Sarkozy zıpırı için bir uyarı

Obama'nın Kahire konuşmasını, Alevî Çalıştayı'nı, üniversitelinin asıl bölüm seçimini sonradan yapması tartışmalarını, Başbakan Erdoğan'ın dünkü basın toplantısında gazetecilerle yeniden öğür olmuşa benzer halini...

Obama’nın Kahire konuşmasını, Alevî Çalıştayı’nı, üniversitelinin asıl bölüm seçimini sonradan yapması tartışmalarını, Başbakan Erdoğan’ın dünkü basın toplantısında gazetecilerle yeniden öğür olmuşa benzer halini Dereden Tepeden’de kısa kısa konuşuruz. Dikkatinizi çekmemiş olabilir endişesiyle bugün burada Michel Rocard’ın Libération’da yer alan ve içinde AB ve Türkiye konularına da değindiği yazısı üzerinde duralım istedim.
Radikal’in çok faydalandığım Yorum sayfasındaki çevirisinden okudum Rocard’ın yazısını. (Fransa Sosyalist Partisi’nin Genel Sek-reteriydi, bakanlıklarda bulundu, 1988-1991 arası Fransa Başbakanı’ydı, hatırlarsınız. Şimdi ben akran ve siyasette berdevamdır.)
Avrupa Federasyonu rüyası, İngiltere ile Danimarka sayesinde hayli zaman var ki sona ermiştir, diyor Rocard. Bu iki ülke Avrupa Birliği’nde özümsenmeye yanaşmadı. AB’nin aslında, Birliğe dahil görünen ülkelerin eğitim, sosyal güvenlik, aile hakları, kültür politikaları gibi meseleleriyle ilgilendiği de yok zaten. Hatta kapsamlı ve ortak bir dış politikası bile yok AB’nin. Dava bu yanıyla çökmesine çökmüştür de, hâlâ mümkün farklı bir senaryo da yoktur, denemez.
AB genişlemekten vazgeçmiş görünse de, bu yönde dinamikleri tükenmiş değil. Katılımlar başarılı oluyor. Demokratik bir Avrupa Milleti yaratmak değil de, halkların yakınlaşmasına katkıda bulunmak. AB’nin bu durumda yapabileceği, giderek daha geniş bir alana yayılmak olabilir.
Avrupa genişleyerek, Dünya’nın medeniyetler çatışması engelini aşmasına pekâlâ yardım da edebilir. Bu meyanda Türkiye üyeliğinin reddi, Avrupa’nın kendini Hıristiyan kulübü haline getirmesi anlamına gelir. Akıllı, gerçekten öngörülü davranış Türkiye’nin dinine rağmen değil, AB bünyesine asıl Müslüman olduğu için alınmasıdır. Aynı mantık bütün Akdeniz’de, hatta ondan ötesinde de uygulanabilir.
Sarkozy zıpırı da umalım, Rocard’ın bu geniş ufuklu tavsiyesini okumuş ve anlamış olsun!

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Fahri Başıbüyük)

* Hakkı Bey, birçok kaynağa baktığım halde hepimizin bildiği bir atasözüne, bunlardan hiç birinde rastlamadım.
Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz!
Bu sizin de bildiğiniz bir atasözü değil mi? Sözlüklerde, bu arada Meydan Larousse’ta da kişi ve irfan maddelerinde aradım, bulamadım. Yanlış yaptıysam hatam nerededir? Başka nasıl aranabilir?
Türkçe Sözlük, Ömer Asım Aksoy’un Deyimler Sözlüğü ve Atasözleri Sözlüğü, sizin çok sevdiğiniz Kubbealtı Lugati (Ayverdi Sözlüğü) baktığım kaynaklar arasındadır.
Şimdi de izninizle size soruyorum.
– Diyebileceğim şudur: Atasö-zü, mesel niteliği kazanmış -aslında o niyetle yazılmamış- sözler, cümleler olduğu gibi, şairlerimizin meselleşmiş mısraları da oluyor.
Sizin sorduğunuz da böyle bir mısra. Şu beyitten alınmış:
Çeşm-i insaf gibi kâmile mizân olmaz / Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz. (Evet, «olamaz» değil «olmaz».)
Yazarı Talib Mehmed ve Bursalı Talib diye anılan (Âzim mahlasıyla da yazmıştır), Bursa’da doğmuş ve 1706’da Erzurum’da vefat etmiş şairimizdir. Besteleri de var. Öldüğünde Erzurum Kadısı’ymış. Mezarı da orada. Divanı basılmamış. İstanbul kütüphanelerinde yazma nüshaları var, diyorlar.

Obama «barış»; Erdoğan «edep»
Obama’nın Kahire konuşmasını, herhalde çoğunuz gibi ben de canlı televizyon yayınında dinledim.
1960’da Kennedy ABD başkanı seçilince de hissetmiştik, hem Vaşington’da, hem de dünyada bir şeylerin değişmesini artık hiçbir gücün önleyemeyeceğini. Ben, yarım asır kadar sonra Obama’nın seçilmesini de, Kennedy’yle başlayan dönüşümün önemli bir aşaması daha, diye değerlendirmiştim kendimce.
Şimdi niyetim, torunlarıma kehanet-füruşluk etmek (gelecekten haber verme iddiasında bulunmak):
– 2050’ye gelmeden dünya öylesine değişmiş olacak ki, bugünleri hatırlamakta güçlük çekeceksiniz.
* Çalıştay’larında bulunmadım amma, çeşitli Alevî kuruluşlarının, toplantıdan sonra Gürkan Zengin’in programında söylediklerini dikkatle dinledim (Arayış, 3 haziran, atv). Çözümlenmesi, uygulanabilir hale getirilmesi gereken meseleleri ve  Alevîden Alevîye değişen hayli farklı düşünceleri, dilekleri var. Onları dinlerken insanın:
– Bre çocuklar, bunca zamandır aranızda konuşup, düşünüp ortak noktalar belirleyemediniz mi, diye sorası geliyor.
Eee, İran’ın değil Türkiye’nin Alevîleridir sözünü ettiklerimiz. Yani hepimiz gibi onlar da yarma şeftali soyundan.
* Başta İsmet Berkan, Sabancı Üniversitesinin bölüm seçimi konusunda yeni öğrencilerine giriş ertesi süre tanımasını savunanlar var. YÖK’ün müdahalesi eleştiriliyor.
Bölümlerden birini giriş öncesi, demek ki gözü kapalı seçmiş olan gençlere, iki yıl süreyle bölüm değiştirme hakkı tanıyalım, diyorlar. Herhalde bir veya iki yıllık bir zaman kaybını göze alarak.
Bir zamanlar bizde de çok lafı edilen «Mesleğe yönelim» (Oriyantasyon profesyonal) diye bir kavram, bir kurum vardı. Bizde lafı edilir, firenk diyarlarında ilkokuldan itibaren belirlenirdi çocukların eğilim ve yetenekleri.
Adını anan yok. Öyle bir kavram da kalmamıştır artık!
* Başbakan, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın dünkü basın toplantısında sakin ve pek akıllı uslu bir hali ve üslubu vardı. Çok sayıda suale bir bir, uzun uzun cevaplar verdi. Kutlarım!
– «Akıllı uslu» dedin, her zaman öyle değildir, anlamına gelir. Biraz ayıp olmadı mı?
– Olmadı! O da bana bir gün önce «edepsiz» demişti; Ak Parti değil de AKP diyenlerden olduğum için. Ödeşmiş olduk!