Sarıgül nerede, Obama nerde?

Dün durulmayan Obama furyasının daha bir süre devam edeceği belliydi. CNN Türk'te, cevabını benim de merak ettiğim suali, bir toplum-psikolojisi uzmanına sordular. Güzel açıklamalarda bulundu bulunmasına da, can alıcı...

Dün durulmayan Obama furyasının daha bir süre devam edeceği belliydi. CNN Türk’te, cevabını benim de merak ettiğim suali, bir toplum-psikolojisi uzmanına sordular. Güzel açıklamalarda bulundu bulunmasına da, can alıcı noktaya o da ulaşamadı gibi geldi bana. Obamani’den bile söz ediliyor. Milletçe etkilendik biz bu adamın farklı duruşundan, davranışlarından da, her zaman olduğu gibi, «Niye etkilendik?» sualinin cevabını bilemedik.
Lafın gümrüğü olmaz, evet ama bu bolluğa da kolay katlanılmaz, demek geliyor içimden.
Seçerek okuyalım isterseniz.
Dün, Obama konusunda okuduklarımdan bir cümle seçtim sizin için. Bizi ziyade heyecanlandıran bu son ziyaretin, uydulardan çekilmiş galiba denecek kadar uzak, ama pırıl pırıl net bir fotoğrafı gibiydi. Edebiyat, şiir tadı da olan bir cümle. Bana aydınlatıcı geldiği için, size de okutmak üzere ayırdım. Şöyle:
«Bendenize de sorarsanız, diyor; yepyeni bir çağ olan 21. yüzyılın küreselleşme süreci, Yunus’un diliyle ete kemiğe büründü, Ankara ile İstanbul’da Obama olarak göründü.» (Çetin Altan, 8 nisan, Milliyet).
Evet, size bir cümle de Çetin’in bu yazısının sonundan: «Değişmemekte inatlaşanlar da, anlamsız bedeller ödeyecekler ve sonra yine değişecekler...» Ve nihayet: «Bakalım Obama’nın ziyaretiyle ilgili yorumlar, daha kaç gün sürecek?»
Ben de katılıyorum bu suale, ama üzülerek. Çünkü yorumlar gene, benim asıl sualim cevaplanmadan sona erecek.
Bir kere daha söyleyeyim, şunu diyorum:
– Siyasî yapılanmamız oluşup şekillenmedi bizim. Siyasî partilerimiz sağlıklı değil. Çok partili düzene, hazırlanıp da değil hadiselerin zoruyla ve el yordamıyla geçtik, savaş ertesi dünyasında esintilere uyarak... Uyruk (tebaa) yanımız ağır basıyor. Öne geçecek biri, birileri gerekiyor bize, bir arada bir şeyler yapabilmemiz için. Son seçimde biri İstanbul’da CHP’ye oy kazandırdı biraz. Bir ilk hareketlenmedir diye sevindik. Yeterli değil elbette!
Obama’nın hepimizi harekete geçiren çekiciliği neydi diye ısrarla sormamın sebebini anlıyorsunuz değil mi? Anlayın lütfen ama gülmeyin! Demokrasimizin sağlığı, diriliği için hemen de tek ümidim bu benim. Bizi harekete geçirebilecek biri.
*
Gülün biraz diye de iki not size: l Yiğit Bulut «Evden çıkamaz hale geldim, diyor. Rasmussen İslama ve Türklere karşı olduğu için prim yapıyor. Obama bize 1915 olaylarını kabul edin, dedi. Çevrem çok mu akıllı? Köşeyazarları birer Einstein mı? Böyle olsa gerek, bu kadar güzelliği ben algılayamıyorum...» diye dertli (Vatan, 8 nisan).l Şirin Sever, Esquire’de okumuş. Mustafa Sarıgül’e «Obama da sizinkine benzer bir kampanya yapmıştı. Ondan mı etkilendiniz?» diye sormuşlar. Ondan beklenecek cevabı vermiş: «Obama’nın Sarıgül olması için daha 20-30 yıla ihtiyacı var!» (Sabah-Günaydın, 8 nisan).

