Şaşkın ördek desem, suç mu?

Benim hesabıma göre 1946'dan bu yana on altıncı defadır ki bir genel seçimde oy vermeye gideceğiz. Şöyle bir durup etrafınıza bakın!

Benim hesabıma göre 1946'dan bu yana on altıncı defadır ki bir genel seçimde oy vermeye gideceğiz. Şöyle bir durup etrafınıza bakın! Bu işi olsun öğrenmiş de, usul ve erkânınca yapar gibi bir halimiz var mı bizim?
Seçimler partilerin büyük sınavı. Yaptığını derli toplu anlatan bir iktidar, yapacağını anlaşılır dille ifade eden bir muhalefet var mı karşınızda? Muhalefetin bakışaçısında 180 derecelik bir fark oldu. İktidar, kadrosuna yeni aldığı karşı cephelerden gelme taze adaylarla seçim bildirgesi hazırlamaya koyuldu.
Meclisteki partiler marifetleriyle mağrur iken, seçim düdüğü çalınca yarı takımlarını saha dışına aldılar.
Yakın geçmişte cumhurbaşkanını seçemeyerek bir kere daha askerî müdahale çukuruna yuvarlanmış olan siyaset, hiç fütur getirmeden aynı tehlikeyi yeniden göze alabiliyor.
Başbakan nihayet Cumhurbaşkanını ziyarete gitti, diye gazetelerimizde «Hamdolsun!» haberleri veriliyor.
Seçime haftalar kalmışken, ciddî sınır ve komşu ülke meselelerimiz varken, en güvenilen kurumumuzun liderleri hükûmeti tedirgin etmeyi vazife biliyor. Geceleri yatmadan haber dinliyoruz: yeni bir «Geç saat bildirisi var mı?» diye.
Partiler birleşiyor, seçim ittifakları yapılıyor. İktidara gelmeleri bir yana, bari Meclis'te sağlıklı bir muhalefet oluşturabilseler derken, Yüksek Seçim Kurulu ses veriyor:
– Adını yenileyen partiye katıldık katılmadık diyen partinin adayları var ya! Onlar artık seçime de katılamazlar.
İsmet Paşa işte bunlara derdi:
– Haydi canım sen de! diye.
Kürt Meselesi

  • Vatanî vazifesini yapan çocuklarımız karakollarda vuruluyor. Subay-nefer ikiliği çıkarmayı deneyeceğinize, sınır ötesi harekât düşüneceğinize, sınır berisindekileri koruyamamanın yolunu bulun, demek vardı; Oktay Ekşi yazdı (Hürr., 8 hzr.).
    DTP'nin Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, bir Kürt siyaset insanı olarak doğru dürüst laflar etti. Bu konuda bir diyeceğiniz yok mu, diye sormaya niyetliydim. Ben sormadan cevabını Erdal Şafak verdi: «Aysel Tuğluk, Kürt aydınları dediğimiz çevrelerin büyük bölümünün boy hedefi haline geldi» diyor (Sabah, 8 haziran).
    Dil Yâresi
  • Aydın Sami Güneyçal, Türkçe konusunda bilgisine başvurduğum bir dilcidir. Benim ve Perihan Mağden'in yanlışlarımızı işaret eden notunu aldım. Sağ olsun! El sürmeden size aktarıyorum.
    1. Perihan Mağden harikulade kelimesini harikûlade şeklinde yazdı. (Radikal, 1 mayıs ve 7 haziran). Demek ki hep böyle yazacak. Bu kelime harikulade yazılmakta ve hârikulâde diye okunmaktadır; «u» kısadır.
    2. Yine, «Sadettin Bey Cem Uzan vari bir robot (...) fiziğine haiz» diyor. (7 haziran). «Fiziğini haiz» demesi gerekmez mi?
    3. Siz bugün (8 haziran) her hâlü kârda diye yazmışsınız. Her hâlükârda diye bitişik yazılması gerekiyor.
    Yabancı Damat'la vedalaşma
    Televizyonda bir dizi mi başlıyor, yapımcısı kim diye bakıyorum. Türker İnanoğlu benim için güvenilir markadır. Allah için, yönetmen Taylan Kardeşler de çok iyiydi.
    Evet, Yabancı Damat'ı konuşalım, diyorum. Dün akşam 105'inci bölümünü seyrettik, haftaya bitiyormuş. Ben 52'şer haftadan demek ki iki yıl iki hafta sürdü, diyorum; haberi verenler «Üç mevsimdir devam eden» diyorlar. Giderek zaman hesaplarında da anlaşamaz hale mi geleceğiz, nedir?
    Bu çok tutulan dizinin, daha işin başında fark ettiğimiz gibi, zekâ eseri bir ana fikri vardı. Bırakın siyaseti, savaşları, saçma sapan anlaşmazlıkları bir yana, birbirini seven, yakından tanıyan iki halkın, sevimli kişilikler ve keyifli şartlarda bir güzel tokuşmasının hikâyesiydi. Biri Türk, öbürü Yunanlı dünür aileler arası, tadına doyum olmaz bir didişmeydi ki, haftalardır hiç sıkılmadan, güle oynaya seyrediyorduk.
    Biz evde, biri Yeşilköy'de, öbürü Arnavutköy'de ve Ortaköy'de Rumlarla birlikte büyümüş iki kişiden oluşmuş seyirci kitlemizle (!), dizinin en devamlı seyircilerindendik. Yapımcısıyla, yönetmenle, isabetli ana fikirle bitecek iş değil elbette. Bunlara ilaveten oyuncular takımının başarısı var.
    Gençleri (Nehir Erdoğan, Özgür Çevik, Engin Akyürek, İlker Aksum, Şinasi Yurtseven ve küçük Ozan Uğurlu'yu) hiç mi hiç yadırgamadık. Ve ustalar: dede rolünde Arif Erkin Güzelbeyoğlu, Tülin Oral (dedenin aşkı Yunanlı dünür), Seray Gözler, Ayla Karaca, Binnur Kaya, Yılmaz Gruda, Mazlum Kiper, Güzin Alkan.
    Sonra efendim öfkelenmesiyle bütün kanının beynine sıçraması bir olan baba Erdal Özyağcılar; pınarında hazır bekleyen bitmez tükenmez gözyaşlarıyla telaşlı anne Sumru Yavrucuk, komşu ailenin reisi Zeki Alasya... Ee, sahiden sevilecek bir diziydi bu.
    Biz, iki kişi olarak değil, evcek, ailecek, Yabancı Damat'a emeği geçmiş, ekranda görelim görmeyelim herkese, içimizden gelerek teşekkür ediyoruz. Başladığında benimsemeye hazırlandığımız, sonra «Dur hele bakalım, vazgeçtim demekte acele etme!» diye birbirimize destek olmaya çalışsak da, sonunu getiremeyeceğimizi anlayıp seyretmekten vazgeçtiğimiz o kadar çok dizi var ki!
    İçlerinden biriyle sonuna kadar devam edebildiysek, biterken böyle biraz da hüzünlenerek, yaratıcılarına, yapımcılarına, oyuncularına, bir de yazıyla teşekkür etme ihtiyacını duyuyoruz. Çok görülmez herhalde.
    Türker Bey Dostum, eyvallah!