Papaza kızıp oruç bozmak mı?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Meclis açılış konuşması hakkında yazılanları, söylenenleri okuyup dinlerken bir sual oluştu beynimde. Reşat Nuri Güntekin, yanılmıyorsam Yeşil Gece adlı romanının bir yerinde...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Meclis açılış konuşması hakkında yazılanları, söylenenleri okuyup dinlerken bir sual oluştu beynimde. Reşat Nuri Güntekin, yanılmıyorsam Yeşil Gece adlı romanının bir yerinde, bir «hâletiruhiye»yi şöyle ifade eder: «Mide memnun olursa dimağ da memnun olur, zihne nikbinlik, kalbe de bir başka küşâyiş gelir.» (Bkz. Dil Yâresi)
Ben, sofrasında «taam»’dan hazzettiğim hanım dostlarıma bu güzel sözle teşekkür edebilmek için ezberlemiştim üstadın o cümlesini. Hâlâ teklemeden tekrarlayabildiğim oluyor. (Bugün yazarken arayıp tekrar buldum o cümleyi; size eksiksiz aktarabileyim diye).
Gül’ün konuşmasını yorumlayanların olumlu ifadelerinden mi nedir, ben de kalbimde bir küşâyiş hisseder gibi oldum.
Ve o hızla bir başka -bu defa muzir- düşünceye sıçradım.
Acaba öyle mi?
Daha doğrusu şu düşünceyi benimle paylaşır mısınız, diye sizlere soracağım:
– İktidar ileri gelenleri, ki o mevkilere benim pek de aşina olmadığım çevrelerden ve zihniyetlerden gelmişlerdir; iktidardayken mi demeliyim, yoksa zamanla demek daha mı münasiptir, son günlerde bana da tanıdık gelen laflar etmeye, hadiseler ve meseleler karşısında hiç yadırgamadığım tavırlar takınmaya başladılar.
Yanlış anlamayın, arada yadırgadıklarım bugün de oluyor, ama başka meselelerimizde daha önce çok yabancı bulup rahatsız olduğum düşüncelerinde, tercih ve davranışlarında hissedilir bir değişme, bana kalırsa hatta düzelme var.
Dış siyaset konularında, diğer devletlerle ve yakın komşularla ilişkilerimizde, aklın ve basiretin ağırlık kazandığını düşünüyorum. İç siyasette çözümlememiz gerekenlerin önemlilerinden biri olan Kürt meselesinde mesela, benim düşündüklerimle onların fiilleri arasında dikkatimi çeken bir yakınlaşma başladı. Başlamakla kalmadı devam ediyor. Gül’ün, Erdoğan’ın, Çiçek’in, Atalay’ın, hayrettir hatta Bülent Arınç’ın demeçleri ve hadiseler karşısında tavır alışları giderek tanıdık gelmeye başladı bana.
Yoksa ben mi değişmeye başladım diye tereddüt geçirmedim, diyemem. Gül’ün konuşmasına dair yorumları okurken, bir suali cevaplamam gerekti dedim ya... Bakın neydi o sual, size de anlatmaya çalışayım.
Cumhurbaşkanı Gül’ün, Erdoğan’ın ve diğer iktidar ileri gelenlerinin, bana göre olumlu yönde değişmeleri yanında bir izlenimim daha var: Muhalefet ileri gelenleri, adlarını vererek söyleyeyim Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli de benim gözümde hızla ve ısrarla yabancılaşmakta adeta yarış halindeler.
Bu benimki ciddî bir yanılma olmasın, diye merak ettim birden.
– Yoksa Gül ile Erdoğan bana, Baykal ile Bahçeli’nin anlamsızlaşan ve gittikçe daha yanlış, daha zararlı görünen olumsuz sözleri, mantıksız ve sevimsiz tavır alışları yüzünden mi daha şirin gelmeye başladılar? Benim için cevabı kritik bir sual bu.
Ne düşünürsünüz diye, sahiden merak ederim.

İyi mi, bir televizyon daha!
Dediğim gibi ben iradıyla değil, hâlâ ücretiyle geçinen bir ihtiyarım. Dert yanmak veya kendime acındırmak için değil, gençleri uyarmak için tekrarlıyorum. Yazmasam da söyler dururum çoktan beri:
– Geçinmeye yeten ücret, yeterli değildir aslında. Çalışamaz olduğunuz zamanki giderleriniz için de bugünden, yani çalışabildiğiniz sırada bir birikim sağlamalısınız. (Aslında bu, aylık geliriniz yarısını biriktirebileceğiniz kadar olsun ve o yarıyı harcamayın da biriktirin, demektir.) Çünkü emekliliğinizde yeter ücretiniz olmayacak; SSK’dan alacağınız emeklilik harçlığı, gelişmiş ülkelerden herhangi birine nispetle nihayet bir bahşiştir. Bu acı gerçeği sakın unutmayın!
Aranızda işsizler ve iyi kötü aldığı ücretten, küresel ekonomik kriz sebebiyle kesintiler yapılmış olanlar da vardır, iyi bilirim. Fakir (ve adaletsiz) ülkenin talihsiz çocukları için üzülmekten gayri elden ne gelir!
*
Okan’ın programında sabahlara kadar pinekleyen ihtiyarın, bu hâline üzülen okurları için söylüyorum. Okan ve ekibi bu kış art arda üç gece huzurunuzda olacak. Bu ay başlayacak programların ben gene cumartesi gecelerine katılacağım. İhtiyar yoruluyor, diye dertlenmeyin. Yüzlerce gencin arasında saatler geçirmek, Okan ve ekibi sevgililerimle her hafta sonu buluşmak bana kaplıca tedavisi gibi iyi geliyor. Kafileye İstanbul kızımız da eklendi, yavaşlamaya hiç hakkımız yok. İşi ihmal edemem.
Hatta hanımlar beyler, farkındaysanız ben bir teklife daha evet dedim bu arada. NTV’liler beni aralarına almak istedi diye, tek kelimeyle «mutluyum!» Ömer Özgüner ve Can Kozanoğlu yönetiminde, Mirgün Cabas’ın sunduğu Günlerin Getirdiği adlı programa devamlı misafir olarak beni de çağırdılar. Çarşamba akşamları 20.00-22.00 arası.
Ben sahiden sevmediğim biriyle ortaklık edemem. Mirgün öteden beri, ekran kişiliği olarak da çok beğendiklerimdendir.
Geçen çarşamba bismillah dedik. Kendinizi özletmeyin!

Dil Yâresi
Bugün de kendi yaramızı saralım, dedim. Erişkinler hoş görsün «Papaza kızıp oruç bozmak»tan söz ettiğim yazıda, gençlerin yadırgayabileceği eski kelimeler var.
Bence şunlar:

* Hâletiruhiye. i. (Arapça, hâlet «durum», ruhiyye «ruhla ilgili»). Bir kimsenin düşünce ve davranışlarına hâkim olan, içinde bulunduğu ruhsal durum.

* Dimağ. i. (Arapça) 1. Beyin. 2. Akıl, bilinç.

* Nikbinlik. i. (Farsça, nik «iyi», bin «gören» ve Türkçe lik takısı.) Her şeyi iyi tarafından görme durumu, iyimserlik.

* Küşâyiş. i. (Farsça guşaden «açmak» fiilinden). Açılma, ferahlama; açıklık, ferahlık.

*Taam. i. (Arapça) 1. Yemek, aş. 2.Yemek yeme. / Taam etmek. Yemek yemek.