Okan Bayülgen'in «PUDRA. Zamanın Tozu» sergisinde konu tiyatrocular

Okan Bayülgen bana göre çok cepheli bir sahne düşünürüdür; hemen eklemek lazım, ve sahne adamı: oyuncu, yönetmen, yazar, dekoratör, mekanisyen...

Okan Bayülgen bana göre çok cepheli bir sahne düşünürüdür; hemen eklemek lazım, ve sahne adamı: oyuncu, yönetmen, yazar, dekoratör, mekanisyen... daha neler varsa ve lazımsa, hepsi.
Bu alandaki özelliklerini hepiniz, en az benim kadar biliyorsunuz. Evet tiyatro, sinema, seslendirme, program tasarımcılığı, sunuculuğu... ve televizyon deyince ilk akla gelen birkaç kişiden biri. Bence (işe insan olarak bazı nadir özelliklerini de katarak) birincisi.
Biz kendi değerlerimizi sahiplenmekte, dünya çapında oldukları zaman bile onlarla övünmekte çekingen (aklımdan geçen kelimeyle «mütereddit») insanlarız. Yalnız Okan değil, bu dediğimizin hamdolsun çok örneği var, bugünün Türkiye'sinde.
Evet, efendim! Benim Okan arkadaşımın bilebildiğim yeteneklerinden biri de fotoğrafçılık. Sanırım, elinde makinasıyla bir yerlere giderek, bir şeylere, birilerine (o sanatın gereği) başka gözle bakarak, dinleniyor.
Bir önce Madagaskar'da çektiği fotoğrafları görmeye gitmiştik. «PUDRA. Zamanın Tozu» konulu sergiyi EKAV Sanat Merkezi'nde ( Zincirlikuyu'da çok şık bir sergi salonu) ziyaret ettik. İsviçreli saatçi Maurice Lacroix, «Zamanın Klasiği Tiyatronun Klasikleriyle Buluşuyor» diye bir proje başlatmış. Okan'ın sergisi (kitap halinde de değerlendirilecek) bu güzel projenin bir uzantısı. Belli ki Okan, konu tiyatrocular olduğu için teklifin üstüne atlamış.
*
Nice fotoğrafları çekilmiştir orada gördüğüm tiyatrocuların kimbilir! Ama eminim, Okan'ın makinasından geçtikten sonra duvara akseden farklı görüntülerini, onlar da benim gibi ilgiyle, beğenerek ve merakla, uzun uzun seyretmişlerdir.
Bir kompozisyon muzipliği de var, bu çocuğun. Televizyon programında görüyorum, farklı sesten, değişik düzenden insanlara, mesela bir arada şarkı söyletmeye bayılıyor.
Çizgileri sevmiş insan yüzlerinde. Bayılmış. Adamları, kadınları olduğundan daha buruşuk göstermekten, ayrı bir zevk almış sanki, de denebilir. Bu muziplikten öte, sevimli bir muzırlık artık... Buruş buruş eller de öyle.
İnsan olarak da baktım, duvarlara dizilmiş 22 tiyatrocuya. Tanışmadığım, konuşmadığım bir kişi var içlerinde, Tuncel Kurtiz. Bir kişi de olsa -bunca yıl aynı şehirde birlikte yaşayıp da- ona bir merhaba diyememiş olmaktan utandım doğrusu.
*
İyi kötü -her muhabir kadar- bir fotoğrafçılığım var. Okan, 22 kişinin resmini veya resimlerini çekmiş. («Ödenekli tiyatrolarda yer almayan isimleri seçtik, diyor. Benimle çalışmayı reddedenler de oldu. Bazılarıyla zamanımız uyuşmadı. Bazıları da, kendilerini hiç arayıp sormadığımı söyleyerek beni reddetti.» Akşam, 22 mart)
Alfabetik sırayla bakın kimler: Metin Akpınar, Zeki Alasya, Ayla Algan, Zeliha Berksoy, Engin Cezzar, Hadi Çaman, Savaş Dinçel, Haldun Dormen, Müjdat Gezen, Erol Günaydın, Nedret Güvenç, Yıldız Kenter, Tuncel Kurtiz, Gazanfer Özcan, Suna Pekuysal, Metin Serezli, Nevra Serezli, Gülriz Sururi, Ferhan Şensoy, Macide Tanır, Cüneyt Türel, Nejat Uygur.
*
Bu kadar fotoğrafçı var aramızda, neden gazetecilerin böyle sanat değeri de bulunan bir albüm-kitabı yok diye hayıflandım. Bizim meslekte, Okan gibi kadir-kıymet bilen bir fotoğrafçı çıkmadı demek ki, demeye dilim varmaz elbette.
Sonra Okan'ın yaptığını niye daha önce yapan çıkmamış, diye dertlendim. Bakkaldan film yıldızlarının siyah-beyaz fotoğraflarını alıp biriktirdiğimiz yılları hatırladım.
Nurallah Gezgin bana, Zihni Küçümen'in cenaze töreninde, «Hakkı be, demişti; bu tiyatrocular birbirini sahiden seviyor. Şu cenaze törenini Allah biliyor ya kıskandım». (Şimdi; İkisi de burnumda tütüyor.)
Yaşarken de birbirinin kıymetini bilen insarlar bu tiyatrocular, diyecektim.
Ne tuhaf gazetelerde bugün Okan'ın bir şikâyetini okudum: Şurada topu topu beş şovmen, biz de birbirimizle küsüz, diyordu.