Obama'ya ne gözle baktık

Küreşelleşme kelimesi ne zaman girdi sözlüklerimize diye baktım. Türkçe Sözlük'ün (TDK) 2005 baskısında sıfat, isim ve fiil olarak var:

Küreşelleşme kelimesi ne zaman girdi sözlüklerimize diye baktım. Türkçe Sözlük’ün (TDK) 2005 baskısında sıfat, isim ve fiil olarak var: küresel, küreselleşme, küreselleşmek. Eşanlamlısı olarak global,   -leşme, -leşmek deniyor. Aynı sözlüğün 1982 baskısında kelimenin yalnız sıfat hali var: Küresel. İsim ve fiil olarak demek ki o tarihte kullanılmıyormuş. Küreselleşme, «Milletlerin siyaset, haberleşme, ticarî faaliyetler ve kültür hareketleri bakımından birbirlerine yaklaşmalarına verilen ad.» Küresel daha önce, «Yeryüzü, dünya» anlamlarına da gelen Arapça küre kelimesinden türetilmiş bir sıfat. Daha çok ast-ronomi, geometri ve mekanik terimi olarak kullanılan bir sıfattı (Küresel astronomi, küresel üçgen, küresel valf... gibi.)
Obama’nın evveli gün uzun yoldan gelip bilhassa Kahire’de yaptığı «küresel bir konuşmaydı» demeden önce, bu sıfatın giderek kazandığı anlam üzerinde de biraz duralım istedim.
Bizim (yani Radikal’in) bastığı yere mıhlanmışcasına kıpırdamadan duran köşekadılarımızdan ikisi (ki böylelerine kendi aramızda köşeli veya zar gibi deriz.) Obama’nın Kahire konuşmasına da çok farklı açılardan baktılar.
l Hasan Celal Güzel: «Kullandığı âyetler ve hadisler yerli yerindeydi. / Başörtüsüyle kadın hakları ve eğitimi konusundaki görüşleri de bizim yasakçı despotların yüzünü kızartacak kadar özgürlükçüydü. / Obama’nın ABD Başkanlığına, bir bakıma da dünya liderliğine gelmesi, bütün insanlık bakımından bir şanstır.»
l Nuray Mert: «Selamün aleyküm diye başlayarak Müslüman dünyaya her zaman olduğu gibi şirinlik yaptı. / Evet epeyce alkış aldı, ama nedense bana bu alkışlar önceden kurgulanmış, hazırlanmış bir coşku gösterisi gibi geldi. / Hal böyleyken dışarı çıktığımızda (Çünkü Kahire’deki konuşmayı yapıldığı salonda dinliyor) basın mensuplarının bile konuşmayı ayakta alkışladığı efsanesi hemen yayılmıştı. / Konuşma, yakın tarihin en klişe konuşmalarından biriydi. / Kahire’nin Obama’yı (ağırlamaya) hazırlanışından söz ederek bitirelim. Kahire günlerce temizlendi, boyandı. Mısırlılar günlerdir bu hazırlıklarla dalga geçiyor...»
Radikal’de yusyuvarlak ve dört köşeli olmayan bir yazı okumak için, Türker Alkan’ın Obama’nın Kahire konuşmasına dair düşündüklerini yazması gerekecektir.
– İyi de sen ne diyorsun efendi, sualinize kısaca cevap vereyim.
İkinci Dünya Savaşı 70 yıl önce başladı. Yeni Cami’nin önünde resimli roman türü bir derginin bedava dağıtıldığını gördüm o tarihte. Bir tane de ben aldım, bakayım neymiş diye... O günkü ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt’in resimli hayat hikâyesiydi. Birinci Dünya Savaşı’na katıldığını, eski New York valisi olduğunu, çocuk felci yüzünden bir yerden diğerine tekerlekli koltukta gidebildiğini oradan öğrenmiştim.
Bir de son Başkan Obama’nın, ilk iş olarak deli danalar gibi bir İstanbul’a, bir Kahire’ye koşuşturmasını ve iki başkan arasındaki farkı düşünüyordum. 

