Obama'da siz neleri sevdiniz?

Gün gelir, bir hadise veya meseleyle «mübalağa üzere» ilgileniriz. Herkes onu düşünür, konuşur, onu yazar-çizer ve bunun bazen birkaç gün sürdüğü de olur. Aşırı ilgiyi her birimiz bir başka sebepten duyar, farklı noktalara gelir ve bu yüzden bazen haşin tartışmalara da sürükleniriz.

Gün gelir, bir hadise veya meseleyle «mübalağa üzere» ilgileniriz. Herkes onu düşünür, konuşur, onu yazar-çizer ve bunun bazen birkaç gün sürdüğü de olur. Aşırı ilgiyi her birimiz bir başka sebepten duyar, farklı noktalara gelir ve bu yüzden bazen haşin tartışmalara da sürükleniriz.
Bu durumlarda da benim nirengi noktam günlük gazetelerdir.
Dün mesela, arşivlenmek üzere «Obama Türkiye’de» diye işaretlediğim köşeyazısı sayısı 30’u geçmişti. Birçok gazeteyi görmüyorum, Obama konusunu ele almış yazıların hepsini de işaretlemedim. Ne yalan söyleyeyim, içlerinde «Senin ne üstüne vazife!» diye, göz atmadan geçtiklerim de vardı.
İki gün boyunca evet, haber ve fikir olarak Obama ile oturduk Obama ile kalktık. Uçağının Yeşilköy’den havalanışını bile canlı yayında gösterdiler bize.
*
Ben de, işim icabı diyelim «sıvırya Obama» kıvamına geldim. Gazeteler yetmezmiş gibi, CNN Türk’te de sabahtan beri Obama gösteriliyor ve konuşuluyor. Spikerler misafirler nöbet değiştiriyor, konu hiç değişmiyor.
Şu anda Taha Akyol ile Cengiz Çandar, Yavuz Oğhan’ın karşısında oturmuş, ziyarete dair düşündüklerini ve Obama’dan edindikleri izlenimleri konuşuyorlar. Epey bir zamandır.
Konular arasında Obama ile Erdoğan’ın Meclis’te, Kasımpaşa’nın oralarda bir kahvede rastlamışcasına öpüşmeleri, iki devlet başkanının el ele tutuşması, gene bu üçlü arasında elini omuza atma, dirsek okşama gibi elleşme türünden muhabbet gösterileri... de var.
Uzaktan da sevmiştik Obama’yı. Ankara ve İstanbul’daki hali, konuşmaları ve güç denebilecek sualleri cevaplamadaki ustalığı, rahatlığı yakından daha etkili oldu. Öyle ki, şimdi «O kadar da uzun boylu değil»ciler boy gösterecektir aramızda. Bakın çevrenize, ekranlara, gazetelere... Değil mi, boy göstermeye başladılar bile: Obama karşıtları.
Ben bu noktada devreye kamuoyu araştırmacıları da girsin isterim hep. Toplum olarak tepkilerimiz konusunda daha net fikirlere sahip olabilmek için.
Dün konuştuk. 1959’dan bu yana Türkiye’yi ziyaret eden beşinci ABD Başkanıydı Obama. Beşini birbiriyle karşılaştırın desek ve bizim insanımız Eisenhower’i, Bush-u evvel’i, Bush-u sani’yi, Clinton’ı ve Obama’yı ne gözle görmüştür öğrensek!
İnsanlarımızla bire bir ilişki kurma durumunda olan bizler (öğretmeninden oyuncusuna, şarkıcısından siyasetçisine, esnafından gazetecisine... kadar) bu bilgilerden öylesine faydalanırız ki, demeyin gitsin!

