Obama?yı örnek alırsak...

Bir okurum sordu telefonda: «Obama?dan alacağımız iki ders var, diyorsunuz. Bakanlardan daha bilgili danışmanları anladım. Obama?nın enerji bakanı Fizik Nobeli almış bir...

Bir okurum sordu telefonda: «Obama’dan alacağımız iki ders var, diyorsunuz. Bakanlardan daha bilgili danışmanları anladım. Obama’nın enerji bakanı Fizik Nobeli almış bir biliminsanıymış. Siz de Tayyip Bey millî eğitim bakanlığı için Orhan Pamuk’a teklifte bulunmalı, demek istiyorsunuz.»
«Beyaz-siyah ikiliğini aştılar, diyorsunuz. Biz de, Türk-Kürt ikiliğini akla getirebilecek bütün yanlışlardan kurtulalım, diyorsunuz. İyi de, bizde rahatsızlık yaratan sadece iki taraf yok ki. Kürtçe, dedik; bakın ya Çerkezce diyenler var, Lazca diyenler var; arkası da gelecektir.»
– Yakınınızda Hürriyet varsa, orada Yılmaz Özdil’in «Al sana küresel!» başlıklı yazısını okuyun lütfen, dedim. Göreceksiniz, orada Özdil Obama’nın seçtiği bakanlar ile danışmanların, çeşidini  bir bir saymış.
Bakın hangi kökenlerden insan varmış: İrlanda, Nikaragua, Meksika, Ürdünlü Arap, İspanyol, Alman, Barbadoslu siyahî, kökeni bilinmeyen iki öksüz, Avustralyalı, Çinli, Nikaragua-Meksika melezi, İtalyan, Macar, Havaili, Japon, Afro-Amerikalı, İsrailli Yahudi... Kızılderili yokmuş, hayır. Ama bir iki Amerikalı var, diyor Yılmaz Özdil. ABD dışında köken denebilecek 17 ayrı ülke eder saydıkları.
Bu gözle bizim hükûmeti de elekten geçirseniz, köken diyebileceğiniz sekiz-on çeşide rastlanır. Ansiklopedici olduğumuz yıllardan hatırımda kalan 8-10 dil var bir defa. Adı anılmazken sonradan hatırlananlar da oldu. Hıristiyanları, Musevileri ekleyin, dil sayısından daha çok ırktan ve dilden gelmiş insan yaşar bu bizim Anadolu’muzda.
Türkçe’den farklı dillerin Türkiye’de en yaygın olanı Kürtçe’dir. Durum nüfus açısından da öyle. Kavga çıkaran Kürtler oldu diye, diğer soylardan gelenleri ve farklı dil konuşanları yok mu sayacağız?
Biz okurumla bir noktada buluşarak anlaştık. Nedir size de söyleyeyim.
Önce Kürdün Türkten, varsa şayet Türkün Kürtten şikâyetçi olma sebeplerini ortadan kaldıracağız. Benimsenen esasları diğerleri için de benimseyip uygulamak mesele olmayacak.
Yeter ki inatlaşmalardan vazgeçilsin!

Giritlioğlu’nun «Güz Sancısı»
Okan (Bayülgen) benden bir şeyler öğrenmekte midir? O öyle dese de ben pek inanamıyorum. Ama çocuklarımdan, torunlarımdan olduğu gibi, ben ondan da çok şey öğrendim bu son yıllarda.
Aynı amaçla bir araya gelmiş küçük toplulukların, tiyatro-sinema-stüdyo seyircilerinin mesela, topluca yüzlerini döndükleri mekânda olup bitenden nasıl etkilendiklerini takip etmenin de ayrı bir meleke, bir maharet gerektirdiğini de ben ondan öğrendim.
Ben üç çeyrek asırlık sinema ve tiyaro seyircisi, oyun veya film devam ederken salonun (seyirci topluluğunun) verdiği sesli tepkiyi meğer hiç işitmezmişim? Bu çok geç öğrendiğim sese «seyircinin fısıltısı» adını verdim. Sahnede veya perdede olup bitenen duydukları ilgi daha azalmaya yeni başlamışken bile, hassas ve tecrübeli bir kulak o fısıltıyı işitebiliyor.
Önemli bir işaret bu bence. «Seyirlik» işlerle uğraşanlar için, evet oyuncular, bilcümle sahne sanatçıları için olduğu kadar mesleğini topluluklar huzurunda icra eden öğretmenler, hatipler, siyasetçiler, konferansçılar vd... için de çok önemli.
Nedir önemli olan?
Dinleyicilerinin, seyircilerinin yaptıklarından nasıl etkilendiğini saniyesi saniyesine takip edebilmek. Daha ne olsun?
Bunu, rahat bir zamanda gene konuşuruz.
*
Tomris Giritlioğlu’nun Güz Sancısı adlı, bir aşk hikâyesinin fonunda 6/7 Eylül olaylarını da anlattığı yeni filmini ben geçen akşam, küçük bir profesyoneller grubuyla birlikte seyrettim.
Filme dair size diyeceklerim var. Ama ancak bu akşamdan itibaren görebileceksiniz Güz Sancısı’nı. Siz de seyredin, ondan sonra yazayım istiyorum. Gördüğünüz bir film olsun birlikte konuşacağımız.

Dil Yâresi
«Daniş», «Kaniş» gibi söylenmez!

  • Dün CNN?Türk ekranında kuşluk vakti Göksel Göksu misafir ağırlıyor. Encümen-i Daniş’in başkanı Necmettin Karaduman’dan, yıllardır düzenli olarak bir araya gelen bu 35-40 üyeli topluluk hakkında bilgi almaya çalışıyor.

Haberi ve verilen bilgileri (Cevaplar sade suya çorba tadındaydı zaten) size aktaracak değilim. Mülakat boyunca kulağımı tırmalayan bir telaffuz yanlışını söyleyeceğim. (Mülakattan sonra ekranda görünen spiker hanım kızlarımız da aynı hatayı tekrarladılar. Göksel kelimeyi, yani hatayı birçok kere tekrarlamıştı. Demek hatayı CNN?Türk bünyesinde fark eden olmadı. Yoksa arkadaşlarını uyarmanın bir yolu bulunurdu. Necmettin Karaduman birkaç kere doğru söyledi o kelimeyi. Ama yanlışı, ne Göksu, ne de CNN?Türk takımından bir Allahın kulu fark edebildi.
Hata, Encümen-i Daniş adının ikinci kelimesinde işleniyordu. Göksel dâniş («Bilgi, ilim, irfan» demektir, Farsça danisten «bilmek» fiilinden gelir) diye, «a»yı uzatarak söylenmesi gereken kelimeyi kısa «a» ile telaffuzda ısrar etti.
Daniş veya (daha yakın örneğiyle bir cins köpeğin adı olan) kaniş vezninde değil, fahiş, hamiş gibi uzun «a» sesiyle dâniş diye söylenir.
Gelin de, dilin müziğini (melodi, nağme, ezgi tadını) yanlış ve eksik işaretlemelerle (nispet, kesme, inceltme, uzatma işaretleri konusundaki nekeslikten söz ediyorum) yer yer yok edenlere beddua etmeyin!
Doğrusu kolay değil.