Referanduma gidebilir mi?

Hukukçular ile gazeteciler iki sözü yorumlamaya çalışıyor. Biri YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in sözü: «Devlet iktidarı» («Bugün Parlamento'daki siyasî çoğunluk sadece siyasî iktidarı değil...

Hukukçular ile gazeteciler iki sözü yorumlamaya çalışıyor. Biri YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in sözü: «Devlet iktidarı» («Bugün Parlamento'daki siyasî çoğunluk sadece siyasî iktidarı değil, ama devlet iktidarını da ele geçirmek istiyor.» demişti Hoca.)
Eser Karakaş, «Teziç Hoca'nın, kendi kitabında dahi sadece bir kez ve çok spesifik bir kapsamda kullanmış olduğu bu kavramı, ülkemizin çok sıkıntılı bir döneminde niçin bir demecine temel yaptığını anlamakta zorlanıyorum» diye itirazını söylüyor (Star, 14 mayıs).
Engin Ardıç da «Galatasaraylı Erdoğan Ağabeyi»ni uyarıyor: «Böyle giderse olarak siyasî tarihe geçeceksiniz» diyor (Akşam, 14 mayıs).
Teziç de onlara cevap verirse, şenlikli bir tartışma başlayacak, demektir.
*
Tartışmaların bir diğer odak noktası, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'nun şu sözü oldu: «Belirli bir oy sayısı üzerinde kabul edilen Anayasa değişikliklerinin, Cumhurbaşkanı tarafından referanduma götürülmesi söz konusu değildir.» Ve itiraz sesleri yükseldi. l «Cumhurbaşkanı her zaman için referanduma götürebilir. Anayasa 175 açıktır» (Prof. Mümtaz Tarhan, Vatan). l «367 ve üzeri bir oyla gönderilse bile, cumhurbaşkanının bunu halk oylamasına götürme hakkı vardır» (Prof. Hikmet Sami Türk). l «330 ile 367 arasında oy çıkarsa zaten referanduma götürmesi gerekir. 367'yi geçtiği anda onaylayabileceği gibi, referanduma gitme yetkisi de vardır» (Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu). l Sabih Kanadoğlu, Ergun Özbudun, İbrahim Kaboğlu, Burhan Kuzu gibi hukukçular da cumhurbaşkanı referanduma gidebilir görüşünde.
Derken efendim, Zaman'daki başlık dikkatinizi çekecek, «Hukukçular Tuğcu'ya destek verdi: Köşk seçimi kolaylaşmalı!» Profesörlerden Zafer Üskül ile Yavuz Atar, Meclis'teki toplantı yeter sayısı 184 olarak kabul edilmelidir, görüşündeler.
Bırakırsanız uzayıp gidebilecek bir tartışma konusu daha.
Asıl, biz gene mitingleri ve daha önce sayılarının milyonu aştığını hiç görmediğimiz bu toplaşmalarda insanlarımızın, bize ne demeye çalıştıklarını konuşalım istiyordum.
Bizim tartışmaya değil, bu konuda asıl anlamaya, algılamaya ihtiyacımız var.
Dil Yâresi

  • Pazar akşamı Popstar Alaturka'da senden söz ettiler.
    – Edebilirler, dedim; hepsi tanıdığım, sevdiğim insanlar.
    Armağan Çağlayan bir yarışmacının sesini sası bulmuş. Biri o da ne demek, diye sormuş. Bir diğeri, (Osmantan galiba) haydi Hakkı'ya soralım, demiş. Oysa bunun anlamını Orhan Gencebay da, Bülent Ersoy da bilmeliydiler. Armağan «Tatsız, tuzsuz» demiş, ki doğrudur.
    Ayrıntı gerekirse, halk ağzında yer etmiş, Eski Türkçe bir kelime. Şemseddin Sami, «Nemden, rutubetten dolayı küf ve çürük kokan» diye tarif etmiş. Meydan Larousse, «Çürük ve küf kokusu çıkaran. Kokuşmuş» diyor. Türkçe Sözlük'ün tarifi de bu. Benim de kulağımda yer etmiş anlamına, sözlüklerimizin sonuncusu Ayverdi'de rastladım: «Tatsız, tuzsuz (yiyecek)» denmiş.
    Mahut'un mahudesi de vardır
    Burada ben hoşlanmadığım, beğenmedeğim, zararlı bulduğum bir fiilden söz ederken, failinin adını vermeye de özen gösteririm. Adını anamayacağını kötüleme, ahlakıdır bu. Şunu söylerken bu kuraldan uzaklaştığımı sanmayın:
    – Televizyonda yıllarca sohbet programları yaptım. Bana fikir (ve isim) verenlerin yadırgadığı bir inadım vardı. Bazı insanları kesinlikle istemedim karşımda.
    Program sahibinin (sunucu, yapımcı, servis şefi, her kim sahip sayılıyorsa onun) böyle bir seçme, daha doğrusu ayıklama hakkı olmak gerekir.
    Seyretmedim de Tuna Serim'in eleştirisinden öğrendim. Fox Tv'deki Bir Dilek Tut programında Yeşim Salkım, Hilal Cebeci ve Deniz Seki birbirlerine girmişler. Asgarî nezaket ölçülerini aşan sözler (Tercüman, 14 mayıs).
    Olan olduktan sonra şikâyetin faydası yok. Eskiden mahut zevat (bunun mahudesi de vardır) diye anılan insanlar, öyle her toplantıya çağrılmazdı.
    KİTAP RAFLARI
  • Gençlere sormak istiyorum:
    – Size, çocuklar ne yapın edin, memleketinizin yakın tarihini okuyun, öğrenin, diyenler oldu mu, oluyor mu?
    Beni uyardılar. Ben de söz dinledim vaktiyle. Ve uyaranlara ömür boyu dua ettim.
    Dün buluştuğumuz bir derlemeden sizi haberdar etmek istiyorum.
    Kabalcı Yayınevi, 14 ekim 1960-15 eylül 1961 tariheri arasında cereyan eden Yassıada duruşmalarında görülmüş 17 ayrı davanın gerekçeli karar metinlerini, Yüksek Adalet Divanı Kararları adı altında ve 904 sayfalık (devamında sanıkların ayrıntılı kimlik listesi de var) bir kitap halinde yayımladı. Kitapta, TSK Foto Film Merkezi'nce çektirilmiş 32 fotoğrafa da yer verilmiş.
    Hatırınızda Köpek Davası, Bebek Davası, Zimmet ve İrtikap Davası, Radyo Davası, Örtülü Ödenek Davası... gibi adlar kalmıştır.
    Ben zaman ayırıp tamamını dikkatle okumak istiyorum. Çoğu duruşmada ben de Yassıada'daydım. Benimki bir tür hafıza tazeleme.
    Ama siz de okuyun, istiyorum. Herkesten önce de benim genç okurlarım. İnsanı tanımanın en kestirme yolu, onu öğrenmeye yakınlarınızdan başlamaktır. Her zaman iç açıcı olmasa da...