Prof. Üskül'e ayıp ediyorsunuz

Bazı konularda her telden çalan köşekadılarının harekete geçeceğini hisseder ve o konuda bütün yazılanları okumaya çalışırım. Prof. Zafer Üskül'ün «Anayasamızı herhangi bir ideolojiyi öngörmeyen...

Bazı konularda her telden çalan köşekadılarının harekete geçeceğini hisseder ve o konuda bütün yazılanları okumaya çalışırım. Prof. Zafer Üskül'ün «Anayasamızı herhangi bir ideolojiyi öngörmeyen, dayatmayan bir anayasaya dönüştürmeliyiz» dediğini öğrenince, «Seyreyle sen gümbürtüyü!» tekerlemesiyle dikkatinizi çekmeye çalışmıştım
Zafer Hoca hakkında söylenmedik söz kalmadı sanırım:

  • Maksat ulus-devleti ortadan kaldırmaktır.
  • Milleti inkâr eden işbirlikçi bir teklif.
  • Dahilî ve haricî bedhahların bir sözcüsü.
  • Niyeti inkâr ederek, Atatürk ile bağımızı koparmak olabilir.
    Biraz insaflı olanlar da vardı:
  • Dediği doğru da olsa, açıklaması erkendi, dediler.
    Ben bu arada, Erdal Şafak'ın tam vaktinde kaleme alınmış iki güzel yazısını okudum (Sabah, 4 ve 5 ağustos).
    Aynı konuda fikir beyan ettikleri halde, diğer yazıları olsun okumayanlardan, dönüp de tarihini verdiğim o iki yazıyı okumaları beklenemez. Yerimin el verdiği ölçüde, Erdal Bey arkadaşımın müsaadesiyle, onun dediklerini özetlemeye çalışayım.
    Büyük kayıplarımızdan Prof. Bülent Tanör, TÜSİAD için hazırladığı ünlü raporda, demokratikleşmemizin bir şartı olarak (tam on yıl önce, 1997'de) Anayasa'nın ideolojiden arındırılması teklifinde de bulunmuş. Raporu TÜSİAD'ın isteğiyle güncelleştiren Prof. Üskül de orada, bu eleştiriye katıldığını belirtmişti. Son yaptığı, bu düşüncesini «tutarlılık adına» tekrarlamaktan başka bir şey değildi.
    1924 Anayasası'nda yer alan ifade milliyetçi'den ibaretti. 1937'de Anayasa'ya CHP'nin Altı Ok'u da eklenmişti. 1961 Anayasası'nda hatta, ırkçılığı çağrıştıran milliyetçilik terimi millî devlet olarak değiştirilmişti.
    12 Eylül müdahalesinden sonra yeni anayasayı hazırlamakla görevlendirilen Prof. Orhan Aldıkaçtı başkanlığındaki komisyon, bu konuda üniversite, yüksek yargı, meslek odaları, sendikalar, dernekler gibi kuruluşlardan görüş ve teklif istemiş, ve şu iki ibare yeni anayasaya bu kurumlardan gelen ortak ve yoğun istek üzerine eklenmişti: l Atatürk milliyetçiliği, l Atatürk ilke ve inkılapları. Atatürk ilkelerinin kesin tariflerinin yapılmasını isteyen kurum da Yargitay'dı.
    Allah razı olsun Erdal Şafak'tan. Bunları derli toplu ondan öğrendim. İçimizden hiç değilse birinin bunları bilmesi iyi. Bilmiyor ve yazılanı da okumuyorsak, o zaman İsmet Paşa'nın dediği.
    – Haydi canım sen de!
    İsmail Sivri, sizlere ömür!
    Her gidenin ardından ağlanır. Kaç gün önceydi bilemem, telefonda «Sen beni merak etme, diyordu. Ama güneye falan inerseniz, bize uğramadan geçmeyin!»
    İsmail Sivri'den söz ediyorum. Yarım yüzyıllık can dostumdan. Basın dünyamızın gelmiş geçmiş, «en güzel gönüllü» adamından.
    Ne yazsam gücümün, tanımamış olanlara onu anlatmaya yetmeyeceğini biliyorum. Olsun! Gene de yarın size İsmail'i anlatmaya çalışacağım. Eşi benzeri bulunmaz arkadaşımdan söz etmeden duramam, hiç değilse bu günlerde. Gene buluştuk hissini yeniden duyana kadar. Şu an bana, benden habersiz, bilmediğim bir yerlere gitmiş gibi geliyor.
    Bugün İzmir-Alsancak Hocazade Camii'nde kılınacak cenaze namazına katılamamaktan da muztaribim, sevgili kardeşim, güzel İsmail'im! Haberini, seni istemeyerek gönderdiğim yerden aldım dün, Milliyet'ten.

    Yüksek tabanlı ayakkabıları sevemedim. Bir ara modaydı, giyemedim. Yalova kayığı gibi, burun kısmı almış başını gitmiş ayakkabıları da hayretle seyrediyordum, daha doğrusu. Akıl erdiremiyordum, nasıl oluyor da basamak çıkıntılarına takılıp düşmüyor gençler diye... Baktım, Başbakan ile Genelkurmay başkanı da o kayıklara binmiş, merdiven iniyorlar.
    Denemek mi lazım, dersiniz?