Polise sahip çıkalım amma...

Polislik çok meşakkatli bir iştir. Çalışma gününüz, saatiniz belli olmaz. Geceleri ve tatil günleri de hizmet verilen bir iştir onlarınki.

Polislik çok meşakkatli bir iştir. Çalışma gününüz, saatiniz belli olmaz. Geceleri ve tatil günleri de hizmet verilen bir iştir onlarınki. Karda kıyamette karakol dışı işlere koşarsınız. Polis dediğiniz bir anlamda da, mütevazı maaşına karşılık ölüm tehlikesini göze alarak çalışması gereken, hayli farklı bir devlet memurudur.
Hele bizde bu yorucu ve tehlikeli mesleğin mensupları, hizmet verdiklerinin dualarından çok, her yönden gelen beddualara muhatap olurlar.
Eski bir polis-adliye muhabiri olduğumdan mı nedir, bana çoğu yerde, mübalağa üzre kötülenen polisleri savunmak düşer. Tekrarlar dururum:
– Hanımlar, beyler! Polisin belinde tabancası, elinde cop dediğiniz sopası var. Hepimizin malı olan Devlet, ona niye verdi bunları dersiniz? Dur dediği durmayınca, başka şekilde önlenemez suç fiilinde ısrar edince, herhalde kullansın, diye... Yanılıyor muyum?
*
Son aylarda polisin sık sık tabancasını kullanma ihtiyacı duyması, tartışmalara ve yaygın şikâyetlere yol açtı.
İzmir'de, dur ihtarına kulak asmadığı ve alkollü olduğu iddia edilen genç Baran Tursun'un, direksiyon başında, beynine isabet eden bir kurşunla öldürülmesi (Ateş eden bir polisti), hayır efendim bardağı taşıran son damla oldu, demeyeceğim. Nasıl bir bardaksak biz, doldur doldurabildiğin kadar, taşmanın ne anlama geldiğini hiç bilmedik. Bileceğe de benzemiyoruz.
Aynı gün, Ertuğrul Özkök ile Can Dündar köşelerinde, bu olaya ve konuya değindiler (Hürriyet ve Milliyet, 1 aralık 2007). Özkök, Belçika'da avukatlık yapmış bir hukukçunun mektubundan yola çıkmıştı.
Özkök ile avukat Hakan Hanlı, polisi suçlamada acele edenleri kınıyorlardı. Maktulün suçları görmezden geliniyor, diye: Baran Tursun aşırı alkollüydü. Aynı suçu daha önce de işlediği için, olay günü ehliyetsiz araba kullanma suçunu tekrarlamaktaydı. Ve iddiaya göre, polisin dur ihtarına rağmen durmamıştı.
Avukat savunmaya, arabada bomba da bulunabilirdi gerekçesiyle devam ediyor. O durumda polis görevini yerine getirmiş sayılırdı, diyor. Sulhi Dönmezer Hoca'dan naklen; Yargıtay'ın benzer bir durumda ateş edeni suçsuz sayışını hatırlatıyor. Ve Özkök bu bahsi, bir özdeyişle kapatıyor: «Her sosyal olayın mutlaka iki yanı vardır.»
Beride Can Dündar, 1990'da Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen fıkrayı hatırlatıyor. Bunda, «Kolluk kuvvetleri emrine uymayıp silaha teşebbüs edenlere doğruca ve duraksamadan ateş edebilir» deniyormuş. Şartlı öldürme yetkisi. Prof. Mümtaz Soysal konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürmüş. Mahkeme itiraza hak vermiş (6 ocak 99). Silah, direniş veya tehdidin gerekli kıldığı durumda ve ölçüde kullanılmalı. Herhalde, hayatî organlara ateş edilmemeli, demişler.
Tehlikeli görülerek iptal edilen «vur emri» 5 ay önce, herkes seçimle meşgulken bu defa Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'na yerleştirilmiş.
Ne var ki, o tarihten beri hemen her ay bir ölüm haberi alınmış: Nijeryalı Festus Okey. Yürüyüş dergisi satan genç. Avcılar'da polis tekmesiyle ölüm. İzmir'de Baran Tursun.
Anlaşılan, bu mesele üzerinde yeniden durmak gerekiyor.
Komplocu Tarhan Bey, öyle mi?
Arşivcilikte, sonradan aradığınızı kolay bulmak için, malzemenin hangi ad altında istifleneceğine işin başında doğru karar vermek, gerekiyor.
Tarhan Erdem'in son Konda anketi mesela. Dizinin beşinci kesiğini klasörüme dün yerleştirdim. Gün gün okumaya hafızam elvermiyor artık. Bitince, tek hamlede tamamını okurum.
Buna karşılık, Konda'nın bu son çalışmasından söz eden haberleri ve köşeyazılarını sektirmeden her gün okuyorum. Bu anket Tarhan Bey'in, milletvekili seçim sonuçlarını 12'den vurduğu bir önceki anketten adeta daha çok ses getirdi, desem, abartmış mı olurum?
Neydi bu olağanüstü ilginin sebebi? Kaç yerde birden okudum, size ben söyleyeyim.
Meğer bizim Tarhan Bey ketenpereye getirilmiş de, ruhu bile duymamış. Oysa ben başım sıkışınca onun (kapısını diyecektim az daha, ee alışkanlık) telefon numarasını çeviririm. Bilgi almak kadar, yorumunu da sormak için. Ondan daha güvenilir bir canlı kaynak bilmiyorum.
Seçim anketinin sonuçları da şaşırtıcı olmuş ve Tarhan Bey galiba sayı bilmiyor, diyenler seçim ertesi ondan nasıl özür dileyeceklerini bilememişlerdi.
Mahcubiyetten unuttular mı, yoksa acele edip o da yanıldı nihayet diye sevindiler mi, bilmiyorum; ama Tarhan Bey gibi pekâlâ da tanıdıkları birinden şüphe e-de-bil-di-ler!
Edenler arasında kimler yoktu, bir bilseniz.
Bu, giderek anlamını büsbütün kaybeden türban konusunda hepimizin daha çok bilgiye ihtiyacımız yok mu? Bakın Anayasa değişikliği deyince bile karşımıza, bu hacıyatmaz tabiatlı tartışma çıkıyor.
Aralarında, sosyolog olduğu rivayet edilenler bile var. Köşekadıları, 365 günün vaizleri. Herkesi kendi gibi bilmekten ötesine pek aklı ermeyenler.
Toplum için kamuoyu araştırması, kendi gerçeklerini öğrenmenin en güvenilir yollarından biri. Bu alanda, ki ahlaksızlığa da pek elverişlidir, Tarhan Erdem gibi bir nimetin kıymetini bilemeyenlere ne denebilir ki?
Tarhan Bey'i o farkında olmadan kullandılar galiba bahanesi, öylesine delik deşik ve zavallı bir paravan ki, bulunduğunuz tarafta duranları ciğerine kadar gösteren bir röntgen olmaktan öte bir işe yaramıyor.
Öylesine cesaret kırıcı meslektaşlarsınız ki, insanın kendini bir boşlukta hissederek ürpermemesi adeta mümkün değil.