PKK tuzağına dikkat uyarısı

Aramızdaki haberleşme temposu bana da lâgar gelmeye başladı. Sizlere bazen, Radikal'deki şu yazıya bir göz atın, öbürünü dikkatle okuyun, berikini kesip saklayın, demek istiyorum.

Aramızdaki haberleşme temposu bana da lâgar gelmeye başladı. Sizlere bazen, Radikal'deki şu yazıya bir göz atın, öbürünü dikkatle okuyun, berikini kesip saklayın, demek istiyorum. Ama dünkü gazeteyi ara ki bulasın, değil mi?
– Televizyon açık mı? Hemen şu kanala geçin, diyeceğim... Ama ne mümkün! Ee! İnterneti boşlar mısınız!..
Atlantik Okyanusu'nun her gün bir kıyısından öbürüne uçakla geçermiş gibi, devamlı bir jet-lag halinde yaşıyoruz. Size ne desem, bir gün geç kalıyor.
– Çocuklar gibi sizler de, dediğimi okumak isterseniz internet imkânınız var onu kullanırsınız, diyerek, devam edeyim.
ABD Senatosu'nun işgüzar anlayışsızlığı ile PKK çetecilerinin yeni saldırganlığı üst üste geldi. Asker de, «Tutmayın beni!» tavrıyla siyasetçiyi sıkıştırmaktan geri kalmıyor. Sınır ötesi harekât ihtimali, hepimizin zihninde çöreklenmiş bir sual işareti. Hangi sese kulak vereceğimizi, kimin yazısını okuyup da salim bir fikir edineceğimizi bilememenin sıkıntısını çekiyoruz.
Bu zonlanmayla dünkü Radikal'de ben, bakın neleri okudum. Sırayla söyleyeyim:
Murat Yetkin, ABD Büyükelçisi Ross Wilson'dan naklen, Amerikan yönetiminin huzursuzluğumuzun farkında olduğu haberini veriyordu. Londra'da, Lübnan'da, Katar'da yayımlanan Arapça gazeteler başyazılarını bu konuya ayırmışlardı. (Radikal'in okuyarak öğrenmek isteyenlerin çok sevdiği Dış Yorumlar sayfasından aktarıyorum.) Sonra Tarhan Erdem'in, «Onlar (çoğumuzdan söz ediyor), Türkiye'nin aşama aşama bölünmesinde dolaylı katkısı olan, örtülü PKK yandaşlarıdır» diyen Devlet Bahçeli'ye hak ettiği cevabı vererek içimizi ferahlattığı yazı.
Bence dünkü Radikal'de günün yazsı, Ömer Taşpınar'ın «PKK'nın tuzağına düşmek üzereyiz» başlıklı makalesiydi. Zihnimdeki sualleri bilirmişçesine kaleme alınmış bir yazıydı. Hayır özetleyemem, tavsiye ederim.
Dil Yâresi

  • Haberde değil, haberin birinci sayfadaki anonsunda deniyor ki: «Türkiye'den yurtdışına gitmek zorunda kalan bilim insanları, AB fonları sayesinde dönüş yapıyor.» (Radikal, 15 ekim).
    – Yapmalarını bir yana koysanız da, rahatça dönseler memleketlerine... Olmaz mı?
    Adlar
  • Bayram günleri bir tartışma konusu da, bayramın adıydı: Şeker Bayramı mı, Ramazan Bayramı mı? Köşekadılarından etimolojik (köken bilimsel) açıklamalarda bulunanlar bile oldu.
    Şemseddin Sami Şeker Bayramı adını, sözlüğüne alacak önemde görmemiştir. Cumhuriyet döneminin hemen bütün sözlüklerinde, bayramın iki adına da yer verilmiş; Şeker Bayramı'nın, Ramazan Bayramı'nın halk dilindeki karşılığı olduğu belirtilerek.
    Benim nasıl bir çevreden geldiğimi artık biliyorsunuz. O dünyada bu bayramın adı Şeker idi. Ramazan, oruç tutulan ayın adı.
    Şeker adını çocuklar koymuş olabilir, diyorlar. Öyleyse, iyi etmişler!
    Geri dönsem kınar m'ola il bizi?
    Bizim mesleğin gençleri beni kınıyor, farkındayım. Gözden kaçmış veya üzerinde durma ihtiyacı duyulmamış bazı hataların, yanlışların, özensizliklerin altını çizdiğim için.
    Bir başlık görüyorum: «Önce eşini öldürdü, sonra kaçan kızını.» (Radikal, 15 ekim. Bir AA haberi.) Çifte cinayetin mahalli Kırıkkale'nin Balışeyh İlçesi. Sanık «kasap» Ragıp Kandemir. Evde kavga ettiği eşi Fadime'yi ekmek bıçağıyla öldürdükten sonra, imdat yetişin diye bağırarak evden kaçan 18 yaşındaki kızı Nazmiye'yi yakalayıp, onu da sokakta bıçaklayarak öldürüyor.
    Evden küçük oğlu Emre'yi alarak, ana-babasının evine gidiyor. Marifetlerini anlatıyor, çocuğu emanet ediyor ve «Ben galiba intihar edeceğim» deyip sırra kadem basıyor. Radikal'in haberi jandarma Ragıp'ı arıyor, diye bitiyordu. Bir not daha: Ragıp aynı zamanda Tarım Kalkınma Kooperatifi Başkanı'ymış.
    Hani kasap'tı Ragıp? Ne olmuş, kasaptan kooperatif başkanı olmaz mı? Yoksa iki yakınını bıçakla doğrayarak öldürdüğü için, haberi kaleme alan muhabir kasap kelimesini orada meslek adı olarak değil de, suçluya yakıştırdığı sıfat olarak mı kullandı?
    *
    İçim rahat etmedi zahir. Biraz sonra aynı habere Sabah'ta rastlayınca (Hem de 3'üncü sayfanın tepesinde), üşenmedim baştan sona bir daha okudum. Muhabir Funda Yüksel vermiş haberi.
    Daha ikinci satırda duralıyorum: Ragıp Kandemir evet kasap, ama aynı zamanda Belediye Meclisi üyesiymiş. Tarım Kalkınma Kooperatifi Başkanlığı'ndan bahis yok.
    *
    Bir başlık daha: «KKR, Un Ro-Ro'dan önce First Data'yı aldı, Türkiye'ye girdi» (Hürriyet, 15 ekim). Hemen altbaşlığını okudum: «Finans kuruluşlarına kart, ATM ve POS yönetimi hizmetleri sunan ABD'li First Data, Un Ro-Ro'nun yeni sahibi de olan özel yatırım fonu KKR'ye 29 milyar dolara satıldı. Böylece KKR'nin Türkiye'deki ilk yatırımı Un Ro-Ro değil, First Data olda.»
    – Vay canına! desem de anladığımı sanmayın. Beni hayrete düşüren, «29 milyar dolar» lafı. Satılan nedir, satıcısı, alıcısı kimlerdir? Benim, bu başlığı çözecek bilgim ve haber metnini okuyacak cesaretim yok. Kınayacağınızı bilsem de, pes ederek gene Karacaoğlan'a döneyim.
    O der ki: Getir oğlan, ben geyeyim postumu / Kimse bilmez garazımı, kastımı; / Gurbet ilde koydum, geldim dostumu, / Geri dönsem kınar m'ola il bizi?