Pamuk, Castro ve iki usta

Orhan Pamuk bir günlüğüne Radikal'in genel yayın yönetmeni oldu. Alışılmadık bir uygulamaydı bu. Bir günlük şaşkınlıktan sonra, gazete eleştirmenleri harekete geçtiler.

Orhan Pamuk bir günlüğüne Radikal'in genel yayın yönetmeni oldu. Alışılmadık bir uygulamaydı bu. Bir günlük şaşkınlıktan sonra, gazete eleştirmenleri harekete geçtiler. (Bu vesileyle meydana çıktı ki, onların da sayısı tiyatro, sinema eleştirmenlerinden az değil.)
Ben ondan daha zekice bir şeyler yapmasını beklerdim, diyenden tutun da, büyük romancımızı kindarlıkla (Nobel'i aldığı haberini adeta istemeye istemeye veren Cumhuriyet'in eski bir haberine -daha doğrusu bugünkü konumuyla kıyas kabul etmez bir davranışına- göndermede bulundu iddiasıyla) suçlayanlara kadar neler demediler ki! Demeye devam da etmekteler.
Bu fuzulî kalabalığın arasında biri çıktı, aynı konuda bakın ne yazdı?
«Radikal'in o gün çıkmış olması başarıdır. Çıkmayabilirdi. Çünkü, romancıların rahat tavırları, zamanlarının sınırsızlığı ve ilham gelmesini bekleme süreçleri gazete yapmaya uygun değildir. (...) Rahattır romancılar. İsmet Berkan büyük bir riske girdi. Radikal çıkmayabilirdi.» (Hürriyet, 10 ocak).
Yazar Bekir Coşkun. Buna kıvam tutturmak denir. Ve bu ancak usta köşekadılarının elinden gelir.
*
Gözden kaçar mı, diye korktuğum bir diğer yazıyı da söylemeden edemeyeceğim. «Ustanın çekici bin altın» meselini bilir misiniz?
Son yıllarda Küba'ya ilgi duyan meslektaşlarımız oldu. Davetli gittiler, belki geçerken uğradılar, hediye puro kutularını pek sevdiler... İzlenimlerini nereden ve nasıl edindiler bilemem, ama yazılarında hemen hepsi Castro'nun Küba'sını nasıl öveceklerini bilemediler.
Ben etmeyin, dedikçe; Castro'yu alçak Amerika'ya kafa tutan kahraman komünist olarak pek beğenenler, bana da demediklerini bırakmadılar. (Benim okurlarımdan bazıları da...)
Mehmet Barlas tatilde Küba'ya gitmiş. O da izlenimlerini yazdı (Sabah, 9 ocak). O yazıdan bir iki cümle:

  • «Küba'da bir turist olarak bulunuyorsanız, bu ülke cennetten farksızdır. Kübalılara bakıp, bu insanlar çok mutlu da, diyebilirsiniz. Ama bu mutlu insanlardan biri buzdolabı alırsa, Parti Mahalle Komitesi ona diye sorar. Ev veya otomobil sahibi olabilmeniz Komünist Partisi'nin iznine bağlıdır.»
  • «Chavez'in Venezüella'sına gönderilen 15 000 Kübalı doktora ödenen aylık 1 500 dolar ücretin en çok 150 dolarını doktor alıyor. Geri kalan para da Küba devletine gidiyor. İnanılacak gibi değil ama Küba'nın tüm yaşamı büyük gözaltına alınmış durumda.»
  • «Partinin mahalle büroları her ay Kübalılara erzak dağıtıyor. Sovyetler çökmeden önce bu torbalar daha dolu olurmuş. Şimdi bu torbaları sadece Venezüella'nın desteği ile doldurmaya çalışıyorlar.»
  • «Eğitim ve sağlıkta hamle yapmışlar, ama ne üniversite mezunlarına iş var, ne de doktorlar geçimlerini sağlayabiliyor. Sonuç her çapta yolsuzluk ve rüşvet ya da küçük hırsızlıklar'a dayanmıştır. Ayrıca seks turizmi da ağırlık kazanmıştır.»
    *
    Ne yapabilirsiniz bu durumda? Küba'ya İstanbul'dan götürdüğünüz kalkan balığını, onun mutfağında pişirip Castro'ya yedirmekten gayrı bir şey gelir mi elinizden?
    Afiş ikinci «büyük hata» oldu
    Deniz Baykal'ın salı günkü grup konuşmasını dinlediniz mi? Allah için güzeldi. AKP Genel Başkanı, Başbakan Tayyip Erdoğan'a bir de sual sordu o gün:
    –Ay yıldızlı afişler Güneydoğu'da yok. Sen nerenin cumhurbaşkanı olacaksın; afişleri astırmadığın yerin mi, astırdığın yerlerin mi?
    Kürsülerden birbirine laf yetiştirme açısından başarılı bulunabilir, ama ben güzel konuşmaydı derken sözün bu işlevini kastetmiyorum. Bu sözü, Bayrak Kanunu'ndaki «Türk Bayrağı'nı siyasette kullanma yasağı»nın haklılığını gözler önüne serme açısından anlamlı bulduğumu belirtmek istedim.
    Dileyelim de Baykal bu konuda fazla ısrar etmesin. Tartışmanın herkesin diline düşmesi halini tasavvur eder misiniz?
    Söylenen doğruysa afiş dağıtımı, daha doğrusu bu afiş, «Kürt sorunu vardır» sözünün, «O yoktur da terör sorunu vardır»a dönüştürülmesine benzer büyükçe bir hata oldu.
    Baykal kadrolaşma suçlamasına da cevap verdi:
    – CHP 28 yıldır, seçim hükûmeti olarak iki aylık bir süre hariç iktidarda bulunmamıştır ki! (... ki kadrolaşabilsin.)
    CHP'nin demokrasiye verdiği en büyük zarar budur işte: seçim kazanamamak.
    Adlar
  • Meclis Sağlık Komisyonu bir kanun teklifini kabul etti. Teklif AKP Milletvekili Zeynep Karahan Uslu'dan gelmişti. Artık erkekler de «hemşire» olarak çalışabilecekler.
    Ad aramışlar.
    Hemşire, hemşir'in dişili değil, Farsça'da hemşir diye bir kelime de yok. Hem, bizim -daş eki gibi, kelimelerin başına gelerek, «birliktelik, işbirliği, ortaklık» anlamı verir. Şire «süt» demek; hemşire'nin de «sütkardeş»e yakın bir anlamı var.
    Hemşire'ye benzer Farsça'da «Daima, her zaman» anlamına gelen kelimeler var: hemîşe gibi, hemâre gibi... Hemdest, «Birlikte çalışan, el ele veren, birbirine yardımcı olan» demek.
    Erkek-hemşire görevini üstleneceklere verecek ad arıyorsanız, kulağınızda bulunsun diye söylüyorum.