Önce bir halvet olsaydılar!

Bir tuhaf özelliğimi söyleyeyim size. Üç durumdayken daha iyi düşünüyorum. («Benzer bir laf vardı, neydi?.. diye aranmaya başlamayın da, önce yazdığımı okuyun hele!) Hani bir ABD başkanı için «İki işi aynı zamanda...

Bir tuhaf özelliğimi söyleyeyim size. Üç durumdayken daha iyi düşünüyorum. («Benzer bir laf vardı, neydi?.. diye aranmaya başlamayın da, önce yazdığımı okuyun hele!) Hani bir ABD başkanı için «İki işi aynı zamanda yapamaz. Yürürken sakız çiğnemeye kalksa şaşırır ve tökezler» deyip gülerlerdi ya! Benimki de buna benzer bir hal.
Evet, ben bir yere rahatça yerleşip, uzak ufukları seyretmeye başlarsam, «Bir şeyler düşünüyor galiba» değilimdir. Bu hal uykum geldiğine ve içimin çekildiğine işarettir.
Dedim ya üç durumda daha iyi düşünüyorum. Okurken, birini dinlerken (inanmakta güçlük çekeceğinizi bile bile üçüncü hali de söyleyeceğim), bir de konuşurken. Fazlaca geveze oluşumun bir sebebi de budur bence. Söze karışan olursa, düşünce seyrimi bozduğu için sinirleniyorum biraz.
MHP Başkanı Devlet Bahçeli dün, milletvekillerinden önce gazetecilerle bir araya geldi. Onlara, hükûmetin Kürt meselesini bir çözüme eriştirme gayretini ne gözle gördüğünü bir kere daha anlatıp açıklama ihtiyacı duymuş, demek ki...
Karamsarlığında berdevamdı. Beynindeki, ruh hâletindeki bir farkın dışa vuruşu gibi bir haldir bu. Dünya görüşü devamlı olarak, sanki kalın ve siyah camlı bir gözlüğün ardında oluşuyor.
Marazî bir hal midir acaba, diye sık sık sualleştiririm ben bu endişemi. Yüzü hiç gülmüyor, farkında mısınız? Ağır başlılığını, ciddiyetini anlıyorum ve beğeniyorum. Ama biraz olsun gülümsemek gayrıciddilik, sululuk sayılmaz ki... İnsanın içinden gelen bir haldir. Hani hep gülümseme arifesindeymiş gibi duran insanlar vardır. «Nur yüzlü» diye methettiklerimiz de onlar arasından çıkar.
Bir de şairin Abûsül-vech olup yürürdü uşşâk / Gam-ı hicrân ile dîdâra müştâk diye tarif ettiği («Bir güzelin ayrılık acısıyla dertli, yüzü asık yola düşmüş hasret çeken») şairler vardır ki, nedense Devlet Bey dostumuzu her gördüğümde benim aklıma onlar ve bu iki mısra gelir.
Uzaktan sorulur, görünce bilinir bir dert değil herhalde, ki burada adını da koyarak tarif edebileyim. Herhalde giderilmez bir hüznün ifadesidir bu hal; saygıyla karşılamaktan gayri elden bir şey gelmez.
Üstesinden bugüne kadar gelinememiş ÇOK CANA MAL OLMUŞ Kürt meselemize artık bir hal çaresi bulma niyeti, hareketi, Devlet Bey’in «derûnunda» fırtınalar yarattı anlaşılan; bırakın derdine devâ olmayı, neye telaşlandığını (adamcağız aylardır dil döktüğü, adeta çırpınıp yırtındığı halde) derdinin ne mene bir şey olduğunu bize hâlâ anlatabilmiş değil. Bu halin tek sebebi bizim kalın kafalılığımız mıdır? Bizim derken galiba çoğumuzun duyduğuna, düşündüğüne tercüman oluyorum.
Anlatma gayretine ve belagatine rağmen, bütün iyiniyetimle söylüyorum ki ben, Devlet Bahçeli Bey’in asıl derdini anlamakta güçlük çekiyorum.
Düşünülen tedbirleri eleştirmiyor MHP’li başbuğ. Kürt meselemizin barış yoluyla çözülmesi diye bir ihtimalin söz konusu olamayacağında ısrar ediyor. Benim anlayabildiğim asıl derdi bu.
Bu değilse ne olabilir Allahaşkına, diye sorulacak sual, demagojiye davetiye çıkarmaktan gayri bir anlama gelmez.
Bunlar, bu konuda öteden beri düşündüklerim. Bahçeli’nin dünkü konuşmasını dinlerken düşündüğüme hâlâ gelemedim.
– Açılımdan önce, diye düşündüğüm; üç beş kıdemli siyasetçiyle günümüzün parti başkanlarını bir halvette buluşturup, bir süre baş başa mı bıraksaydık acaba?
Bunu da konuşuruz. 

