Sandal Bedesteni'nde halı müzayedesi gibi, haraç mezat gazete satılıyor

Basında kavga deyince akla, köşekadıları arasındaki karşılıklı yazışmalar gelirdi. Çoğu edebî tartışmalardı bunlar, tadına doyum olmaz polemikler.

Basında kavga deyince akla, köşekadıları arasındaki karşılıklı yazışmalar gelirdi. Çoğu edebî tartışmalardı bunlar, tadına doyum olmaz polemikler. İlk örnekleri 1908'de bir yıl kadar süren basın özgürlüğü döneminde görüldüyse de, tam anlamıyla tartışmalar devri, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra çok partili düzene geçilince başladı. Kavgalar gazete yazarları arasında cereyan ederdi. Ahmet Emin Yalman ile Safa Kılıçlıoğlu, yani patronlar arası tartışma pek nadirdi.
Bir de... Gazeteler alınıp satılır mallar meyanında sayılmazdı o zamanlar. Daha ziyade biri batar, biri çıkardı. Cemalettin Saracoğlu 1948'de Yeni Sabah'ı satmıştı işadamı Kılıçlıoğlu'na. Necmettin Sadak ile Kâzım Şinasi Dersan'dan Akşam'ı 1957'de armatör Malik Yolaç aldı. Bir diğer iş adamı Habib Edip Törehan 1949'da başlattığı Yeni İstanbul'u gene işadamı olan Kemal Uzan'a sattı. Cihat Baban'ın 1954'te yayım hayatına giren Tercüman'ını 1962'de Kemal Ilıcak aldı, ama o da gazeteciydi. Dünya gazetesi de Falih Rıfkı Atay ile Bedii Faik'ten bir süre sonra Nezih Demirkent'in mülkiyetine geçti, o da gazeteci.
Bu adını andıklarım dışındaki gazetelerin sahipleri evvel âhir gazeteciydiler.
*
İşadamlarının gazetelerle ilgilenmesi son zamanlarda başladı. Yalnız bizde değil, bütün dünyada devam eden bir süreç.
Eee... babadan kalmış viranhaneyi satıp, o parayla bir gazete çıkarmanın mümkün olduğu günler çok uzaklarda kalmıştı. Gazetelerin büyük iş grupları haline gelmesi, sadece işadamlarının işi değil. Sosyal ve ekonomik etkenlerin de sonucu.
Başta yadırgamadık dersem yalan olur. Benim ustam ve ilk patronum Cihat Baban'dı. Genel yayın müdürü gibi çalışmaktan vazgeçemeyen biri; bana o hep, anasından gazeteci doğmuş gibi gelmiştir.
Ondan sonraki iki önemli patronum, gazete sahibi olmuş işadamlarıdır: Safa Kılıçlıoğlu ile Aydın Doğan.
Cihat Baban'a ağabey diyebilirdik. Ben patron denen kurumla Yeni Sabah'ta, Kılıçlıoğlu'nun kişiliğinde tanıştım. Zor bir adamdı, ben sevdim. O da beni sevdi diye biliyorum. Dostluğumuz son gününe kadar (yıl 1988'di) devam etti.
1961'de 212 Sayılı yeni Basın Kanunu yüzünden Babıâli'de toplu bir anlaşmazlık yaşandı. Patronlar ve çalışanlar karşılıklı saf tuttuk.
Yeni Sabah binasında, gazetenin bütün çalışanlarının katıldığı bir toplantıdaydık. Safa Bey resmen bastı bu toplantıyı. (Belinde tabancası da vardı, dediler. Ben görmedim.)
O konuşuyor. Çalışanlar adına da ben cevap veriyorum. O gün orada, herkesin önünde söylediğim bir şeyi, bir daha hiç konuşmadık. O bahse dönmek istemedi Safa Bey.
– Gazete sahibi ile büyük bir ticarî şirket ve tesisler sahibi patron arasında bence çok önemli bir fark var, dedim. Gazete de bütün diğer mülkler ve işletmeler gibi, sahip olunabilir bir varlık. Ama gazete sahipliğinin bir farkı, bir güçlüğü var. Gazete maddî mülkiyetine sahip olmakla biten bir mal değil. Gazetenin çalışanlarıyla da paylaşılması gereken manevî bir değeri var ki, üzerinde biz işçiler de hak iddia ediyoruz.
– Ne demek istediğini bir misalle anlatabilir misin?
– Çalışırım. Sizin yazdığınız veya yazdırdığınız başyazılar gazetemizde Yeni Sabah imzasıyla yayımlanıyor. Orada her yazılanla, hepimiz, her zaman mutabakat halinde olmuyoruz. Yanlış anlamayın, haddimi aşıp da size yazmayın veya bizim düşündüklerimizi yazın demiyorum. Sadece niçin sizin adınızla yayımlamıyoruz o yazıları, diye sorabilmek isterdim.
– Sordun işte, dedi gülerek; pekâlâ, bundan sonra dediğin gibi yaparız.
Yapmadık tabii...
*
1979'da Milliyet'i satın alıp da, çeyrek asırda Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük basın-yayın grubunu kuran patron Aydın Doğan'dır. Bu başarıdan cesaret alarak basın-yayın patronluğuna heves edenler de var, sahibi olduğu gazeteyi elinden çıkarmak zorunda kalanlar da...
Bizim Patron 1994'te Hürriyet'i satın aldıktan sonra, «Sen bu işe ne diyorsun?» diyerek, nezaketen bana da sormuştu.
– Günün birinde Hürriyet'in herhangi bir mülk gibi el değiştirebileceğini aklımdan bile geçirmemişim, dedim. Allah yardımcınız olsun! Büyük hedef haline geleceksiniz.
*
Şu son yıllarda, hemen her şeyimiz gibi basın-yayın dünyamızda da çok şey değişti. Bugün üzerinde durmaya davrandığım, mesleğimizle ilgili iki önemli değişikliktir.

  • Basın-yayın kavgaları günümüzde kalemşorlar arasında değil, artık gazeteler, hatta basın-yayın grupları arasında cereyan ediyor. Zaman zaman normal rekabet sınırları büyük ölçüde aşılarak... Köşekadıları arasındaki çekişmelerin çoğunu zevk alarak okuduğum halde, bir gruptan öbürüne geçip de, bir önceki aleyhinde yazıp söylemeye başlayanlardan tiksiniyorum.
  • Bir de gazete alım-satımından hoşlanmıyorum. Dedim ya, gazete mülkiyet yapısı da farklı bir bambaşka varlıktır. (Onu da söyleyeyim, Safa Kılıçlıoğlu gazetesini kapadıktan sonra, bütün taleplere rağmen Yeni Sabah adını satmaya razı olmadı. İmtiyaz, onun ölümünden sonra devredildi.)
    Evet, gazetelerin Sandal Bedesteni'nde halı müzayedesi yapılırcasına, maruf tabiriyle haraç mezat alınıp satılmasından ben son derece rahatsızım. Bu düşünce ve duyguda yalnız olduğumu da zannetmiyorum.