Plastik kovanları merak ettim
Gelin konu değiştirelim biraz. Tebdil-i mekânda ferahlık vardır, derler; aynı konuda ısrar etmek de sonunda sıkar insanı.
Beni dünkü gazetelerde, diyelim Obama’dan sonra en çok ilgilendiren haber arıcılığa dairdi. Hadisenin kahramanı, Yıldırım Plastik Makine Kalıp Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin sahibi Muzaffer Bey; Muzaffer Yıldırım. Plastik kalıp ustasıymış. Plastik mutfak eşyasının, bidonların, oyuncakların kalıplarını yapıp, plastik fabrikalarına satma işi. 1978’de otomobil yan sanayii için plastik kalıpları üretmeye başlamışlar. Otuz yıldır Mercedes’ten Ford’a, Isuzu’ya, Temsa’ya, BMC’ye kalıp üretegelmişler. Beylikdüzü’nde  10 000 metrekareyi kapsayan tesisleri var. Firmada 110 kişi çalışıyor. Rusya’dan müşterileri, hatta ortakları var. Kapasitelerinin yüzde 30’u otomotive çalışıyor. Kalan yüzde 70’inde neler yok ki!
Beni ilgilendiren ürünleri bu son bölümde. Muzaffer Bey’in dikkatini günün birinde, tahta sandıklara benzer arı kovanları çekmiş. Kardan, yağmurdan, çevre şartlarından çok etkileniyor tahta kovan; kuruyor, ıslanıyor, çatlıyor ve kısa sürede kullanılmaz oluyor.
TÜBİTAK ile işbirliği ederek, daha dayanıklı ve arılar açısından sağlıklı kovanların, mesela plastikten yapılıp yapılamayacağı konusunda çalışmaya başlamışlar. Sonunda tasarıyı patentli üretim aşamasına kadar geliştirmişler.
Yeni kovanlarını Muğla’daki konferansta arıcılara tanıtmışlar. Bulgaristan’da bir fuara katılmış ve inovasyon ödülü almışlar.
Ayda 10 000 kovanlık üretim kapasiteleriyle, şimdi harıl harıl çalışmaktaymışlar.
*
1979-90 arasını bir çiftlikte geçirdim ya ben. Tavuklarım, ineklerim yanında kovan kovan arılarım da vardı.
Elleri marifetli biri değilim. Bütün sakarlığıma rağmen, çiçekci komşum merhum Yüksel Akgün’le birlikte 18-20 kovan arıya pekâlâ bakıyordum. Onunla kovan almaya gitmiştik, taa Ankara-Kazan’a kadar.
Hürriyet’te Yıldırım Plastik mamülü kovanların fotoğrafları vardı. Pırıl pırıl, simetrik, belli ki tertemiz. Kovanın sağlamlığı, temizliği, arıların sağlığı, kraliçe arının bakımı ve bereketi, kovan başına 15-20 kilo bal barındıran ilkel kovanlar yanında 50 kiloya çıkan üretim kapasiteleriyle plastik kovanlar bence de bir mucize. Merak ettim, yakından görmek, elimle dokunmak ihtiyacı duydum.
Şimdi artık arı bakacak, bal üretecek ne yerim var, ne de hâlim. Ama adreslerini alıp Muzaffer Bey’in kovanlarını görmeye mutlaka gideceğim.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından
(Mehmet Zeki Özelgen)
* Bir ilan metni üzerinde çalışırken ihtilafa düştük. «Atamızın sizlere emaneti Cumhuriyetimizi bileklerinize sımsıkı bağlayın. Bir gün ardından hüzünle bakmamak için..» metninde geçen «bir gün» ayrı mı yazılır kararsız kaldık. Arkadaşım «bir gün»ün hiçbir koşulda bitişik yazılmayacağında ısrar ediyor. Ben «bir»in nicelik bildirdiğinde ayrı, geniş zaman kullanımında herhangi bir günü belirtirken birleşik yazılacağını söylüyorum. Bizi bilgilendirirseniz, seviniriz.
– Bir gün’ü niçin bitişik yazmak istediğinizi anlamadım. İki gün’den ne farkı var. Arkadaşınız haklı.
Şunu da söyleyeyim: bugün kelimesi de, bir gün’ün aksine daima bitişik yazılır. l «İçinde bulunulan gün» anlamında da. l «İçinde bulunulan zaman» anlamında da. O gün bugün («O günden, o zamandan beri») deyiminin yazılışı da bunun böyle olduğunu gösterir.