nihayet telefonda) anlatma zahmetini göze alabilecek? Torunlardan birine sorsam, ki aralarında tıbbiyeli de var, gözümün yaşına bakmaz beni tefe koyarlar.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Selim Yener)

* Bir süredir Nike firmasının televizyonlarda «Amansız Ol!» diye bir reklam kampanyası var. Fatih Terim’in seslendirdiği. Şöyle:
– Amansız demek, «İnatçı, demek; sürekli» demek! «Gururuna sarılmak» demek!
– Amansız, rakibine diz çökmez / Amansız, zamana yenilmez! / Amansız, acıyı yener! / Amansız, kendini feda eder! / Amansız, asla pes etmez! / Amansız, kanının son damlasına kadar savaşır! / Amansız ol!
Amansız kelimesi bende sert bir etki bıraktığı için, açıp TDK Türkçe Sözlüğü’ne baktım. Amansız sıfatını «Aman vermez, hiç acımayan, cana kıyıcı» diye tarif ediyor.
Aşırı fanatizm stadlarda can alırken, centilmenliğin, dostluğun, kardeşliğin teşvik edilmesi gerekirken «Amansız ol!» mesajı vermenin doğru olmadığını düşünüyorum.
– Teşekkür ederim. Haklısınız.
Aman ünlemi Türkçe’de duyguları ifade eden cümlelerde anlamı güçlendirmek için kullanılıyor: «Aman yetişin, yanıyoruz!» gibi. Bu arada rica, yalvarma, bağışlanma isteklerini de ifade eder: «Aman uyandırmayın!» gibi; «Aman Allah yetişin!» gibi...
Deyim olarak Aman derim! «Sakın ha!» demektir. «Aman dedirtmek» anlamında Amâna getirmek, deriz.
Amansız sıfatının anlamı da, dediğiniz gibi: 1. «Göz açtırmayan, nefes aldırmayan, aman vermeyen»dir. 2. «Şifa bulmaz, devasız, öldürücü» anlamına gelir: amansız hastalık, gibi.
Velhasıl şiddet ifade eden bir kelimedir Türkçe’de amansız. Reklamda tanıtılan ise spor malzemesi üreten bir firma. Spor da içinde şiddetin «ş»si bile bulunmamak gereken bir faaliyet alanı.
Eleştirinize katılıyorum.