Obama?dan alınacak iki ders

ABD?de olup biteni yakından takip eden gazetecilerden değilim. İşten adam çıkarmamak için günlük masraflarımızdan tasarruf edelim çağrısına uyarak (ve doğrusu biraz da sevinerek) günlük gazetelerden 11?ini artık istemiyorum, dedim.

ABD’de olup biteni yakından takip eden gazetecilerden değilim. İşten adam çıkarmamak için günlük masraflarımızdan tasarruf edelim çağrısına uyarak (ve doğrusu biraz da sevinerek) günlük gazetelerden 11’ini artık istemiyorum, dedim. Dergileri de. Bu veseliyle bakınca gördüm ki beher Le Monde için günde (eski paramızla) 5 milyon lira ödenmekteymiş. 50 yıldır okuduğum Le Monde’dan da vazgeçtim.
ABD’yi günü gününe takip edenler var. Bunlardan biridir Cengiz Çandar; yazdıklarından rahatça, hatta zevk alarak okuyup faydalandığım bir meslektaş. Dün şu dediğinin altını çizmişim:
«Dünyanın en güçlü ülkesi, müthiş bir değişim yeteneğini ortaya koyduğuna göre, dünyanın hiçbir yerinde fosilleşmiş siyasî yapıları ve siyasî şahsiyetleri ayakta tutmak bundan böyle pek kolay olmayacak. Obama, küresel değişim dinamiğinin simgeleşmiş ismidir» Ve şu üç kelimelik tespit: «21. Yüzyıla girdik.» (Radikal)
*
Obama’nın, gerçekten küresel ilgiye «mazhar» olan konuşmasının özetini de gene Radikal’de okudum. Başlığı da varmış; «Özgürlüğün yeniden doğuşu» diye.
Bence gerçekçi ve yürekli bir konuşmadır yaptığı. «Genç bir ulusuz biz, ama çocukluğu bırakmanın vakti geldi» diyor. Okurken aklımdan geçen şu oldu: «Bush iktidarından iyi bir ders aldılar anlaşılan».
Devam ediyor. «Sual şu: hükûmet ailelerin makul maaşlı iş bulmalarını ve haysiyetli bir emekli geliri almalarını sağlayabiliyor mu?» (Orada da öyle miymiş?) «Masum insanları katleden terörü yeneceğiz». Ve şu itirafı: «Dünyanın kaynaklarını daha fazla tüketemeyiz».
*
Bence bu seçimle Amerikalılar, yeni mucizeleri gerçekleştirerek, beyaz-siyah ikiliğini görmezden gelinemeyecek şekilde aştılar. Bu bir.
İkincisi, Obama’nın hükûmet üyelerinden de önce açıkladığı o müthiş «uzman danışmanlar» kadrosu. Yani Hillary Clinton dışişleri bakanı, ama Beyaz Saray’ın dışişleri danışmanı da başlı başına bir müessese. Bu tarzda, cidden çok özenilerek seçilmiş uzman danışmanların sayısı bakanlardan az değil. Hem de hepsi, Dil Yâresi’nde anlattığımız umur görmüş devlet adamları.
Siyah-beyaz tabusunun yıkılması ve danışmanlar kadrosu.
Darısı başımıza! denecek, üzerinde ciddiyetle durulacak örneklerdir, bence bizim için de.

Nihat Gökyiğit’ten özür
Dostum Nihat Gökyiğit haklı olarak beni ayıplamıştır, diye Allah biliyor ya çok üzüldüm. Ernst&Young’ ın Milliyet ve CNN Türk’ün işbirliğiyle düzenlediği yarışmalardan biri de, «Yılın Sosyal Girişimcisi» ödülüydü.
Ödülün bu kerre Nihat Gökyiğit’e verilmiş olmasının, toplumumuzun kadirbilirliği yanında benim için de ayrı bir anlamı var. Gökyiğit, çalışmalarından haberdar olayım diye lütufkâr ilgisini benden de esirgemeyen bir dostumdur. Sayesinde, TEMA Vakfının Artvin-Macahel tesislerini üst üste iki yaz ziyaret etme mutluluğuna erdim.
Üyesi olduğum iki kuruluştan biri Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ise, ikincisi de TEMA Vakfı’dır; Basın Kartı’mın yanından hiç ayrılmayan bir kimlik belgem de U143972 numaralı TEMA Gönüllüsü Kartım.
Ödül töreni salı akşamı Çırağan Sarayı’nda yapılmış. Hiç haberim olmadı. Doğan Grubu protokolundan şikâyetçiyim sanılmasın. Katılamadığım nazik davetler sebebiyle adım listelerden çıkarılmış da olabilir.
Mesele o değil! Benim üzüntümün sebebi, Nihat Beyefendi Dostumun, onun ağırlanacağı ve mensubu olduğum Grupça düzenlenmiş bir toplantıda bulunmayı ihmal etmiş olabileceğimi düşünmüş olması ihtimalidir.
Eminim «Hakkı buralarda değil mi?» diye sormuştur. Ne yazık ve ayıp değil mi, haberim bile yoktu o toplantıdan. 

Dil Yâresi
* Orhan Veli’nin Bir elinde cımbız / Bir elinde ayna; / Umurunda mı dünya derken sözünü ettiği umur «Aldırış etme, önem verme, iş edinme» anlamındadır.
Umur, Arapça emr («buyruk» ve «iş») kelimesinin çoğul halidir. Osmanlıca’da umur daha çok, «işler, görevler» anlamıyla kullanılmıştır. Ben bugün burada (nedense faydalı olur gibi geldi bana) umur görmüş deyimi üzerinde durmak istedim. Belki «Obama iyi hoş da devlet yönetiminde tecrübe sahibi değil» endişesini dile getirenlerin etkisi altında kaldım.
Umur görmüş, kısa ifadesiyle «tecrübeli» demektir. Ama sıradan, harcıâlem bir tecrübe değildir, burada söz kousu olan. Ahmed Midhat «Sarı Mustafa, sarı bıyık ve sakalını Osmanlılıkta ağartmış, umur görmüş bir merd-i tecrübekârdı» derken, gene de mütevazı bir tecrübeyi kastediyor. Asıl «önemli vazifelerde bulunmuş, görgü edinmiş, olgunlaşmış» kimse anlamına gelirdi bu deyim: «Hey ağalar, koskoca sarayda hiç mi umur görmüş, ömür sürmüş yok?» derken, Eflatun Cem Güney deyimi asıl anlamında kullanıyor.
Aynı anlamda umur-dîde de denirdi. Bu da alttan alır bir övgü sözüdür; daha çok «iş bilir» demeye gelir.
Benim hatırımda kalan anlamıyla gün görmüş kişi, «umuru adiye»de (günlük işlerde) tecrübe edinmiş olan değil de, daha ziyade umur-ı amme (kamu işleri), umur-ı devlet (devlet işleri), umur-ı askeriye, dahiliye, hariciye, maliye... gibi üst düzey görevlerde uzun süre bulunmuş ve konumu sayesinde olağanüstü tecrübeler edinmiş kimse demekti.
Ve devlet (kamu) görevlerinde bu nitelikte insanlar ayrı itibar görürdü. Farkındaysanız, son yıllarda tedavülde olmayan bir deyimden söz ediyoruz. Deyime yabancı kalışınızın sebebini başka yerde aramayın.