Rahmi Koç'lu 40'ların GİF girişimini işitince, bir kere daha «Niye Olmasın?» dedim

Parayı sevenden vatansever çıkmaz, peşin hükmüne ömrüm boyunca katılmadım. Vehbi Koç mesela, anlamlı ve tutarlı bir vatanseverdi; onun, parayı hor gördüğünü söyleyene de hiç rastlamadım.

Parayı sevenden vatansever çıkmaz, peşin hükmüne ömrüm boyunca katılmadım. Vehbi Koç mesela, anlamlı ve tutarlı bir vatanseverdi; onun, parayı hor gördüğünü söyleyene de hiç rastlamadım.
Bir gün Nihat Gökyiğit dostuma gitmiş, Vehbi Bey.
– Hele sen iki ortağını da çağır, bir şey konuşacağım sizlerle, demiş.
Dediği özetle şu: Biz Eğitim Gönüllüleri işinden iyi sonuçlar aldık. Çok sayıda çocuğu seçerek alıyor ve okutuyoruz. Şimdi onunla çocuklarım, arkadaşlarım meşgul. Benim aklım daha çok, Nüfus Fazlası ve Aile Planlaması için neler yapabileceğimizle meşgul. Ama gecikmeden yapılması gereken ve bize düşen bir iş daha var: Taşa toprağa, ağaçlara, hayvanlara, sulara... Yani tabiata sahip çıkmak! Benim aklım diyor ki bunu da Nihat Bey ve ortakları takımı yapsın. Çünkü bunu ancak onlar yapabilirler.
Karşısındaki, iş hayatında çok başarılı üç dostunun (Nihat Bey’in ve eski mektep arkadaşı ve TEKFEN’deki ortakları Feyyaz Berker ile Necati Akçağlılar’ın) bu teklifi hemen sahipleneceklerini doğru tahmin ettiğinden olmalı, ayrılmadan önce onlara bir de tavsiyede bulunuyor:
– İsterseniz Hayrettin Karaca’yı da alın aranıza, demiş. Onun babasının Yalova’da büyük bir arboretum’u (Botanik bahçesinin ağaç, ağaççık ve çalıların dikimine ayrılmış bölümü) var. Anlar bu işlerden yani...
Bu buluşmadan sonra ilk adımları atılan TEMA’nın neylesine etkili bir tabiatı koruma STK’sı haline geldiğini biliyorsunuz.
Perşembe günü benzer bir kuruluş hareketinin başladığı haberi vardı gazetelerde. Adı Global İlişkiler Forumu (GİF). Kuruculardan olan, ilk genel kurulda yenilenecek yönetim kurulu Rahmi M. Koç’un başkanlığında Hanzade Doğan Boyner, Gülsün Sağlamer, Hasan Çolakoğlu, Metin Fadıllıoğlu, Memduh Karakullukçu, Sönmez Köksal ve Özdem Sanberk’ten oluşmuş.
Diğer kurucu üyeler arasında Pekin ve Süher Pekinel Baran, Feyyaz Berker, Yılmaz Büyükerşen, Hikmet Çetin, Ömer Dinçkök, Prof. Ali Doğramacı, Bülent Eczacıbaşı, Tarhan Erdem, Üner Kırdar, Cem Kozlu, Altan Öymen, Ersin Özince, Rıza Türmen, Rona Yırcalı, Volkan Vural... gibi adlar görüyorum. Hepsini buraya sığdıramam.
Başkaca akademisyenler, hariciyeciler, emekli orgeneraller... Var oğlu var! 40 kişi diye bir not da vardı Radikal’deki haberde, ki beni ayrıca ilgilendirdi. Fransız Akademisi’nin üye sayısı da budur ve Kırklar Fransa toplumunun belli başlı kurumlarından birini oluşturur.
GİF’in amacı... uzun uzun anlatılacak gibi anlamlı ve önemli. Ama lafı daha da uzatırsam sayfayı çevirirsiniz diye, anladığımı özetle söylemeye çalışayım.