«Försleydi» ile «förslord»a dair
Yüksek makam sahibi beylere olduğu gibi, aile yakınlarına düşen görevler de vardır, iyi kötü hepimiz biliriz. Özellikle kadın ve çocuklardan beklenen davranışlardır bunlar.
Öyle değil mi? Bir kraliçe, imparatoriçe, çariçe, bir kadınefendi (ki bizim padişahların nikâhlı eşleridir), hatta her ne sebepleyse kendisinden hanım değil de hanımefendi diye söz edilen bir «önemli» kadının, her aklına eseni yapması mümkün müdür?
Hayır! Bunlar, her zaman ve her yerde bir dinginliği, bir olğunluğu, bir saygınlığı gerektiregelmiş sıfatlar, daha doğrusu unvanlardır.
Bu nitelikler günümüzde (Benim çocukluk ve gençlik yıllarımda diyelim daha doğrusu) «Hanımefendi» hitabıyla payelendirilirdi. Günümüzde bu payelerin en üst kademesine «first lady»lik (Türkçe deyişle förstleydi’lik) deniyor.
Yüksel Aytuğ’da öyle demiş nitekim: «O first lady’ler ki, kocalarıyla paylaştıkları sırları, mezara götürmekle mükelleftirler» (Sabah-Günaydın, 8 nisan).
Yüksel’in sözünü ettiği hadisenin baş, daha doğrusu üç kahramanından biri Yaşar Nuri Öztürk. Yazar, söyler ve okutur takımından bir ilahiyat hocası ve bir siyasî partinin de başkanı. Eşinin toplum katlarındaki yeri nedir diye bana sorsanız:
– Bir profesörün, aynı zamanda parti başkanı olan bir beyin eşidir, derdim.
Yüksel beni düzeltiyor.
– Hayır, kocası yeterli oyu alsaydı bu ülkenin başına geçecek, eşi de «first lady» olacaktı, diyor.
Henüz değilse de «muhtemel» (Şimdi «olası» diyorlar amma, o aynı zamanda temenni anlamını da taşır gibi geldi bana; hani «kahrolası!» dendiği zaman...), yani günün birinde förstleydi diye anılabilecek bir hanımmış.
Adını vermiyor. Ben de yazmak istemem. Bu çiftin son günlerde magazin dünyasının bazı ünlüleri gibi, «Evli barklı adamın kendisi, eşi ve genç sevgilisinden oluşan meşhur» komedi üçlüsü durumuna düştüklerini anlatıyor. Gazetelerde ben de gördüm, ama merak etmedim doğrusu, okumamıştım. Meğer televizyonlarda da «en mahrem aile sırları ortaya dökülmekte» imiş.
Hayretini ifade ediyor Yüksel Aytuğ. Katılırım. «Yakışıyor mu sizlere? diye de soruyor; aile mahkemesine başvurup, kanunî yolları denesenize!» tavsiyesinde bulunuyor.
Bir nokta kalıyor geriye, benim anlayamadığım. O üçlüden herhangi birine değil, hayır; bizim Yüksel’e soruyorum:
– Förstleydi’nin bir vecibesi var da bu durumda, evli barklı förslord’un hiçbir sorumluluğu yok mu Allah aşkına?

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ali Tekin Erdem)
* ASİMKK’nın «Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele Kurulu Kumandanlığı»nın kısaltması olacağını söyledikten sonra, karar alındığında kurulun başkanı Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’ymiş diye yazdınız (Radikal 20 şubat 09).
Dediğinizde haklıydınız. Ne var ki, «Komutanlık» diye çözümlediğiniz ikinci «K»’nın temsil ettiği kelimenin «Kararı» olması gerekir gibi geldi bana.
Size bunu iletmek istedim.
– Teşekkürler, sağ olun!