Okul ve hastane yaptırmak da cami yaptırmak gibi sevaptır, demek günah mı?

Gene bir pazar sohbetiydi. Cihannüma'da gençlerin (torunlar neslinin) sözcülüğüne soyunmuştum: «Can Dündar'dan etkilenen gençlerin...» (Radikal, 24 haziran).

Gene bir pazar sohbetiydi. Cihannüma'da gençlerin (torunlar neslinin) sözcülüğüne soyunmuştum: «Can Dündar'dan etkilenen gençlerin...» (Radikal, 24 haziran).
Can Dündar, Milliyet'teki yazısında, bir televizyon programındaki misafirinden öğrendiği bazı bilgileri aktarmıştı. Türkiye'de 60 000 kişiye bir hastane ve 350 kişiye bir cami düştüğünü; her 780 kişi için görevli bir din adamına karşılık, hekim oranının 1/900 olduğunu; 35 000 cami yaptırma derneği yanında, kültür ve sanat alanlarında faal 96 derneğimiz bulunduğunu; sadece 13 ilimizde bir devlet tiyatrosu varken, Kuran Kursu olmayan ilimiz kalmadığını ve bu kurslar sayısının 3 852'yi bulduğunu hatırlatan istatistik bilgileriydi bunlar.
Bu bilgilerin kaynağı da, Alevî-Bektaşî Federasyonu Genel Sekreteri Turan Esen.
Gençler, ilk defa işittiklerinden olmalı, bu karşılaştırmalardan olağanüstü etkilenmişler. Selim torun, bütün bunları heyecanla ve uzun uzun anlattıktan sonra, «Sen şimdi ne yazıyorsun?» diye sordu.
– Pazar sohbetini, dedim.
– Eğlendirici değil, ama bu hafta da bunu yazsana!
«Tamam, yazarım» deyince, şunları ekledi:
– Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı'nın bütçesi 249 trilyon, İçişleri Bakanlığı'nın 783 trilyon TL imiş. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 2006 yılı bütçesi ise 1.3 katrilyon TL.
*
Bu dediklerini, bilginin kaynağını da belirterek yazdım. Okur mektupları arasında, din öğretimine ve hizmetlerine harcanan parayı çok gördüğümü söyleyerek hata veya ayıp ettiğimi, rakamları abarttığımı söyleyenler çıktı. Öfkelenenler de vardı aralarında, inancımdan şüphe edenler de; ama o rakamlar yanlıştır, sen de şu şu şu noktalarda yanılıyorsun, diyene rastlamadım.
Bu görevin de Radikal yazarı dostum Avni Özgürel'e düşeceğini tahmin edemezdim. Bu vesileyle öğrendim.
Avni Bey'in yazısının başlığı bir sualdi:
– «Din, diyanet aleyhtarlığı kime yarar?»
Benim yazımda tekrarlanmış olan «yaklaşım»ın, «Can Dündar tarafından seçime dönük tv programları arasında bir kere daha ekrana taşındı»ğını söylüyor ve ilave ediyordu: «yetmedi, gerek Dündar gerek başkaca yazarlar tarafından (Bu arada bendeleri da vardı, arz ettiğim gibi) köşe yazılarına konu edildi.» (Radikal, 27 haziran).
Hiç beğenmediği bu mantığı şöyle toparlıyor: Türkiye'de okul, kütüphane, tiyatro sayısı az; çünkü (?) çok fazla cami, çok fazla imam var! Bütçenin en büyük dilimi de Diyanet'e verilince kimseye para kalmıyor!.. (Yani, saçaklandırarak özetliyor söylenenleri.)
Devam ediyor: Buna bakarak Türkiye'de kamu kaynaklarının cami inşaatına gittiğini sanabilirsiniz. Oysa Devlet cami inşaatı için tek kuruş vermez. Camileri insanlar bir araya gelip topladıkları parayla yaparlar. Derneklerin çokluğu camilerdeki din görevlilerinin ücretlerinin ve sair giderlerin bu derneklerce karşılanmasındandır.
Çok önemli bir uyarısı da şu Avni Bey'in: «Diyanet kurumu ortadan kalksın, laik devlette buna ne ihtiyaç var? Batı'da Diyanet'e benzer bir kurum yok vs. sözlerini işitiriz. (...) Bu söylem dinî sapkınlığın ve fanatizmin odağı haline gelmiş çevrelerin talebidir. (...) Bu lafların tercümesi dır.»
Yazı bir özdeyişle sona eriyor: «Bazen laiklik yanlısı tutumu alıyoruz, Atatürkçülük yapıyoruz denilerek de yobazlığa, irticaya kapı açılabilir.»
*
Yani Avni Bey biraderim, işi irticaa kadar vardırmayanları hoşgörüyle karşılamak veya görmezden gelmek daha faydalıdır, demek istiyor.
Cami yaptırmak hayır hasenattandır, sevaba girmektir, diye bilmeyenimiz yoktur herhalde. Ben şunu anlamakta güçlük çekerim: «Bak 350 kişiye bir cami, bunun yanında ve aynı memlekette 60 000 kişiye bir hastane düşmekteymiş. Cami yaptıranlar, hastane ve okul yaptırmakta da aynı tehalükü (can atarcasına istekliliği) gösterseler, aynı ölçüde sevap işlemiş olmazlar mı?
Toplumumuz için faydalı olacak şeyleri bir karşılık beklemeden yapanlara duyduğumuz şükranı, hak ettiklerince ifade ederek, hayır ve yardımseverleri teşvike çalışıyoruz.
– Birini överken öbürünü kötüleme, diyeceksiniz.
Ben 50 ile 60 yaş arasını, Çatalca'da geçirdim. Çiftliğe giden yolun sağında bir meslek lisesi, solunda bir imam-hatip lisesi inşaatı aynı tarihte başladı. İmam yetiştirecek mektep ertesi yıl tamamlandı. Teknisyen yetiştirecek okul binasının yapımı üç mü, beş mi yıl sürdü, hatırımda değil.
Dilimde tüy bitti o zaman: Bakın bu mektebi çabucak yaptınız. Öbürü tahsisat bekliyor. Ona da yardım etsenize! İmamlar sizin çocuklarınız da, teknisyenler düşman çocukları mı?
Bir hatıradır, anlatayım. Nezihe Araz arkadaşımın yaşlı bir akrabaları varmış; Ankaralı ve varlıklı bir amca. Cumhuriyet Türkiyesi'nin ilk yılları.
Bir grup insan ziyaretine gelmiş günün birinde. Amca hayırlı bir işe kalkıştık, bilmem nereye cami yaptıracağız, diye.
Oturduğu yerde bir elini dizine dayayıp başını kaldırmış:
– Ulan kopoğlu kopekler, demiş; okulları yaptırdınız da sıra camilere mi geldi?
Ben sorabilmek isterdim:
– Okul ve hastane yaptırmak da cami yaptırmak gibi sevaptır deseniz, günaha mı girersiniz?