Siyasî aktif ve pasife hayır!
Otomobil üretmekle yetineceğe de benzemiyoruz. İtalyanlarla ortaklaşa, T.129 Atak adlı bir helikopter prototipi de yapmışız. İki gün önce Milano’da test uçuşu yapıldı. Millî Savunma Bakanımız Vecdi Gönül de oradaydı. Atak 10 dakika havada kalmış. Taklalar da atmış başarıyla. Ve alkışlanmış.
Bir başlangıç’tır bu da. (Açılım mı demeliydim?) Arkası gelir inşallah! Barış düşmanı sanmayın! Silah alışverişi için dışarıya çok para harcıyoruz. Bakın otomotiv sanayiinde adamakıllı gelişme kaydettik. Fena mı oldu? İhracatımız arasında otomobilin, otobüsün de bir yeri var artık.
«Teknoloji özürlü dede» niteliğimle ben bile, bu alanda gelişmenin anlamını ve kıymetini biliyorum.
Tereddüdüm bir başka alanda devam ediyor. Olanın bitenin, bu alanda bilhassa yeni kavramların a-dı-nı koy-mak’ta sıkıntı çekiyoruz. Ödüm kopuyor inanın, gene önemli bir kavramı yanlış adlandırarak yeni karışıklıklara ve anlaşmazlıklara sebep olacağız, diye.
Prof. Ergun Özbudun son günlerde bir mülakatta ve Hasan Celâl Güzel’in ifadesiyle «Türkiye’nin tıkandığı noktalardan bahsederek pasif laiklik kavramını gündeme getir»miş.
Şimdi... «ne kadar laikçi yobaz ve zorba varsa, Ergun Hoca’ya saldırmaya başladılar» diye devam ediyor Hasan Güzel. Özbudun’un tam neyi nasıl dediğini bilmiyorum. Yeni bir adlandırmadan iki satır ötede yobaz-zorba demeye başlarsanız, bu pasif teriminin aktif’ini de öğrenmek isteyenler dikilecektir karşınıza. Küfürleşme de gecikmez!

KOMEDYA
* Dünkü Bahçeli-gazeteci buluşmasında, birlikte gülüştükleri bir sahne de yaşanmış. Toplantı baştan sona matem ve felaket havasında geçmiş diyerek haksızlık etmeyelim.
Gazetecilerden biri, Devlet Bey’in damarına basmak istercesine, sualini sorarken:
– Sayın Öcalan! deme hatasını işlemiş.
Ne beklerdiniz? MHP Başkanı’dır diye Bahçeli’nin ona kafa atmasını değil herhalde! Aslında zarif, müeddep bir zat benim bildiğim (gördüğüm daha doğrusu) Devlet Bey.
«Sayın...» diyen gazeteci, bence bir gaf daha yaparak özür dilemiş Bahçeli’den. O da cevap vermiş.
– Başbakan söylemiş, sen söylersen ne olacak!
Nekre bir yanı da olduğunu bilir miydiniz? O kadar dikkat ettiğim halde ben farkında değildim.