Alıntı
* Aynı gazetenin bir köşesinde, bir başka köşesinden alıntı olur mu, demeyin de okuyun lütfen. Bunu bilsem istihbarat şefiyken çok kullanırdım herhalde. Hoşuma gitti.
Akif Beki’den: «Medya dedikleri biraz meşk’e benzer. Keçi postundan bir tulumdur, meşk. (Kırba’nın eşanlamlısı. HD)
«Yoğurdun yağını ayranından çıkarmak için nasıl meşkte sallarsanız... Haberin yalanını doğrusundan ayırmak için de işleme tabi tutarsınız.» (Radikal, 5 haziran)

Rahşan Hanım’ı ben anlarım
Benim gördüğüm gazetelerin dün birinci sayfalarında, Obama’nın Kahire konuşmasına en az yer vereni Cumhuriyet gazetesiydi. Ben, ayrı bir önem verdiğim haberlerin gazetelerden gördüğü itibarı merak ederim. Obama konusunda genel durum bence sağlıklıydı.
Farklı söyleyenleri de hoş görün, o kadarını da mesleğin olmazsa olmazı saymak insaf icabıdır.
Dün dikkati çeken bir haberin başlığı da şuydu: «DSP’de Ece-vit’ler dönemi kapandı.» (Radikal de birinci sayfasında Cumhuriyet’ten de küçük bir başlıkla «DSP artık Ecevit’siz» diyordu.)
Gelinen nokta «Basını üzdü anlaşılan» diyebilir miyiz?
Benim için bilmediğim bir üzüntü konusu sayılmaz. Evlilik çooook yaygın bir kurum. Çeşidi var. Biri gidince diğerinin kötü dağılması haline de -sık olmasa bile- rastlanır. Ben Rahşan Hanım’ın halini birçoğundan daha iyi anlayacak durumdayım. «Önce erkek...» desem de, çocuksuz çiftler açısından böyle bir fark da söz konusu değil.

Dil Yâresi
* Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı’ndan üç yılda 900 000 000 dolar beklenirken, 7 000 000 dolar kazanıldığı ortaya çıkmış. (...) 1 700 kilometrelik boru hattının     1 074 kilometrelik bölümü Türkiye topraklarından geçmekteymiş (Radikal, 4 haziran).
Daha doğrusu ben yazsaydım böyle olurdu. Bizde (Bu arada Radikal’de de) sayılar, rakam+yazı diye ikiye bölünerek yazılıyor: «900 milyon» diye, ki kısaltma da sayılmaz. «...bin 700 kilometrelik boru hattının bin 74 kilometrelik bölümü Türkiye topraklarından geçiyor» yazıyorsunuz. Hızlı okurken 1 700 ile 1 074 birbiriyle daha rahat kıyaslanıyor. «2006» yerine «2 bin 6 yılı» yazmanız okumayı kolaylaştırmaz, aksine zorlaştırır, demek istiyorum.
Yer kazanmak için mi tercih ediliyor? Bana uzayan sayıların bir satırdan öbürüne atlaması rakamların bütünlüğü bozduğu için bu yola gidiliyormuş gibi gelir.
İmla kılavuzları biliyoruz böyle yazılmasına cevaz verir: «Çok sıfırlı, büyük sayıların ana sayılarından sonraki basamaklar yazı ile gösterilebilir.» Bir tercih söz konusudur, «gösterilir» demiyor.
Ben sayıların bütün rakamlarıyla yazılmasından yanayım; sıfır rakamı pek çok olan haller dışında. Tamamı rakamla yazılmış sayılar daha rahat ve çabuk algılanabildiği için. Satırdan satıra geçişteki kırılma dizildikten sonraki okumada düzeltilebilir.