Dünya ülkelerinin benzer kuruluşlarıyla kol kola girerek ve kendi aramızda da kafa kafaya vererek, dünyamızın ve insanlığın meselelerini birlikte düşünmek; nelerin yapılması gerektiğini belirleyip, dünya halklarına ve kendi insanımıza da akıl fikir vermek.
Başta ABD, gelişmiş dünyada akıl-fikir-araştırma kurumları var ya, toplumu bilgilendirme ve yönlendirme çalışmalarına merkez oluşturan, bu geleneği Türkiye’de de başlatmak.
Evet global bir proje bu; ben olsam küresel derdim.
*
Radikal’in haberinden sonra aynı gün Sabah’ta yer alan, Erdal Şafak’ın «Think tank» başlıklı köşe yazısını okudum.
Kurucu heyetten üyelerin Çankaya’da kabulüne dair bir fotoğrafı Radikal’de görmüştüm. Sabah’ın Genel Yayın Yönetmeni (O işi yüzünden inşallah yazmaktan vazgeçmez! Benim gözümde tanıdık ve çok faydalı köşekadılarından biridir.) Başbakan’ı da ziyaret ettiklerini yazıyor. Hatta girişim «basının üst düzey yöneticileri»ne de tanıtılmış.
Amaçlarını, misyonlarını ve sağlayacakları faydaları da izahtan sonra, Erdal Şafak girişimin «Düşünçe kuruluşu» diye nitelenmeyi de istemediğini söylüyor. «Çünkü düşünce kuruluşları genellikle bir siyasal veya ideolojik görüşün fikir laboratuvarı olarak algılanıyor», ki GİF’çilerin istediği kesinlikle bu değil.
Şafak’tan son öğrendiğimiz de şu: Önümüzdeki ekim ayında İstanbul’da düzenlenecek İMF-Dünya Bankası zirvesi sırasında GİF de ilk etkinliğini gerçekleştirecekmiş. Tahmin ve temenni ediyor: «GİF’i bir kenara not edin. Çünkü kısa sürede özellikle uluşlararası ilişkiler alanında GİF, önerilerinin dikkate alınmasını gerektirecek bir ağırlığa sahip olacak.»
Not ettik, bekliyoruz.
*
Yukarıda geçen laflardan rica ederim, yapılan toplantılara bu adamı çağırmamışlar; o yüzden biraz bozuk neticesini çıkarmayın. Benzer toplantılara katılmaktan, çünkü pek az adam tanırım ben ve elde bir kadehle saatlerce dikilmekten Allah bilir ya hiç hoşlanmam. Ama adı geçene benzer girişimleri çok merak ederim.
Nedenini, daha rahat ve anlaşılır olacağı için şöyle anlatayım.
Bir gün Nihat Gökyiğit’e, sözü aklımdan çıkmayan bir projeye getirmek üzere sordum:
– Bir Türk Dili Akademisi sizi hiç ilgilendirmez mi, diye? Atatürk, Türk Dil Kurumu’yla bunun yolunu açmış, ama arkası getirilememiş. O kurum yıllardır, var ile yok arası bir varlık olarak, fedakâr insanların sabrı sayesinde duruyor. Hayır, böyle «Siyaseti, devlet ideolojisinin dümen suyunda» bir kuruluş değil, diye girmiştim lafa.
Niyetim, Kardinal Richelieu’ nün XVII. yy’ın ilk yarısının sonuna doğru kurduğu anıt-kuruluşun, yani Fransız Akademisi’nin (Enstitüsü’nün diyemiyorum) bir benzerini Türkiye’de de var edebilme hayalimi anlatmaktı.
O bir haber verdi bana: Bahçecilik ve çiçek yetiştirme alanında su sarfiyatını azaltmak üzere bir çalışmaya başlamışlar. Gene bir «sevimli heyecan içinde»ydi. E, bana da çenemi tutmak düştü.
*
Rahmi Koç ve dostlarının GİF girişiminden haberim olunca, içimde gene bir kıpırtı... Zaman zaman olur: «Niye olmasın canım?» diye, kendi kendimi gaza getiririm. Sonu gelmez ama...
Türkçe yanıbaşımda ve sessiz. Gene öyle, bekler durur garibim!